question

  1. soru, sorgu, sual.
    question mark: (a) soru işareti, (b) bilinmeyen/meçhul şey.
    idle question:
    anlamsız/beyhude soru.
    leading question: belirli cevap bekleyen/verilecek cevabı belirleyen soru.
    loaded question
    : k.d. çok anlamlı/taraflı bir soru.
    rhetorical question: cevabı beklenmeyen/âşikâr gözüken soru.
    put a question: soru sormak.
  2. sorun, mesele, zorluk/müşkülât arz eden durum.
    a question of life and death: ölüm-kalım meselesi.

    an open question: sürüncemede kalmış/hallolunmamış mesele.
    a question of time: zaman meselesi.
    Success is merely a question of time: Başarı, sadece bir zaman meselesidir.
    that is not the question: mesele o değil.
  3. bahis, konu, mevzu, söz konusu.
    beyond the question: konu dışında, konu ile ilgisi yok.
    come
    into question: konu olmak, konusu edilmek, konu olarak ortaya çıkmak.
    the matter in question: söz konusu olan husus/mesele.
    There was some question of … : … söz konusu idi.
    There is no question of his being dismissed: Onun işinden çıkarılması söz konusu değildir.
  4. anlaşmazlık konusu, ihtilâflı mesele.
    raise a question about sth: bir şeye itiraz/muhalefet etmek, ihtilâfa düşmek.
  5. soruşturma, istintak, muhakeme.
    a general question
    huk. tanığa bütün bildiklerini söylemesini emreden soru.
  6. gensoru.
    question period = question time: gensoru zamanı/oturumu, mecliste bakanlara soru yöneltilen celse.
  7. önerme, önerge, teklif.
    put the question (to a meeting etc): teklifi oya koymak.
  8. kuşku, şüphe,
    beyond /past (all) question: hiç kuşkusuz/şüphesiz, hiç şüphe yok, asla şüphe götürmez.

