butt

  1. Noun dip, uç, dipçik, sap, kütüğün kalın tarafı.
    butt end: kalın uç.
    butt joint: düz ek.
    butt
    weld: düz kaynak (eki), alın dikişi.
  2. Noun kalıntı, izmarit, birşeyin kullanılmaya elverişsiz son parçası.
    a cigar butt.
  3. Noun (bkz: buttocks ).
  4. Noun sigara.
  5. alay konusu, gülünç şey/kimse.
  6. (a) silahlı atışta hedef arkasındaki toprak duvar, (b)
    butts: (üstüne tüfeği dayayıp atış yapılan)
    istinat duvarı.
    the butts: atış alanı.
  7. (bkz: butt hinge ).
  8. hedef, sınır.
  9. bitişik olmak, komşu olmak.
  10. (birşeyin) ucunu tespit etmek/bağlamak.
  11. ucuca koymak, eklemek, iki şeyin uçlarını birleştirmek.
  12. tos vurma(k), süsme(k).
  13. kafa ve boynuzla vurma(k), itme(k).
  14. çıkıntı yapmak, uzanmak.
  15. (dişliler) birbirine çarpmak.
  16. Noun fıçı, varil (bira, şarap vb. için).
  17. Noun hacim ölçüsü: 108 imperiyal galon (≈ 491 litre).
  18. Noun yassı balık. (bkz: halibut )
dipçik
dipçiklemek Verb
su fıçısı
düz menteşe: kapı kapandığı zaman duvar içinde değil dış yüzeyde kalan menteşe. Noun
(başkasını) işine karışmak, burnunu sokmak, müdahale etmek, destursuz girişmek.
It's none of your
concern, please don't butt in: Bu seni ilgilendirmez, lütfen burnunu sokma.
(marangozlukta) düz ek: tahtaları yanyana getirerek (üstüste bindirmeden) yapılan ek. Noun
tüfek dipçiği
karışmamak, müdahale etmemek, burnunu sokmamak.
Nobody asked your opinion, so butt out: Kimse
senin fikrini sormadı, sen buna karışma.
dipçik demiri/levhası. Noun
ucu küt ok. Noun
uç uca kaynak. Noun
alın kaynağı Noun, Construction
hedef olmak Verb