alive

  1. Adjective canlı, diri.
    The fish was still alive.
  2. Adjective hayatta, berhayat, yaşayan.
    the proudest man alive: hayattaki en mağrur insan.
    to keep something
    alive: yaşatmak, korumak, muhafaza etmek.
    the kindest man alive: dünyadaki en iyi insan.
  3. Adjective faal(iyette).
    The street was alive with people: Sokakta insanlar faaliyette idi.
    to keep courage
    alive: cesaretini kaybetmemek.
  4. Adjective hayat dolu, cevval, cıvıl cıvıl.
    She is more alive than most of her contemporaries: Çağdaşlarının çoğundan daha cevvaldir.
  5. Adjective renkli, pırıl pırıl.
    The room was alive with color: Oda renklerle pırıl pırıldı.
  6. Adjective, Electronics gerilim taşıyan iletken, faz iletkeni.
menfaatlerine sahip çıkmak Verb
yaşarlık
doğumdan sonra
canlı doğan çocuk
canlanmak, neşelenmek, coşmak.
sözleşmeyi sürdürmek Verb
bir sözleşmeyi sürdürmek Verb
patent hakkını sürdürmek Verb
bir patent hakkını sürdürmek Verb
bir sigorta poliçesinin geçerliğini sürdürmek Verb
(a) acele etmek, atik davranmak, hızlı hareket etmek, (b) uyanık/tetikte/zinde/dikkatli olmak, gözünü
dört açmak.
look alive! Dikkat et! canlan! gayret et!
canlı cenaze
halen mevcut patent
birinin hâlâ hayatta olduğunu kanıtlamak Verb
canlı olarak kurtarmak Verb
(a) insafsızca parasını yolmak, soyup soğana çevirmek, (b) azarlamak.
hayatta kalmak, sağ kalmak Verb, Biology
canlı, uyanık, haberdar, müteyakkız.
to be alive to: farkında olmak, hissetmek.
He is not only
breathing but quite alive to what is happening around him.
dolu, kaynaşan.
The river is alive with fish: Nehirde balıklar kaynaşıyor.
arı dolu
böcek kaynıyor
bomba gibi olmak Verb
dimdik ayakta olmak Verb
haydi! çabuk ol! kımılda! sallanma!
Look alive! We haven't got all day! Çabuk ol! Fazla vaktimiz
yok (Bütün gün seni bekleyemeyiz)!
yahu! be adam!
Ayol! Hey mübarek! Fesüphanallah! Nasıl olur!
Man alive! Where have you come from? Ayol, nereden
çıktın?
Man alive! Is it you? Fesüphanallah! Ayol bu sen misin?