carry

  1. Verb taşımak, nakletmek, alıp uzağa götürmek.
    This ship carries coal/passengers. This pipe carries water.
    Many diseases are carried by insects.
    As fast as his legs could carry him: Tabana kuvvet/son hızla/nefes nefese.
  2. Verb götürmek.
    to carry a case to a higher court: bir davayı daha yüksek mahkemeye götürmek.
    A taxi
    carried me to the station.
  3. Verb kaldırmak, çekmek, taşımak, dayanmak, tutmak.
    This pillar carries the whole roof: Bütün çatıyı bu direk taşıyor/tutuyor.
  4. Verb (a) sürüklemek.
    The sea carried the boat westward: Deniz, kayığı batıya doğru sürükledi. (b) (başka
    iddialara vb.) yol açmak.
    One decision carries another. (c) hayran bırakmak, sürüklemek.
    He carried his audience with him.
  5. Verb beslemek, doyurmak, yetmek, geçindirmek.
    We have enough food to carry us through the winter: Bütün
    kış bize yetecek erzakımız var.
    Our money will carry us for about a week: Paramız bizi ancak bir hafta geçindirir.
  6. Verb bakmak, (paraca) desteklemek.
    The company will carry you until your illness is over.
  7. Verb üzerinde bulundurmak, taşımak, haiz olmak.
    In Britain police do not usually carry guns.
    to
    carry authority: yetkili olmak, salâhiyeti haiz olmak.
  8. Verb (top/tüfek vb.) menzili olmak, -e kadar gitmek/atmak.
    How far does this gun carry? The riffle carries about 2 km.
  9. Verb (ses) -den işitilmek, uzaktan duyulabilmek.
    My voice carries farther than his.
  10. Verb (stokta) bulundurmak, satışa arzetmek.
    This shop carries a wide variety of clothes.
  11. Verb gebe/hamile olmak.
    Our cow's carrying again.
  12. Verb (toplama ve çarpmada) elde tutmak/olmak.
    9+8 equal 17, write 7 and carry 1: 9+8 eşit 17, 7'yi yaz, elde var bir.
  13. Verb (gazete, radyo, TV) yayınlamak.
    All the newspapers carried articles about the government's plans.
    All the papers carried (the story of) the murder.
  14. Verb (içkiye) dayanmak, tahammül etmek.
    He can't carry more than 4 glasses of beer without getting drunk.

    carry one's liquor well: içkiye dayanmak.
  15. Verb içermek, ihtiva etmek, taşımak, geçerli olmak.
    The report carried a serious warning of future trouble.

    His word carries no authority: Sözü geçmez, sözünün değeri yoktur.
  16. Verb gerektirmek, … ile sonuçlanmak, sonu … olmak.
    Such a crime carries a serious punishment.
    This
    offense carries a penalty of $200: Bu suçun cezası 200 dolardır.
  17. Verb desteğini/güvenini/sevgisini kazanmak.
    The government carried the country and won the election.
  18. Verb (yasa teklifi, öneri, plân vb.) (a) onaylanmak, kabul edilmek.
    The law carried by 310 votes to 156

    The law/motion/bill was carried: Yasa/öneri kabul edildi. (b) kabul ettirmek, onaylatmak, geçirmek, onaylanmasını sağlamak.
    The government succeeded in carrying its plan through Parliament.
    to carry one's point: kendi fikrini kabul ettirmek.
    He carried his point.
  19. Verb ulaş(tır)mak, yüksel(t)mek.
    This building will be carried up to 36 floors. His ability carried him
    to the top of his profession.
  20. Verb belli etmemek, göstermemek.
    He carries his age very well; he looks fourty but in fact he is sixty.
  21. Verb (gövdeyi, başı vb. belirli bir durumda) tutmak, poz vermek, tavır takınmak.
    She carries her head high.

