clear

  1. Adjective aydınlık, açık, bulutsuz, güneşli.
    a clear day. a clear sky. Sunday was such a clear day you could see for kilometers.
  2. Adjective parlak, pırıl pırıl parlayan.
    a clear flame. clear eyes.
  3. Adjective saydam, şeffaf, berrak.
    Water is a clear liquid.
  4. Adjective saf, temiz, parlak.
    a clear yellow.
    as clear as mud: bulanık, kirli, çamur gibi.
  5. Adjective duru, pürüzsüz, kusursuz.
    a clear complexion.
  6. Adjective belirgin, keskin, vazıh.
    a clear outline.
  7. Adjective berrak, pürüzsüz, net.
    a clear voice/sound.
    a clear profit: net kâr.
  8. Adjective açık, sarih, vâzıh, bedihî.
    clear, concise answers.
    to make one's meaning (= oneself) clear:
    maksadını açıklamak, sözlerini tasrih etmek.
    to make clear: açıklamak, tavzih etmek.
    I wish to make it clear that: Şurasını açıklamak isterim ki …
    a clear thinker: açık fikirli.
    to be clear about something: bir şeyi iyice anla(t)mak.
    Are you quite clear about that: (a) Bunu iyice anladın(ız) mı? (b) Bundan tamamıyla emin misin(iz)?
    send a message in clear: açık (şifresiz) bir haber göndermek.
  9. Adjective anlaşılabilen, anlaşılması kolay, kolayca açıklanabilen.
    The ultimate causes of war may never be clear.
  10. Adjective besbelli, apaçık, âşikâr, bedihî, düpedüz.
    a clear case of misbehavior/murder.
  11. Adjective şüphe ve tereddütten âzâde, şüphe götürmez, emin.
    a clear explanation.
  12. Adjective müdrik, iyi anlayan/kavrayan.
    a clear mind.
  13. Adjective masum, temiz, kabahatsiz, suçsuz, günahsız, müsterih, -den âzâde.
    a clear conscience: müsterih
    bir vicdan.
    My conscience is clear: Vicdanen müsterihim.
    clear of guilt: suçsuz, suçtan âzâde.
  14. Adjective sâkin, âsûde.
  15. Adjective engelsiz, serbest, açık (arazi), -den temizlenmiş.
    a clear view/road. The road is clear of snow now.
  16. Adjective (tehlike vb.'den) uzak, açıkta.
    We're clear of danger now.
    keep clear: uzak durmak.
    Keep
    clear of him as far as possible: Mümkün mertebe ondan uzak dur.
    to be/get clear of something: (bir şeyden) kurtulmak, sıyrılmak, yakayı sıyırmak.
    The town was clear of the enemy.
    to get clear of debt: borçtan kurtulmak.
    The coast is clear: Tehlike yok/ortalık sütliman.
    All clear!
    ask. Tehlike kalmadı (alarm bitti).
    sound the “all clear.”: tehlike geçti/alarm bitti işareti vermek.
    to stand clear: uzak (açıkta) durmak, sokulmamak.
    The moment the train was clear of the station: Tren istasyondan ayrılır ayrılmaz.
  17. Adjective düzgün, dalsız budaksız, dümdüz, (kütük, ağaç gövdesi vb.).
    The trunk was clear for 6 meters above the ground.
  18. Adjective boş, yüksüz, hamulesiz.
  19. Adjective kesin, salt, mutlak, kat'î.
    a clear victory: kesin bir zafer.
    clear majority: salt çoğunluk.
  20. Adjective takıntısız, muaf, borçsuz, yükümsüz.
    clear estate: borçsuz/ipoteksiz gayrımenkul.
    Municipal
    bonds return as much as 10 percent, clear of taxes.
  21. Adjective safi, net.
    a clear $1,000 after taxes.
  22. Adverb açıkça, âşikâr olarak, sarahatle, açık/vazıh bir şekilde.
    speak loud and clear. It was too dark to
    see clear.
    He is clear wrong: Açıkça/âşikâr olarak yanılıyor.
  23. Adverb tamamıyla, tamamen, kâmilen, büsbütün, tâ, sonuna kadar.
    It sank clear to the bottom: Tâ dibe
    battı.
    to go clear off the road: yoldan tamamıyla uzaklaşmak.
  24. Verb (hava) aç(ıl)mak, berraklaşmak, durul(aş)mak, duru/berrak hale gelmek/getirmek.
    After the storm the
    sky cleared.This soap should help clear your skin.
  25. Verb açıkla(n)mak, açıklığa//vuzuha/sarahate kavuş(tur)mak, tavzih/tasrih etmek, tevazzuh etmek, şüpheden
    âzâde kılmak, belirsizlikten/müphemlikten kurtarmak.
    clear the air: (a) durumu açıklamak, herşeyi açıklayarak ortalığı yatıştırmak, gerginliği gidermek, işleri düzeltmek.
