1. etki, tesir.
    to have an influence on something: bir şeyi etkilemek.
    under the influence of
    fear: korku tesiriyle, korkudan.
    under the influence of drink: içki tesiriyle, sarhoşlukla.
    a good/bad influence: iyi/kötü etki.
  2. nüfuz, hüküm, baskı.
    He has got influence: nüfuzludur, sözü geçer.
    to use one's influence to
    get a job.
    undue influence: nüfuz suiistimali, nüfuzunu kötüye kullanma.
    to exert an influence (= to bring influence) to bear on sth: bir şey üzerinde bütün nüfuzunu kullanmak, baskı yapmak.
    to bring every influence to bear (in order to): (… için) elinden geleni yapmak, her çareye başvurmak.
    to have far-reaching influence: geniş/büyük nüfuz sahibi olmak, sözünü her yerde geçirmek.
  3. nüfuzlu/sözü geçen kimse,
    argo piston.
    man of influence: nüfuzlu/sözü geçen kimse.
  4. Astroloji esir, yıldızların yaydığına ve insanların mukadderatını etkilediğine inanılan ışınlama/radyasyon.
  5. Elektrik-Elektronik irkilim, (elektrostatik) endüksiyon.
  6. etkilemek, tesir etmek, etki/tesir altında bırakmak.
    Don't let him influence you = Don't be influenced
    by him: Onun etkisi altında kalma.
    I don't want to influence your decision: Vereceğin karara tesir etmek istemem.
  7. zorlamak, baskı altında tutmak, zorla/baskı ile yaptırmak, ikna etmek, kandırmak.
    My father influenced
    me to accept the job: Babam işi kabul için beni zorladı.