crack

  1. Noun, Geography yarık
  2. çatlaklık
  3. Verb şakla(t)mak, çatırda(t)mak.
    The whip cracked threateningly.
  4. Verb çatır çatır kır(ıl)mak.
  5. Verb çatla(t)mak, yar(ıl)mak.
    Don't pour hot water into the glass or it will crack.
  6. Verb (ses) çatallaşmak, titremek.
    His voice cracked with grief as he spoke about his dead brother at the
    funeral. His voice cracked with emotion.
  7. Verb, Chemistry (ısı etkisyle) ayrış(tır)mak.
  8. Verb pes demek, dayanamamak, (ağır ruhî baskı, işkence vb. karşısında) yılmak, çökmek, herşeyi açıklamak,
    kendine hâkim olamamak.
    After a long police interrogation the criminal finally cracked up and confessed his crime.
  9. Verb böbürlenmek, övünmek, çalım satmak, kendini methetmek.
  10. Verb vurmak, ânî bir darbe indirmek.
    The teacher cracked the disobedient pupil's fingers with his ruler.
  11. Verb (şişeyi) açmak, tapasını çıkarmak.
  12. Verb (çat diye ses çıkararak) kırmak.
    to crack walnuts: ceviz kırmak.
  13. Verb (kasa vb.) kırmak, açmak.
    Although the criminals used explosives they were unable to crack the safe.
  14. Verb (şifreyi, esrarengiz bir olayı vb.) çözmek, açmak.
    to crack the code. Detective Brown cracked the case.
  15. Verb zarar vermek, bozmak, hasara uğratmak.
    The unexpected evidence cracked his composure.
  16. Verb aklını kaçır(t)mak, deli etmek/olmak, delir(t)mek.
  17. Verb kedere/mateme boğmak, garketmek.
  18. Verb (şaka) söylemek/yapmak.
    to crack jokes: şaka/nükte yapmak, takılmak.
  19. Verb gevezelik/dedikodu yapmak, çene çalmak.
  20. Verb düşüncesizce/bilir bilmez konuşmak/söz söylemek.
  21. Noun çatırtı, patırtı, gümbürtü, âni gürültü.
    a crack of thunder. the crack of guns.
  22. Noun şaklama, şakırtı.
    the crack of a whip.
  23. Noun darbe, vuruş.
    She gave him a crack on the head for disobedience.
  24. Noun çatlak, yarık.
    a crack in the cup/in the window/in the ice.
  25. Noun aralık, (kapı, tahta vb. aralığı).
    He looked through a crack in the door.
  26. Noun kusur, arıza, hata, bozukluk.
  27. Noun akıl noksanlığı, kafadan sakatlık/çatlaklık.
  28. Noun çatlak/titrek ses.
    He had a crack in his voice: Sesi titriyordu.
  29. Noun (a) fırsat, şans, deneme fırsatı.
    give someone a crack at … : birisine … fırsatı vermek.
    take
    a crack at: fırsat bulmak, denemek. (b) girişim, teşebbüs.
    This is her first crack at writing a book.
  30. Noun alaylı/müstehzi/dokunaklı söz.
    What do you mean by that crack? He's always making cracks about my big feet.
  31. Noun mükemmel, yaman, usta, çok maharetli kimse.
    She is a crack in skiing.
  32. Noun övüngen, böbürlenen kimse.
  33. Noun hırsız.
  34. Adjective mükemmel, birinci sınıf, mahir, usta, becerikli.
çıtlatmak Verb
şakırdatmak Verb
şakırdamak Verb
başarılması güç iş
etkilenemeyen kimse
çatallı iş
çetin ceviz
idaresi güç kimse
kaçıklık
çetin ceviz
çetin ceviz, dikkafalı, inatçı, anlaşmaya yanaşmayan/idaresi güç kimse, çetin/çatallı iş, müşkül mesele.
girişimde bulunmak Verb
çamur çatlağı: çamur ve balçık kururken oluşan çatlak. Noun
sand crack Noun
kum çatlağı: atların tırnağında görülen bir hastalık.
quarter crack ile ayni anlama gelir. Noun
bir çatlağı kapatmak Verb
bir çatlağı doldurmak Verb
atın tırnağında çatlak.
(okumak için) kitabı açmak.
not to crack a book: kitabın kapağını açmamak, ders çalışmamak.
a
student who didn't one book all year.
bir şarap şişesinin boynunu kırarak açmak Verb
(bir evi) soymak, hırsızlık yapmak.
espri patlatmak Verb
şifreyi kırmak Verb
(hırsız) kasayı açmak Verb
gülümsemek.
çarpmak.
The boy fell and cracked his head against the wall.
sıkı önlemler almak Verb
sıkı tedbir almak, baskı yapmak, zor kullanarak bastırmak/sindirmek.
Police crack down on drunk drivers.
birine baskı yapmak Verb
vergi kaçakçılığını önlemek Verb, Accounting
tabanca patlaması
kıyamet alâmeti, kıyamet gününü bildiren işaret. Noun
kıyamet, dünyanın sonu. Noun
kırbacı şaklatmak Verb
pencereyi aralamak Verb
çekirdek birlik
(a)
argo ruhî bunalım/sinir buhranı geçirmek, bunamak, (b)
k.d. (arabayı) kazada paramparça/hurdahaş
etmek, kaza geçirmek, (araba) çarpmak, parçalanmak, (c)
argo gülmekten katılmak, katıla katıla gül(dür)mek, (d)
Brit. övmek, methetmek, (överek) göklere çıkarmak.
nükte yapmak, nükteli söz söylemek.
parmaklarını çıtlatmak Verb
kasayı açmak Verb
başarı imkânı, bir iş yapıp bitirme imkânı/fırsatı.
Instead of making the government's job harder
the opposition should give them a fair crack of the whip.
şafak sökerken.
cürme teşebbüs etmek Verb
biriyle paylaşılacak kozu olmak Verb
kıyamet, dünyanın sonu.
kıyamet kopması, dünyanın sonu.
until the crack of doom: kıyamete kadar.