    to carry oneself well: vücudunu dik tutmak.
    Janet carries herself very nicely and attracts all the men.
    He carries himself with dignity: Vakur bir duruşu var.
    to carry in one's head: aklında tutmak.
  22. Verb büyük sorumluluk taşımak, yükü/sormluluğu üzerine almak, yüklenmek.
    The star carried the play.
  23. Verb üre(t)mek, yetiş(tir)mek, ürün/mahsul vermek.
    This land will not carry corn: Bu arazide mısır yetişmez.
  24. Noun menzil.
    This gun has a carry of 1200 m.
  25. Noun
    portage ile ayni anlama gelir. taşıma: geminin/kayığın iki göl/nehir arasında karadan nakli.
  26. Noun taşıma yolu: iki nehir/göl arasında geminin/kayığın taşındığı yol.
  27. Noun, Military yürüyüşte silah tutuş usulü.
ticaretinin yüzde 40'ını kendi gemileriyle yapmak Verb
çocuğu kucakta (kollarında) taşımak.
riski kendine ait olmak üzere taşımak Verb
(a) heveslendirmek, şevke getirmek, (b) iyi etki bırakmak, etkilemek.
kendi adı altında iş yapmak Verb
kendi hesabına iş yapmak Verb
işine devam etmek Verb
ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olmak Verb
hayatını tehlikeye atmak Verb
hayatıni tehlikeye atmak Verb
fikrinin doğruluğunu kanıtlamak Verb
amacına ulaşmak Verb
kendi fikrini kabul ettirmek Verb
amacına erişmek Verb
yükümlülüklerini gerçekleştirmek Verb
sözünü yerine getirmek Verb
yükümlülüklerini yerine getirmek Verb
vaadini yerine getirmek Verb
sözünü yerine getirmek Verb
çok ağır sorumluluk taşımak, ağır sorumluluk altında olmak.
öteye beriye koşup iş görmek Verb
taşıma
götürmek Verb
bir kanun önergesi tevdi etmek Verb
çıkarmak Verb
büyük stoku olmak Verb
bir kanunu kabul etmek Verb
bir üyeyi desteklemek Verb
bir teklifi onaylamak Verb
bir önergeyi oylamak Verb
bir önergeyi kabul etmek Verb
ceza gerektirmek Verb
takdir etmek Verb
bir kararı kabul etmek Verb
bir önergeyi ittifakla kabul etmek Verb
oybirliği sağlamak Verb
hava raporunu vermek Verb
yolculuk çantası Noun
alışveriş çantası Noun
bir mal (depoda) bulundurmak Verb
seçimi kazanmak Verb
seçim yapmak Verb
ima içermek Verb
bir kalemin nakli yekûnunu yapmak Verb
asker olmak Verb
silah taşımak Verb
bilançonun aktifine kaydetmek Verb
aktifleştirmek Verb
yetkisini kullanmak Verb
yetkisi olmak Verb
heyecanlan(dır)mak, coş(tur)mak, kendinden geç(ir)mek, büyülemek, meftun etmek.
to get carried away
by sth: (öfkeden/heyecandan) kendini tutamamak, (iş) çığırından çıkmak, tepesi atmak, kan beynine çıkmak.
I got carried away: Tepem attı/kendimi tutamadım.
Don't get carried away: Kendine gel! İtidalini kaybetme! Sakin ol!
(a) anımsatmak, hatırlatmak, eski anıları/hatıraları canlandırmak.
The old picture carried me back
35 years to my wedding day. (b) (muhasebecilikte) vergiyi azaltmak için kullanılmamış bir krediyi veya işletme masrafını önceki döneme aktarmak.
bir zararı geriye nakletmek Verb
bagajı yanında taşımak Verb
kitap eleştirileri yayımlamak Verb
hücumla ele geçirmek Verb
yük taşımak Verb
inandırıcı olmak Verb
mahsulü kaldırmak Verb
masrafları yüklemek Verb
masrafları yüklenmek Verb
(mahkemede) masrafları yüklenmek Verb
bebekler için taşınabilir yatak
bir işte yüzde yüz başarı kaydetmek Verb
ateşli silahlar taşımak Verb
(a) ilerle(t)mek, ileri götürmek, devam et(tir)mek, terakki kaydetmek, (b) (hesabı/toplamı) yeni sayfaya
geçirmek/aktarmak, (c) carry back (b), (d) sürdürmek, devam ettirmek, teşmil etmek.
He does not carry over his business ethics into his personal relationships.
bir kalemi yeni devre nakletmek Verb
rakamları toplayıp dökümünü yapmak Verb
nakl-i yekûn yapmak Verb
bakiyeyi nakletmek Verb
yük taşımak Verb
stokta mal tutmak Verb
kataloğa almak Verb
deftere geçirmek Verb
depoda mevcudu bulunmak Verb
deftere kaydetmek Verb
(US) sigortalı olmak Verb
faiz getirmek Verb
bir şeyi gerçekleştirmek Verb
eşyasını kendi taşımak Verb
posta taşımak Verb
işleri haddine vardırmak Verb
aşırı tevazu göstermek Verb
haber getirmek Verb
(a) (ödül, derece vb.) kazanmak, (b) başarmak, kolayca ve başarı ile sürdürmek.
carry it off well:
becermek, hakkından/üstesinden gelmek. (c) (birisinin) ölümüne sebep olmak, öldürmek, alıp götürmek.
Pneumonia carried him off. (d) kaçırmak, kapıp götürmek. (e)
carry off one's feet = knock off one's feet: şaşkına çevirmek, afallatmak, ne yapacağını şaşırtmak.
bir şeyi başarmak Verb
birinci gelmek Verb
(a) devam et(tir)mek, sürdürmek, (özellikle kesinti ve zorluklara rağmen) sebat etmek.
carry on!
Devam ediniz! Siz işinize bakınız!
carry on the good work: Başarılı işinize devam ediniz.
The government must carry on, whatever the cost. (b) yapmak, idare etmek, dayanmak, görevinden ayrılan birinin işine bakmak.
I don't like the way he carries on: Tutumunu/davranışını beğenmiyorum. (c) deli gibi davranmak, çılgınlık/hezeyan göstermek, aşırı heyecana kapılmak.
Mother did carry on when she heard the bad news.
She carried on dreadfully
argo kıyameti kopardı/rezalet çıkardı.
bir iş yürütmek Verb
bir konuşmayı sürdürmek Verb
konuşmayı sürdürmek Verb
yazışmaya devam etmek Verb
bir iş yapmak Verb
davası olmak Verb
bir meslekte çalışmak Verb
bir meslekte çalışmak Verb
bir meslek icra etmek Verb
bir işi olmak Verb
bir iş yapmak Verb
bir ticaret yapmak Verb
bir işletmeyi yürütmek Verb
(US) el çantası Noun
bankacılık yapmak Verb
ticaret yapmak Verb
...'nın ticaretinıyapmak Verb
kanunsuz işlemler yapmakta devam etmek Verb
(uçak) yolcusunun uçakta yanına aldığı eşya
uçakta yanına alınan eşya
devam etmek Verb
sürdürmek Verb
icra etmek Verb
(a) başarmak, tamamlamak, icra/ifa etmek, yerine getirmek, tutmak.
to carry out a plan/order/duty.

