bone

  1. kemik.
    backbone: belkemiği, omurga.
    breastbone = chestbone: göğüs kemiği.
    collarbone:
    köprücük kemiği.
    frontal bone: alın kemiği.
    funny bone: pazı kemiği.
    leg bone: bacak kemiği.
    vomer bone: saban kemiği.
    wishbone: lâdes kemiği.
    bone-black: kemik kömürü tozu.
    bone-idle = bone-lazy: çok tembel.
    a bag of bone = all skin and bone: bir deri bir kemik, çok zayıf.
  2. kılçık.
    fish bone: balık kılçığı.
  3. fildişi.
  4. kemikten yapılmış/kemiğe benzer şey.
  5. (korse için) balina.
  6. domino.
  7. kemiğini çıkarmak/ayırmak/ayıklamak.
    to bone a turkey: hindinin kemiklerini çıkarmak.
  8. (korseye vb.) balina geçirmek.
  9. (gübre olarak toprağa) kemik tozu koymak.

  10. bone up
    argo çok çalışmak,
    argo kuşlamak, hafızlamak.
    to bone up for an exam:
    sınava hazırlanmak.
    He's boning up for his finals.
    to bone up on a subject: bir konu üzerinde inceleme yapmak.
kupkuru, kav gibi.
karakter sağlamlığı
ekstra destek
belkemiği
bir deri bir kemik olmak Verb
blade ile ayni anlama gelir. kürek kemiği.
incik kemiği. Noun
içine işlemek Verb
(atın tırnağında) parmak, kemiği, toynak içindeki ayak kemiği.
köprücük kemiği
funny bone
dirsek ucu, dirsek kemiğinin hassas noktası, dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan sinirin geçtiği yer.
asgariye indirmek, lüzumsuz fazlalıkları atmak/temizlemek, kısıtlamak.
When father lost his job, our
living expenses had to be cut to the bone.
(atın ayağındaki) bukağı kemiği.
kılçık
dirsek ucu, dirsek kemiğinin hassas noktası, dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan sinirin geçtiği yer.
pastern (2).
kalça kemiği.
calcaneus Noun
hyoid ile ayni anlama gelir. dil kemiği, dilin kökünde bulunan U şeklindeki kemik.
kalça kemiği, herbiri üç parçanın (
ilium, ischium, pubis) birleşmesinden oluşan iki kalça kemiğinden herbiri.
aşık kemiği
gözyaşı kemiği: göz çukurunun ön kısmındaki ince, ufak, zarımsı kemik.
lachrymal, lacrimal ile ayni anlama gelir. Noun
uzun kemik, omurgalılarda kol/bacak kemiği. Noun
zar-dokudan gelişen kemik. cartilage bone.
elmacık kemiği.
parietal ile ayni anlama gelir. kafatası kemiği, kafatasının yan ve üst kemiklerinden herbiri.
(köpek) yeri kazıyıp kemik çıkarmak.
(at vb.) incik kemiği.
(anatomi) üzengi kemiği
timpan kemiği, kulak zarını tutan kemik.
çok çalışmak Verb
canını dişine takıp çalışmak Verb
ölesiye çalışmak Verb
bilek kemiği.
elmacık kemiği.
malar, malar bone, cheekbone ile ayni anlama gelir. Noun
kemik külü: gübre olarak ve ince porselen yapımında kullanılır. Noun
kemik boyası: kemiği kapalı kaplarda yakarak elde edilen siyah madde. Boya olarak ve renk gidermede kullanılır. Noun
ince porselen (kemik külü ile yapılır). Noun
kemikle ses duyurma: ses titreşimlerinin kafa kemikleri üzerinden beyne ulaştırılması.
kupkuru, kav gibi.
kemik külü: gübre olarak ve ince porselen yapımında kullanılır. Noun
buzlucam
çok tembel
uyuşuk
kemik erimesi Noun, Diseases
ilik Noun, Medicine-Health
kemik iliği Noun, Medicine-Health
kemik gübresi, kemik tozu. Noun
anlaşmazlık sebebi, ihtilâf konusu
kemik yağı. Noun
kemik sintigrafisi Noun, Medicine-Health
spavin
ineklemek Verb
(konuşma dili) çok çalışmak Verb
biriyle paylaşılacak kozu olmak Verb
biriyle paylaşacak kozu olmak Verb
paylaşacak kozu olmak, görülecek/hesabı/halledilecek davası olmak.
I have a bone to pick with you:
Seninle paylaşacak bir kozum/görülecek bir hesabım var.
Seninle görülecek hesabım var.
kendine düşen payı ödemek Verb
biriyle paylaşacak kozu olmak Verb
(Br) paçavracı
(Br) sokak eskicisi
  1. bonnet
  2. lady's cap
  3. bathing cap
  4. coif

Turkish Dictionary (Kubbealtı Turkish Dictionary)

  1. Kumaştan yapılan başlık