good

  1. Adjective dürüst, faziletli, iyi ahlâk sahibi.
    a good man.
    good breeding: terbiye, iyi ahlâk.
  2. Adjective iyi mükemmel, yeterli, tam, tatminkâr.
    a good idea: iyi bir fikir.
    good food: mükemmel/yeterli
    besin.
    good health: tam/mükemmel sağlık.
    a good supply: yeterli erzak/malzeme.
  3. Adjective uygun, doğru, münasip, yerinde.
    It is good that you are here: Burada bulunmanız münasiptir.
    a
    good advice: yerinde bir nasihat.
    Do what seems good to you: Nasıl uygun görüyorsan öyle yap.
  4. Adjective uslu, itaatli. terbiyeli, kibar.
    a good child.
    Be good when we visit your aunt: Teyzenlere gidince uslu dur.
  5. Adjective kerim, cömert, hayırhah, samimî, lûtufkâr.
    a good deed.
    Please be good enough to close the
    door: Lütfen kapıyı kapayınız.
    It's good of you to help. Say a good word for me. a good king.
  6. Adjective (a) şerefli, saygıdeğer.
    a good name. My good friend. (b) geçerli, muteber.
    His cheques are
    not good, because he has no money. The ticket is good for one month.
  7. Adjective bilgili, kültürlü, iyi eğitim görmüş.
    She has a good background.
  8. Adjective güvenilir, emin, sağlam.
    You need good shoes for walking on the hills.
  9. Adjective arı, saf, hakikî, hilesiz, katışıksız.
    It is hard to tell counterfeit money from good money.
  10. Adjective doğru, geçerli, sağlam, sahih, dakik.
    good judgment. This watch keeps good time.
  11. Adjective yararlı, yarayışlı, faydalı, sıhhî.
    Fresh fruit is good for you. a good book.
  12. Adjective lezzetli, taze, bozulmamış/yenilebilir (gıda).
    A good apple. The eggs are old, I hope they're still good.
  13. Adjective hoş, lâtif, şen, zevkli.
    Have a good time.
  14. Adjective cazip, çekici, güzel, yakışıklı.
    She has a good figure.
  15. Adjective düzgün, pürüzsüz.
  16. Adjective candan, samimî, yakın.
    a good friend.
  17. Adjective yeterli, bol, dolgun.
    a good supply.
  18. Adjective âlâ.
  19. Adjective müsait.
    a good day for fishing. a good chance for getting a job.
  20. Adjective hünerli, akıllı, becerikli, mahir, yetenekli.
    a good manager. good at arithmetic. He's good at languages.
  21. Adjective kusursuz, mükemmel, dörtbaşı mamur.
    a really good job. a good play. to do a good job.
  22. Adjective yeni, temiz (elbise).
    Don't play in the woods, you're wearing good clothes. He wore his good suit to the office today.
  23. Adjective sağlıklı, sağlam, sıhhatli.
    good lungs. good eyes.
  24. Adjective tam, tüm, dolu, bütün.
    a good day's work: tam bir günlük iş.
  25. Adjective (a) büyük, çok.
    a good amount: büyük miktar.
    We travelled a good distance: Uzun bir seyahat
    yaptık. (b) en az, hiç olmazsa.
    It's a good mile away: En az bir mil uzaktadır.
    He wasted a good half hour: En az yarım saat kaybetti.
  26. Adjective (hava) güzel, lâtif.
    good weather.
  27. Adjective hayırlı.
  28. Adjective (et) yağsız.
  29. Adjective dini bütün, müstakim.
  30. Noun iyilik, hayır.
    do someone good: birine iyilik yapmak, hayır işlemek.
    He does a lot of good
    for the town by giving money to build new schools.
  31. Noun yarar, fayda, menfaat.
    I work for the good of my family.
  32. Noun iyi/hayırlı/yararlı şey.
  33. Noun sığır etinin niteliğine göre derecelendirilmesinde

    choice
    'tan (en âlâ, seçme) sonra gelen nitelik.
  34. Exclamation (bazen
    very good denir): iyi! güzel! mükemmel! pek âlâ!