    His detailed explanation cleared the air and everybody was satisfied. (b) havayı temizlemek.
  26. Verb boşaltmak, tahliye etmek, (halkı) uzaklaştırmak/dışarı çıkarmak.
    to clear a courtroom of photographers.
    The police cleared the people from the palace gates.
  27. Verb yol açmak, kürümek, engelleri kaldırmak/aşmak, ayıklamak.
    Whose job is to clear snow from the road?

    clear the way: yol açmak, engelleri kaldırmak.
  28. Verb temizle(n)mek, öksürerek boğazı temizlemek (balgam vb. çıkarmak).
  29. Verb temize çıkarmak, ibra etmek, zan veya şüpheden kurtarmak.
    The judge cleared the prisoner of any crime
    and set him free.
    clear one's conscience: vicdan huzuruna kavuşmak, vicdanı müsterih olmak, içi rahat etmek.
  30. Verb aşmak, (engele takılmadan) geçmek, selamete çıkmak, tehlikeyi atlatmak.
    The ship cleared the reef.
    The horse easily cleared every fence.
    clear an obstacle: dokunmadan engelden aşmak.
  31. Verb açık(ta) durmak, uzaklaşmak, uzak durmak.
  32. Verb (çek, ticarî evrak vb.) tahsil etmek, değiştirmek, hesabını kapatmak/temizlemek, borcunu ödemek/tasfiye
    etmek.
    It takes 3 days to clear a cheque. I like to clear my debts as quickly as possible as I don't like owing people money.
  33. Verb (mektup, telefon konuşması vb.) işleme tâbi tutmak, (mahalline) yollamak, elden geçirmek.
    The dispatcher
    clears hundreds of items each day.
  34. Verb net kâr sağlamak, safi kazancı … olmak.
    He cleared $900 in a transaction. He clears $30,000 a year easily.
  35. Verb (a) gerekli işlemleri yaparak gemiyi veya yükünü serbest bırakmak.
    clear a ship: gemiyi boşaltmak;
    geminin bütün masraflarını vererek hareket iznini almak.
    clear in/out: gemi limana girerken/çıkarken gümrük vb. resmî formaliteleri tamamlamak, limana giriş/çıkış izni almak. (b) (gümrük) işlemini tamamlamak.
    The car cleared customs and was soon across the border.
  36. Verb onayla(t)mak, onayını/müsaadesini almak, izin vermek/almak.
    You must clear your plan with headquarters.
    The plans for a new road have been cleared by the local council.
  37. Verb, Military gizli evrakı görmesine izin vermek.
  38. Verb anlaşılmak.
  39. Verb (uçak vb.) giriş/çıkış/hareket izni vermek/almak.
    The plane took off as soon as it was cleared.
  40. Verb (mal, eşya) hepsi satılmak, satılıp bitmek.
    Wheat cleared rapidly.
  41. Verb denetleme/onaylama/teftiş/tahkik yetkisi vermek.
  42. Noun açıklık, açık/düz alan/saha, engelsiz arazi.
açıklık ve öngörülebilirlik Noun, Law
açık ve yakın tehlike Noun, Law
kendini temize çıkarmak Verb
vicdanıni rahatlamak Verb
vicdanını temizlemek Verb
vicdanını rahatlatmak Verb
masanın üstünü toplamak Verb
(Br) valizini gümrükten çekmek Verb
öksürerek boğazını temizlemek Verb
karantinayı kaldırmak Verb
boğazını temizlemek.
borcunu temizlemek Verb
demek istediğini açıkça belirtmek Verb
yaptığı masrafları ödememek Verb
okul günlerinin anısını belleğinde canlı tutmak Verb
ne yapacağını bilmek
bulutsuz
berraklaşmak Verb
tebarüz etmek Verb
tavazzuh etmek Verb
aydınlanmak Verb
belli olmak Verb
tebarüz
gün gibi meydanda
kesin olarak anlaşılan
apaçık
anlamak Verb
anlaşmaya varmak Verb
gemiyi netaya almak Verb
alarga
belirtmek Verb
bulanık
alarm çalmak Verb
uzak durmak, yaklaşmamak, kendini emniyete almak.
ayan beyan
aşikâr bir surette
ipoteği fekketmek Verb
ipoteği kaldırmak Verb
posta kutusunun içindekileri boşaltmak Verb
(US) Br çek tahsil etmek Verb
bir çeki takas etmek Verb
bir borcu temizlemek Verb
bir ipoteği fekketmek Verb
bir limanı terk etmek Verb
limandan çıkmak Verb
(a) emin, güven(il)ir, kararlı, azimli.
