clean

  1. ak
  2. temiz, lekesiz, pak.
    a clean plate.
    a clean piece of paper: temiz (yazılmamış) kâğıt.
    a
    clean record: lekesiz sicil.
    to make something clean: bir şeyi temizlemek.
    to keep something clean: bir şeyi temiz tutmak.
  3. arı, saf.
  4. Physics ışımetkin saçıntı bırakmayan (atom silahı), (b) ışımetkin/radyoaktif olmayan, tehlikesiz.
  5. kusursuz.
    a clean diamond.
    as clean as a new pin: tertemiz, pırıl pırıl.
  6. halis.
  7. Printing hatasız, yanlışsız, pek az düzeltme/tashih gerektiren.
    a clean piece of work. a clean copy of the report.
  8. engelsiz, arızasız, seyrüsefere müsait.
    a clean harbor.
  9. temiz ahlâklı.
    have clean hands: namuslu olmak, rüşvete el sürmemiş olmak.
  10. düzgün, pürüzsüz.
    a clean cut with a razor.
  11. masum, temiz ahlâklı, erdemli, faziletli.
    He leads a clean life.
  12. mikropsuz, hastalıksız.
    Cats are considered clean animals.
    clean bill of health: sağlık/sağlam
    raporu (hastalık olmadığını belirten rapor).
  13. dürüst, mert, kurallara/yasalara riayet eden.
    a clean fighter.
  14. (din bakımından) (a) helâl, yenilebilir.
    We must only eat meat from clean animals. (b) günahsız,
    temiz yürekli, fesatlık bilmeyen.
    All who are clean may enter God's house.
  15. mevzun, biçimli, mütenasip, ölçüleri muntazam.
    She has a clean profile.
  16. sade, zarif.
    a clean literary style. The clean lines of the minaret.
  17. uyuşturucu madde kullanmayan.
  18. mükemmel, fevkalâde, usta, mahir.
    a clean throw. a clean jump. a clean serve in tennis. a clean escape.
  19. kolay, zorlukla karşılaşmayan.
    The bank robbers made a clean getaway.
  20. kesin, tam.
    make a clean sweep: tam temizlemek, (spor) bütün oyunları/yarışları kazanmak.
    a
    clean break with tradition.
    clean through: tamamen.
  21. masum, suçsuz, kabahatsiz.
  22. nezih, kibar.
    a clean show for the whole family. a clean joke.
    keep the conversation clean: nezih/kibar konuşmak.
  23. (a) (gizlice) silah taşımayan, silahsız.
    The police searched him, but he was clean. (b) bomboş.