  35. Adverb iyi. (
    Good sözcüğünün belirteç olarak kullanılması hakkında
    good1 sonundaki nota bakınız).
iyi niyetli olduğunu iddia etmek Verb
iyi niyetini belirtmek Verb
sözünün eri olmak, vaadini /sözünü tutmak.
birinin şöhretini kıskanmak Verb
yaptığı iyi işler için ödüllendirilmek Verb
bulunduğu mevkiden çok daha iyisine layık olmak Verb
sevindirmek, içini/gönlünü ferahlatmak.
sağlığı için
parasının karşılığını almak Verb
karınca kararınca yardım etmek Verb
birine ağzına geleni söylemek Verb
birisinin haline gülmek.
üstünlükleri olmak Verb
itibarını lekelemek Verb
parasını iyi bir şeye yatırmak Verb
talebinde haklı olduğunu ispatlamak Verb
iddialarını kanıtlamak Verb
düşmandan sıyrılmak Verb
hizmet teklifinde bulunmak Verb
iyi niyetini mazeret olarak ileri sürmek Verb
iyi niyetini ileri sürmek Verb
iyi niyetini göstermek Verb
memnun olmadığı halde memnun görünmek Verb
başarısını iyi eğitime atfetmek Verb
(US) çiftliğini uygun bir fiyata satmak Verb
doğru
iyi olmak Verb
yoluna girmek Verb
sonu iyi bitmek Verb
tatlıya bağlanmak Verb
amme menfaati
kaçak mal
iyice
fantezi eşya
kendini iyi hissetmek Verb
nihai mal
mamul mal
düşük mal
düşük mal
(politika) iyi komşuluk
haylaz
yaramaz
ticareti yapılmayan mal
gelirin artması ile birlikte kendisine olan salt talebin arttığı mal
normal mal
iyice
umumi menfaat
genel çıkar
hacizli mallar
yarı mamul
belirlenen mallar
bozuk eşya
iyi terbiye görme
çok iyi
pek iyi
sağlam mallar Noun
güvenilir kaynak
sahici banknot
ucuza satın alma
karşı iş
iyi davranış davranma
hüsnühal
iyi davranış
usluluk
iyi eğitim
iyi iş adamı
ucuza almak Verb
yakın ilgi Noun
makbul sebep
geçerli neden
iyi karakter
ucuz fiyat
hüsnühal
mukabil eda
görgü kurallarına dayanarak verilen karşılık
maddi değeri olmayan ve gerçek bir fedakârlığı temsil etmeyen şefkat gibi bir şey
(İskoçya) jüri üyeleri Noun
teminatlı alacaklar Noun
iyilik
haklı savunma
(borsada) teslim edilebilir
geçerli mazeret
iyi aile
uysallık
yakınlık
geçimlilik
adab-ı muaşeret
açık talih
ikbal
iyi talih
lütuf
iltifat
elverişli koşullar
güzel el yazısı
akıcı el yazısı
afiyet
(sigorta) sağlıklı
iyilik
sağlam
girişiminizde başarılar
mantık
itiraz kabul etmez jüri
çekici
yakışıklı
açık talih
şans Noun
kadem
terbiye
iyi not
nişancı
kârlı evlilik
orta kalite
iyi hafıza
iyi bellek
kalp olmayan para
iyi para
aktöre
iyi haber
müjde
hayırlı haber
muştu
iyi fırsat
geçerli senet
iyi plan
geçerli senet sunma
geçerli senet sunma
iyi ilerleme
iyi aile babası Noun
haklı sebep
muteber makbuz
iyi nam
iyi referanslar Noun
iyi şöhretli
şeref
iyi niyetler Noun
iyi güvence
sağlam güvence
sağduyu
iyi asker
partinin iyiliğini her şeyin üstünde tutan politikacı
neşe
sağlam kefalet
mal tarifesi
zevk
amaca uygun teklif mektubu
iyi ilişkiler Noun
borsada belirtilmiş bir fiyat
belirtilmiş bir süre içinde
iptal edilmediği ya da değiştirilmediği takdirde menkul kıymetler ya da emtia alımı ya da satımı emri
kanuni mülkiyet
itiraz kabul etmez mülkiyet
iyi değer
seçme mal
hayır işleri Noun
uslu dur
  1. well-behaved