She seems quite clear about her plans. (b) kani, inanmış,
kanaat getirmiş.
to be clear about something: bir şeye kesinlikle inanmak, kanaat getirmek.
parlak ifade
bütün engelleri kaldırmak Verb
net meblağ
safi miktar
bir mülkü borçtan kurtarmak Verb
bir engeli kaldırmak Verb
yıllık net kazanç
vergi kesilmeyen irat
temizlemek Verb
toplamak Verb
senet keşide etmek Verb
ödenmiş senetler Noun
taksitle ödemek Verb
yayın gücü 50
000 vata kadar olan
temiz sözleşme
iç huzuru
vicdan rahatlığı
temiz vicdan
net günler Noun
yükleme limanında umulan hazır olma tarihi
neta günler (yükleme limanında umulan hazır olma tarihi ihbarında , bildirilmesinde , ilk ve son günlerin
saptanmış zamana eklenmeyeceği koşulu
ihbarında ilk ve son günlerin saptanmış zamana eklenmeyeceği koşulu
bildirilmesinde ilk ve son günlerin saptanmış zamana eklenmeyeceği koşulu
neta günler Noun
ilk ve son günlerin sayılmadığı süre
gün olarak tayin olunan ve hesabında ilk ve son günleri dikkate almayan vade veya süre
üzerinde ipotek gibi herhangi bir hak tesis edilmemiş gayri menkul
üzerinde herhangi bir hak tesis edilmemiş gayrimenkul
ipoteksiz emlak
açık ve kesin ispatlayıcı delil
masrafları temizlemek Verb
sarih ifade
güverteyi temizlemek Verb
savaşa hazır etmek Verb
yaklaşma için alanı müsait duruma getirmek Verb
yaklaşma için meydanı müsait duruma getirmek Verb
net yük
net kazanç
malları gümrükten çekmek Verb
okunaklı yazı
akıllı kafa
iyi düşünen kafa
şeffaf buz
gümrük
liman resmi gibi masrafların ödenmesiyle temize havale etmek Verb
bir gemi veya yükünü
net gelir
kesin belirti
açık belirti
sağlam muhakeme Noun
arazi açmak Verb
net zarar
salt çoğunluk
mutlak çoğunluk
makul piyasa değeri tam on dakika
masrafsız
düşmandan temizlenmiş
bedelini ödeyerek bir şeyi yükümlülükten kurtarmak Verb
uzaklaşmak Verb
ayrılmak Verb
kendini temize çıkarmak Verb
(a) boşaltmak, içindekileri çıkarmak, temizlemek.
clear out the closet. (b) kaldırmak, alıp (başka
yere) götürmek.
clear out your clothes from my closet. (c) kaçmak, sıvışmak, (birdenbire/çabucak) uzaklaşmak, çekilip gitmek, defolmak.
clear out! Defol! Çek arabanı! (d)
k.d. (zorla) dağıtmak, uzaklaştırmak.
The police cleared out the pickets by forces.
net kâr
kesin delil
ipoteksiz emlak
sabıkasız kaydı
terekenin borçları ödendikten ve belirli mal vasiyetleri ifa olunduktan sonra geriye kalan kısmı
son durulama Noun, Textile Industry
(US) açık yol
şifresiz oturum Information Technology
akıllı
yol açık ! işareti
yol açık sosi
açık gökyüzü
kenar mahalleleri ıslah etmek Verb
birini itham altından kurtarmak Verb
boş yer
bir şey açığa çıkarmak Verb
(US) iyi fırsat
mizan tutturmak Verb
sahilden neta geçmek Verb
gümrük ödemek Verb
güverteyi neta etmek (yapılacak görevi engellememesi için güverteyi uygun duruma getirmek Verb
güverteyi neta etmek Verb
duruşma sırasını bekleyen davaları temizlemek Verb
toprağı temizlemek Verb
mektup bu kutusunu boşaltmak Verb
yayıncılıkta
reklamcının bir istasyonda reklamı için zaman dilimleri ayırtması
itiraz edilemeyecek mülkiyet
ipotekten ari mülkiyet hakkı
sağlam tapu
şüphe götürmez mülkiyet
şüphe götürmez mülkiyet
(a) açıklamak, izah etmek, aydınlatmak, anlatmak, tavzih/tasrih etmek, çözmek, halletmek, (b) düzeltmek,
intizama/nizama sokmak, derleyip toplamak, temizlemek, (c) (hava) açılmak, (hastalık) iyileşmek, düzelmek.
bir meseleyi aydınlığa kavuşturmak Verb
bir sorunu halletmek Verb
(veraset vergisi) net tereke değeri
net tereke değeri
temiz su
açılmak Verb
açıkça belirtilmiş
bir şeyden kurtulmak Verb
bir şeyden uzak kalmak Verb
(otomobil) ani olarak önüne fırlayan bir kimseyi
kazada mağdurun kusurlu bulunmasına rağmen
açıktan geçmek Verb
kenara çekilmek Verb
birşeye yaklaşmamak Verb
sakınmak Verb