    The ship returned home clean, no fish had been caught.
  24. tertemiz, temiz/nezih/kibar bir şekilde.
    to play the game clean.
  25. büsbütün, tamamen, iyice, mükemmelen, baştanbaşa.
    The sharp carving knife sliced clean through the
    roast. The bullet went clean through (his arm).
  26. temizle(n)mek, arıtmak, pakla(n)mak, yıka(n)mak.
    All surgical instruments must be cleaned after every
    use. Detergents clean better than most soaps.
  27. temize havale etmek, bütün paraları kazanmak/alıp gitmek.
    The cards were marked, I got cleaned:
    Kâğıtlar işaretli idi, bütün paraları ben kazandım.
sinirleri altüst olmak Verb
aklını kaçırmak Verb
(US) beladan sakınmak Verb
alnı pak olmak Verb
bütün kadrosunu yenilemek Verb
suçu bulunmamak Verb
arınmak Verb
ikrar/itiraf etmek, gerçeği söylemek, suçu kabullenmek.
Come clean! İtiraf et!
itiraf etmek, gerçeği söylemek.
kuru temizlemek Verb
temizlenmesi kolay
tasviye için yarı fiyat ına
tehlikeden uzak durmak, yanlış/tehlikeli işlerden sakınmak Verb
yalayıp temizlemek.
yolsuzluk yapmaz gözüyle bakılan politikacı
şerefli, dürüst, mazisi temiz kişi (özellikle devlet adamı).
(US) kurumsal yatırımcılara ayrılmış yeni ihraç hisse senetlerinin tükenmiş olduğunu ifade eden terim
tiril tiril
tertemiz
kuru yük kabı
gıcır gıcır
tertemiz
silinmek Verb
silip süpürmek.
kara tahtayı silip temizlemek Verb
genel olarak kabul
bir poliçenin kayıtsız şartsız kabulü
temiz hava
ağırlığı önce omuz hizasına yükseltip birdenbire silkinerek yukarı kaldırma. Noun
hiçbir şart içermeyen veya herhangi bir belgeye bağlı olmayan bankaca kabul edilen senet
eksiksiz poliçe
herhangi bir belgeye bağlı olmayan bankaca kabul edilen senet
eksiz poliçe
poliçeye bağlı belge bulunmaması
temiz raporu/kâğıdı, iyi hal/yetenek belgesi.
The investigation committee gave him a clean bill of
health: İnceleme kurumu onun hakkında temiz raporu verdi.
temiz konşimento (malların gemi sahibince iyi durumda alındığını belirten konşimento
hasar görmeden sevk edildiğini bildiren konşimento
temiz konşimento
malların özürsüz
eşyanın emin ve düzenli bir şekilde istif edilmesini öngören konşimento
(US) cirosuz hamiline bono
şimdiye kadar herhangi bir işlem görmemiş , ilk durumunu koruyan tahvil
herhangi bir temdite veya tadilata veya ciroya tabi kılınmamış ilk durumunu koruyan tahvil
temiz anlaşma (standart kira anlaşmalarında gemi sahibi aleyhine değişiklik yapılmadığı anlamında
temiz vicdan
temiz kopya
belge veya mektubun temiz kopyası Noun
belge veya mektubun özürsüz
temiz kopyası Noun
şarta tabi olmayan kredi
açık kredi
sahte olmayan dolar
baştan aşağı/tepeden tırnağa kadar temizlemek/yıkamak/fırçalamak.
I'm going to clean down the car
this afternoon as it's getting very dirty.
eksiksiz poliçe
eksiz poliçe
vesikasız poliçe
temiz erke: elektrik, atom erkesi gibi havayı/çevreyi kirletmeden üretilen erke. Noun
itiraz kabul etmeyecek kanıt
itiraz kabul etmeyecek delil
namuslu
döviz kurunun merkez bankasının tümüyle denetimi dışında dalgalanması
temiz dalgalanma
temiz dalgalanma (hükümetin döviz piyasalarında ulusal paranın serbestçe dalgalanmasına müdahale etmemesi
unutulmuş
saf altın
suçsuz
masumiyet
kusursuzluk
davacının davasının dinlenebilmesi için aranan kusursuzluk şartı
(a) evi düzenlemek/tanzim etmek, (b) (bir kurumu/müesseseyi vb.) düzenlemek/nizama sokmak/iyi ve verimli
çalışır hale getirmek, tensikat yapmak.
The new mayor cleaned house.
teyit edilmemiş akreditif
yüzü pak alnı pak
namuslu yaşam süren
hasarsız yüklenmiştir
yük temiz
yük temiz hasarsız yüklenmiştir
temizlemek Verb
temizlemek Verb
(a) boşaltmak, boşaltıp temizlemek, (b) silip süpürmek, hepsini harcamak/tüketmek, altından girip üstünden
çıkmak, dibine darı ekmek, meteliksiz bırakmak.
to be cleaned out: meteliksiz kalmak.
The hotel bill cleaned me out.
I'm cleaned out of food: Yiyeceklerim tamamen tükendi. (c)
ABD - argo sepetlemek, kovmak, zorla çıkarmak, (d)
ABD- k.d. (kiracıyı) çıkarmak, tahliye etmek, (e) herşeyi çalıp götürmek, soyup soğana çevirmek.
The thieves cleaned out the store/the house.
limanı ekskavatörle taramak Verb
üzerine bir şey yazılmamış temiz bir sayfa kâğıt
reddi mümkün olmayan kabul etmez patent
itiraz kabul etmez patent
reddi mümkün olmayan patent
açık fatura karşılığı ödeme
temiz kâğıdı
temiz sicil
(Br) dolandırıcılık
tıraşlı
sakalsız ve bıyıksız
düzeltilmiş metin
temiz kâğıdı
temiz bir sayfa kâğıt
temizlenmiş gemi
karantina altında olmayan gemi
karantinaya alınmış
temiz/şerefli mazi/sicil.
parasını sızdırmak Verb
(a) kökten değiş(tir)me, temizleme, silip süpürme.
We want to make a clean sweep of all the old ideas
and start again. (b) kesin zafer.
Our party made a clean sweep of all places at the last election.
üzerinde tahrifat yapılmamış oy pusulası
(a) (baştan aşağı) temizlemek, paklamak, yıkamak.
She had to clean up after the children's visit.
(b) (kötü yerleri) kapatmak, faaliyetine son vermek.
They cleaned up the local bars. (c) bitirmek.
to clean up yesterday's chores. (d)
ABD- k.d. çok para kazanmak, vurgunu vurmak.
They cleaned up in stock market. He cleaned up a fortune playing cards. (e) nizama/intizama sokmak, asayişi sağlamak.
The new mayor cleaned up the city. The new government has promised to clean up the town by getting rid of all the criminals.
bilançodaki batık ve şüpheli alacakları tahsil ve tasfiye etmek Verb
bir şehri ahlak bakımından temizlemek Verb
birinin arkasını toplamak Verb
temiz su
arı su
unutulmak Verb
net kâr
çevre temizleme
mertçe savaşmak/mücadele etmek.
iz bırakmadan kaçmak/kaybolmak, sırra kadem basmak.
iyice temizlemek.
She gives the room a good clean every day.
temiz sicili olmak Verb
sabıka kaydı olmamak Verb, Law
masum olmak Verb, Law
temizletmek Verb
itiraf etmek, içini boşaltmak.
herşey itiraf etmek, içini dökmek.
You'll feel better if you make a clean breast: Herşeyi itiraf edersen ferahlarsın.
herşeyi itiraf etmek, içini dökmek, bütün kabahatlerini/günahlarını açıklamak.
bütün işleri süpürmek Verb
kesin bir şekilde halletmek Verb
tertemiz, gıcır gıcır, yepyeni, pırıl pırıl vb.
The room was as neat as a new pin: Oda tertemizdi.

She was as neat as a new pin: Pek şıktı/iki dirhem bir çekirdekti.
koşarak uzaklaşmak, tabanları yağlamak.
kaçıp gözden kaybolmak.
temizlemek (argo) Verb
namusu ile
Bölge Temiz Hava Merkezi Müdürlükleri Noun, Organizations