to carry out a promise: vaadini tutmak. (b) uygulamak, tatbik etmek, sonuna kadar takip etmek, mevkii icraya koymak.
He carried out his threat to kill the enemy.
bir kararı uygulamak Verb
bir emri yerine getirmek Verb
bir usulü uygulamak Verb
bir muameleyi yapmak Verb
(muhasebede) bir başka hesaba geçirmek Verb
bir projeyi uygulamak Verb
bir vaadi yerine getirmek Verb
reform yapmak Verb
arama yapmak Verb
bir görevi yerine getirmek Verb
bir görevi yapmak Verb
hırsızlık yapmak Verb
bir kuramı uygulamaya koymak Verb
bir tehdidi yerine getirmek Verb
bir işi yapmak Verb
bir işi başarıyla sona erdirmek Verb
saldırı gerçekleştirmek Verb
saldırıda bulunmak Verb
soruşturma yürütmek Verb
bir siparişi yerine getirmek Verb
ticaret yapmak Verb
iş yapmak Verb
dış ticaret yapmak Verb
talimatı uygulamak Verb
talimatı yerine getirmek Verb
tasfiye yapmak Verb
resmi görevlerini yapmak Verb
tamirat yapmak Verb
araştırma yapmak Verb
becermek Verb
kanunu uygulamak Verb
dış ticaret yapmak Verb
(a) ilerle(t)mek, ileri götürmek, devam et(tir)mek, terakki kaydetmek, (b) (hesabı/toplamı) yeni sayfaya
geçirmek/aktarmak, (c) carry back (b), (d) sürdürmek, devam ettirmek, teşmil etmek.
He does not carry over his business ethics into his personal relationships.
(a) ertelemek, sonraya bırakmak, tehir etmek, (b) kalmak, artakalmak, intikal etmek.
The habit carries
over from my childhood. (c) (muhasebe) bir sayfanın toplamını sonraki sayfaya geçirmek/nakletmek, (d)
carry forward ile ayni anlama gelir.carry back (b). (e) aktarmak, bir zamandan/yerden başkasına intikal ettirmek.
bakiyeyi nakletmek Verb
nakl-i yekûn yapmak Verb
iş yapmak istemek Verb
sabıkalı olmak Verb
(US) tahvilleri halka satılıncaya kadar elde tutmak Verb
gümüş içermek Verb
tatbik etmek Verb
tatbik sahasına koymak Verb
bir şeyi aşırı götürmek Verb
elde var üç
(a) başarmak, (başarı ile) bitirmek, başarıya ulaştırmak, yapmak, ifa/ikmal etmek, sonuçlandırmak, altetmek,
yenmek.
His strong constitution carried him through his illness: Sağlam bünyesi sayesinde hastalığı yendi.
In spite of a long struggle we succeeded in carrying most of our plans through. (b) desteklemek, destek olmak, zor durumlarda yardım etmek. (c) sürmek, devam etmek, süregelmek.
Feelings that carried through to the present.
bir davayı sonuçlandırmak Verb
tahkikat yapmak Verb
ifrata kaçmak Verb
ifrata kaçmak Verb
faiz arbitrajı Noun, Banking
(bir şeyi) yukarıda/yüksekte tutmak/taşımak, havaya kaldırmak, yükseltmek.
önem/ değer taşımak, önemli/değerli olmak.
What he says carries weight with me: Söyledikleri bence önemlidir.
hükmü geçmek Verb
birinin üzerinde nüfuzu olmak Verb
işlemek Verb
metodik bir şekilde
nakledilen kâr
kapmak Verb
pasife geçenler