deep

  1. derin.
    a deep well. the deep sea.
    deep end: (havuzun) derin tarafı.
    a deep wound.

    deep concern: derin/yakın ilgi.
    deep sigh: derin iç çekmesi.
    a deep breath. deep sleep.
    deep-set (eyes): derinde/çukur (gözler).
    two/four deep
    ask. iki/dört sıra.
    The crowd on the pavement was 12 deep: Kaldırımdaki kalabalık 12 sıra teşkil ediyordu.
  2. geniş.
    a deep shelf. a deep piece of land.
    deep-chested: geniş göğüslü.
  3. derinlikte.
    deep in the woods: ormanın derinliklerinde.
    deep below the surface: yüzeyden çok derinde.
  4. anlaşılmaz, karmaşık, esrarengiz, muğlâk, karanlık.
    deep dark secrets.
    deep waters: bir
    konunun bilinmeyen/karanlık tarafları.
    deep scientific principles. a deep allegory.
  5. ciddî, vahim, şiddetli.
    deep disgrace.
  6. içten, samimî, gönülden, yürekten (gelen).
    deep sorrow.
  7. kavrayıcı, ilginç, meraklı.
    deep study.
  8. (renk) koyu.
    a deep red.
  9. (ses) boğuk, kalın, pes.
    in a deep voice: boğuk bir sesle.
  10. ince ve keskin zekâlı, kavrayışlı, zeki.
    a deep mind/understanding/thinker.
  11. kurnaz, hilekâr, usta.
    He's a deep one: Kurnazın biridir.
    a deep and crafty scheme.
    deep
    plan: gizlice/ustaca hazırlanmış plan.
  12. dalmış, batmış.
    a man deep in debt: borca batmış/gırtlağa kadar borç içinde bir adam.
  13. dalmış, bütün dikkat ve düşüncesini vermiş, çok meşgul.
    deep in thought: derin düşünceye dalmış.