    there is no question about it: ona hiç şüphe yok, o husus kesindir.
    without question: kuşkusuz, şüphesiz, şüphe yok ki, muhakkak.
    to obey without question: körü körüne/itiraz etmeden itaat etmek.
  9. soru/sual sormak, sorguya çekmek, istintak etmek.
    be questioned: sorguya çekilmek.
  10. sormak, araştırmak, tahkik etmek.
  11. kuşkulanmak, şüphelenmek, şüphe etmek, şüphe göstermek.
    He questioned her sincerity: Onun sadakatinden
    şüphe ediyordu.
    I question whether he will come: Gelip gelmeyeceği belli değil.
    I would never question his honesty: Dürüstlüğünden asla şüphe etmem.
    It is not to be questioned that … : …'den şüphe edilemez.
  12. itiraz etmek, karşı gelmek, inkâr etmek.
çok tartışılan bir konu
beyhude bir soru
üst düzeyde tartışmaya açık konu
soru yöneltmek Verb
bir soru yöneltmek Verb
soru sormak Verb
birine bir soru sormak Verb
sorunla ilgisi olmamak Verb
bir sorunla ilgisi olmak Verb
sorunu halletmek dilmiş varsaymak Verb
dava ya da iddiayı kanıtlanmış saymak Verb
konu dışı
yönlendirici soru
soru yu yanıtlamaktan beceriyle kurtulmak Verb
bir soruyu yanıtlamaktan beceriyle kurtulmak Verb
sınır sorunu
bir soru ortaya atmak Verb
ortaya bir sorun atmak Verb
bütçe sorusu
kabine sorunu
itirazda bulunmak Verb
bir şeyi kuşku konusu yapmak Verb
kabul etmemek Verb
bir şeyi şüphe konusu yapmak Verb
soru işareti uyandırmak Verb
sorgulamak Verb
birşeyi tartışmalı hale getirmek Verb
şaşırtmacalı soru Noun
tuzak soru Noun
şaşırtmalı soru Noun
söz konusu olan dava
dava konusu
evet veya hayır ile yanıtlanacak soru
yönlendirici soru Noun
baş soru
şüpheyi davet eden bir iddia
tekrar müzakere konusu olmak Verb
her zamanki azap
tartışma konusu
karşı soru
karşı tarafın tanığına soru sorma
sorguya çekme
karşı tarafın tanığına soru sormak Verb
tartışılabilecek sorun
tartışma konusu
gümrük tarifesini müzakere etmek Verb
kati sorun
nazik mesele
nazik sorun
iki seçenekli soru
bir soruyu yanıtlamak Verb
bir soruyu yanıtlamaktan kaçınmak Verb
doğu sorunu
bir soruya yanıt vermekten kaçınmak Verb
çevre sorunu
bir soruya yanıt vermekten kaçınmak Verb
sınav sorusu
bir soruya kaçamaklı cevap vermek Verb
mali sorun
sınır sorunu
temel sorun
bir tanığa bütün bildiklerini söylemesini emreden soru
konut sorunu
varsayımsal sorun
(a) söz/bahis konusu, bahis mevzuu.
the point in question: söz konusu mesele. (b) anlaşmazlık konusu, münakaşa mevzuu.
söz arasında sorulan soru
mahkemenin kararına kalmış sorun
ana sorun
işçi sorunu Noun
tarım sorunu
(a) güdümlü soru: arzu edilen cevaba iten soru, (b) baş sorun, en önemli sorun.
leading question of
the day: günün en önemli sorunu.
yönlendirici soru Noun
kanun meselesi
hukuki sorun
güncel sorun
güncel sorun
esas sorun
tartışılan konu
para sorunu
kuramsal hukuk problemi
adli mesele
ahlaksal sorun
ahlak sorunu
gündemdeki bir sonraki soruyu ele almayı önermek Verb
(sınav) seçmeli sorulu
nazik soru
çetin sorun
açık uçlu soru
kesin olmayan bir konu
tartışmaya açık konu
sürüncemede kalmış sorun
tartışılır
kesin değil
açık uçlu soru
yanıtlayıcının istediği gibi yanıtlayabileceği mülakat sorusu
yorumu açık soru
açık uçlu soru
yoruma açık soru
bir soruyu ciddiye almamak Verb
sual takriri
para sorunu
esas sorun
politik mesele
ortaya soru çıkarmak Verb
öncelik sorunu
: (Parlamentolarda) müzakere yeterliği önergesi.
move to the previous question: müzakere yeterliği önergesi vermek. Adjective
ilk sorun
esas sorun
sınama sorusu
birine soru sormak Verb
bir kıza talip olmak Verb
azap vermek Verb
(parlamento , Br) soru sorma
bir soru sormak Verb
ikide bir karşımıza çıkan soru
sık sık sorulan soru
bir sorunu çözmek Verb
bir soruyu yeniden sormak Verb
soru yu başka bir biçimde sormak Verb
bir soruyu başka bir biçimde sormak Verb
etkileyici soru: hitabette sırf dinleyicileri etkilemek için cevap beklemeden sorulan soru. Cevabı çok
defa açıkça bellidir.
The question was purely rhetorical: Soru sırf etkilemek için sorulmuştu
ikincil sorun
bir sorunu halletmek Verb
halledilmiş sorun
soruya cevap vermekten çekinmek Verb
kafasında bir soruyu çözmeye çalışmak Verb
sosyal sorun
sosyal konu
asıl meseleden söz etmek Verb
gümrük sorunu
vergi sorusu
teknik soru
usul hukukuna ait sorun
bir konu ortaya atmak Verb
bir soruya değinmek Verb
cevapsız soru, cevaplanmamış soru, muamma Noun
bir soruyu müzakereye koymak Verb
soru yu müzakereye koymak Verb
şiddetli tartışma konusu
hayati konu
bir sorun için oylama yapmak Verb
kesinlikle
bir adayı imtihan etmek Verb
bir adayı yoklamak Verb
tanığı sorgulamak Verb
bir tanığı sorgulamak Verb
bir tanığı sorguya çekmek Verb
bir seçimi tanımamak Verb
faturayı kabul etmemek Verb
çıraklık sorunu
soru formu
soru formüleri Noun
dinleyicilerden gelen soru
münazaa mevzuu
tartışmalı mesele
münakaşalı mesele
soru işareti, istifham (işareti):
?
çıraklık sorunu
herkesi ilgilendiren sorun
delil sorunu
maddi sorun
formalite sorunu
suçluluk sorunu
hukuk sorunu
liyakat sorunu
ikinci derece önemi olan sorun
para sorunu
imtiyazlarını kullanma meselesi
anlam sorunu
zaman sorunu
(US) (Senato) soru sorma saati
birini sorguya çekmek Verb
sıygaya çekmek Verb
soru zamanı
gensoru zamanı
mecliste bakanlara yapılan soruşturma
konu hakkında karar almamak Verb
bir konu hakkında karar almamak Verb
bir sorunu karar vermeden bırakmak Verb