    deep in a book: kitaba dalmış.
  14. derinlik, denizin/nehirin vb. en derin yeri.
    commit a body to the deep: ölüyü denize gömmek.
  15. engin, sonsuzluk.
  16. Maritime Traffic iskandil ipi üzerinde iki işaret arasındaki uzaklık. (bkz: mark )1 (14).
  17. derinler(de), derinlikte, derinliğine.
    The boat rode deep in the water. He pushed his stick deep (down) into the mud.
  18. içerilerine, derinliklerine, şiddetle.
    We walked deep into the woods.
    deep-felt: şiddetle hissedilmiş.
  19. (zamanca) çok ileriye, geç vakitler(d)e.
    He claimed he could see deep into the future. They danced deep into the night.
  20. derin derin, derinlemesine, enine boyuna.
    to breath deep: derin derin nefes almak.
    He went
    deep ino the matter.
    deep laid scehemes: enine boyuna düşünülmüş planlar, gizli ve geniş planlar.
kitaba dalmış olmak Verb
çok içki içmek Verb
kana kana içmek Verb
kulaçlık
derinleşmek Verb
diz boyu
dizboyu derinliğinde olan
(US) bir grup sivilin içinde casus olarak kullanılmak üzere bir subayın kıyafet değiştirmesi
Durgun sular derin olur. (Derin düşünen insanlar çok konuşmaz). Adjective
enginler, deniz, derya, umman.
masmavi
karanlık niyetler Noun
büyük hayal kırıklığı
çok faiz ödeyen sabit faiz oranlı menkul kıymet
nominal değerinden yaklaşık yüzde yirmisi kadar iskontolu satılan tahvil
su çekimi
derinliğe giren
esaslı düşman
(yiyeceklerin kızartıldığı) kızgın yağ. Noun
dipfriz
derin dondurucu
derin dondurma
galibarda Adjective
koyu galibarda Adjective
fuşya Adjective
parlak mor Adjective
büyük şükran borcu
kuyu
dalgın, kendini tamamen vermiş, bütün düşüncesini bir şey üzerinde toplamış (başka şeyin farkında değil). Adposition
borca batmış Adjective
tam sükûnet içinde
barış içinde
düşünceye dalmış
içten öpüş, dilleri birbirine sürterek öpme Noun
enine boyuna düşünülmüş planlar Noun
gizli planlar Noun
koyu leylak Adjective
derin kaygı çizgileri Noun
derin kaygı çizgileri Noun
ağır basan nedenler Noun
işin altında yatan saik
evrenin sonsuzluğu
koyu şeftali Adjective
şeftali rengi Adjective
koyu pembe Adjective
derin cep Noun, Competition Law
bu görüşe göre
tali şirket kendi sektöründeki bağımsızlarla rekabet edebilmek için ana şirketten daha fazla kaynak çekebilir
bazı tali şirketlerin aynı büyüklükteki bağımsız bir şirketten daha çok fon harcadığı kuramı
derin cepler (büyük nakit yedekler ve onları kullanma istekliliği
büyük yoksulluk
mosmor
çok okumuş
derinlere kök salmış
derin nefret
açık deniz
derin deniz deşarj sistemi
açık deniz dalgıcı
açık deniz balıkçılığı
derin su iskandil halatı
açık deniz araştırması
açık deniz gemisi
sabit
kaldırılması güç veya olanaksız
derinde olan
derin de olan
derin iç çekiş
denize gömülme. Noun
kesinlikle reddetme, kat'î red.
They gave his ideas the deep six. Noun
derin uyku
kahır
ABD'nin güney (özellikle Meksika Körfezine sahili olan) eyaletleri. Noun
sonsuz uzay. Noun
derin yapı: üretici-dönüşümsel dilbilgisinde, sözdizimsel bileşende elde edilen, evrensel nitelikli olduğu
varsayılan, biçimsel, soyut tümce yapısı.
Noun
derin etüd
derin etüt
derin düşünür
kalın perdeli ses
boğuk ses
kalın ses
tamamıyla haksız
şeytana çarık giydiren
(işin) en zor kısmı(nda).
to be at the end of one's tether: çaresiz kalmak, çaresizlikten kıvranmak.
borca batmış olmak Verb
(piyasanın) kriz içinde olmak Verb
borca batmış olmak Verb
çamura batmış olmak Verb
içine çekilmek Verb
başı büyük belada olmak
müşkül durumda olmak Verb
güçlük içinde olmak Verb
gizli bir iş yapmak Verb
birinin anlayamayacağı düzeyde olmak Verb
iki tehlike arasında, çaresizlik içinde, (aşağı tükürsem sakalım, yukarı tükürsem bıyığım).
derin uykuya dalmak.
üstesinden gelemeyeceği zor işlere bulaşmak Verb
gözü dönmek Verb
birdenbire kızmak/öfkelenmek/parlamak, tepesi atmak, çileden çıkmak.
(a) çileden çıkmak, tepesi atmak, çok kızmak/öfkelenmek, (b) kendini zor duruma sokmak, düşünmeden ileri
atılmak, (c) duygusal kontrolu kaybetmek, intihar etmek.
başı dertte, şaşkınlık içinde.
He's been in deep water ever since he got fired from his job.
başı dertte, sıkıntılı/müşkül durumda.
in smooth water
Brit.- argo (gaileden sonra) dertsiz,
pürüzsüz, meselesiz, gailesiz, yolunda.
in low water:
Brit.- argo parasız, meteliksiz.
şaşkınlık içinde
başı dertte
kış ortasında.
the deep of winter: karakış.
deep into the night: gecenin ilerlemiş saatlerinde,
gecenin geç vaktinde.
büyük ilgi ile dinlemek Verb
(birisini) kemali hürmetle/derin saygı ile selamlamak.
bir konuyu iyiden iyiye araştırmak Verb
büyük mali sıkıntılara girmek Verb
düşüncesizce taahhüt altına girmek Verb
gece yarısına kadar çalışmak Verb
en zor taraf.
thrown in at the deep end: bir işin zorluklariyle birdenbire (umulmadık bir anda) karşılaşmış.
büyük ekonomik kriz
başı dertte