main

  1. baş, başlıca, bellibaşlı, temel, en önemli, en önde gelen.
    The main thing to remember. The main point
    of my argument. Soldiers guarded the main gates.
  2. safi, sırf, katkısız, yalnız, olanca, bütün.
    by main force/strength: var/olanca kuvvetiyle, bütün gücüyle.
  3. ana, esas, asıl.
    The main street of a town: Bir şehrin ana caddesi.
    main bearing: ana yatak.

    main body
    : ask. asıl kuvvet.
    The main line of a railway: Demiryolu ana hattı.
    all main services: ana hizmetler (su, elektrik, havagazı vb.).
    the main force (of the army etc.): (ordu vb.'nin) ana kuvveti.
  4. Grammar temel, bağımsız.
    main clause: temel tümce.
    In “I walked out when the bell rang.” “I walked out” is the main clause.
  5. (bkz: essential ).
  6. (su/gaz) ana boru.
  7. kuvvet, şiddet, zor.
    with might and main: var kuvvetiyle.
  8. ana fikir, esas/ana parça/kısım/bölüm vb.
    He is the main of the business: O, işin temelidir.
  9. Literature açık deniz, derya, engin.
    the bounding main.
  10. (ana) kara, asıl kıta.
  11. horoz dövüşü.
bütün gücüyle, olanca kuvvetiyle, canını dişine takarak.
He worked with all his might and main.
baskın, ânî saldırı/hücum/taarruz. Noun
ânî/beklenmedik gelişme. Noun
ana gaz borusu. Noun
başlıca, bellibaşlı, esas itibarıyla, aslında, esasen, çoğunlukla, ekseriya, çoğu, alelekser.
ana boru
ana su borusu. Noun
canla başla
mal tedarik eden ana firma
baş hissedar
fors majör
mücbir sebep
ana sözleşme
esas gaye
ana hedef
ana yol
ana yatak
esas kuvvet
ana gövde
bir ordunun gövdesi Noun
mayistra prasyası. Noun, Maritime Traffic
merkez şube
ana şube
ana bina
ana kablo
ana dava
ana katalog
ana katalog
ana katalog
kazanç fırsatı, kişisel çıkar, şahsî menfaat.
have an eye on the main chance: (kişisel çıkarı için) fırsat gözlemek. Noun
nazım planı
baş talep
(patent kanunu) ana talep
ana cümlecik
ana renk Noun, Textile Industry
ana kurul
ana şart
baş şart
yapı taşı Noun
ana sözleşme
baş müteahhit
ana müteahhit
asıl yemek (ordövr veya tatlı değil). entrée. Noun
ana yelken. Noun, Maritime Traffic
baş alacaklı
esas akım
ana akım
önemli müşteri
baş müşteri
ana güverte, baş güverte. Noun
ana depo
ana zorluklar Noun
ana yemek Food-Kitchen
ana yol
ana kanal
ana lağım
baş lağım
(istatistik) ana etki
ana giriş
ana madde Noun
ana müessese
merkez kuruluş
ana özellik
belli başlı özellikler Noun
ana hatlar Noun
ana hatları Noun
yabancı politikanın ana-hatları Noun
ana kat
ana kuvvet
şasi
ana gövde
ana çerçeve
ana sigorta
ana kapı
ana ambar ağzı
ilan vs'nin ana başlığı
reklam
herhangi bir yazı
ana başlık
anayol
birinci sınıf karayolu
ana fikir
esas sorun
esas ihtilaf konusu
esas mesele
ana sorun
bir davanın konusu
esas kavşak
anahat, ana demiryolu. Noun
(a) ana-damar, uyuşturucu maddenin kolayca şırınga edileceği damar.
a shot of heroin in the main line.
(b) anadamara yapılan eroin şırıngası.
Noun
mukavemet hattı
asıl muharebe hattı
bir parti politikasının ana hatları Noun
ana pazar
(bilgisayarda) ana bellek. Noun
ana motif
ana müzakere konuları Noun
nakliyat birim numarası
asıl borç
merkez büro
şirket merkezi Noun, Management
(US) merkez büro
üstün gelen kamuoyu
ana muhalefet partisi Noun, Politics-Intl. Relations
ana muhalefet partisi Noun, Politics-Intl. Relations
bir planın ana çizgileri Noun
esas kısım
ana patent
ana yön
ana yol
krank mili yatağı
ana boru
işyeri merkezi
ana nokta
merkez postane
ana mamul
esas mesele
ana program
ana program
güncel sorun
esas sorun
esas sebep
esbabı mucibe
anayol
ana trafik yolu
ana cadde
ana cadde
ana yol
ana yordam
ana yelkenler Noun
açık deniz
merkez büro
anakol Noun, Astronomy
ana lağım
ana lağım
ana gemi
esas kaynak
ana sponsor Noun, Management
patron
ana merdiven
merkez gar
ana istasyon
bir işletmenin belkemiği Noun
esas gövde/kol/mecra vb., örneğin: (a) (nehir) ana kol, (b) demiryolu) anahat, (c) (şehir) ana cadde. Noun
ana bellek Information Technology
(bilgisayar) ana bellek
ana cadde
anacadde
(US) ana yol
anayol
ana yol
ana konu
ana ikmal yolları Noun
esas tedarikçi firma
ana ikmal yolu
ana destek
asıl kiracı
ana cadde
esas konu
ana hat
esas ticaret konusu
ana duvar
esas endişe
grandi sereni. Noun
ana damar
konuşmanın esas konusunu teşkil etmek Verb
ana yolda araba sürmek Verb
kendi çıkarlarını gözetmek Verb
davanın esası hakkında duruşma
esas itibariyle
bir adayı karaya bağlamak Verb
ana muhalefet partisi lideri Noun, Politics-Intl. Relations
ana caddede oturmak Verb
ana caddede
...'in başlıca sebeplerinden biri Noun
ana caddeye çıkmak Verb
davanın esası hakkında karar vermek Verb
davanın esası hakkında duruşma
içkiler dağıtmak, içmek, sarhoş olmak.
telefon santralı
esas nokta
esaslı noktalar Noun

Turkish Dictionary (Kubbealtı Turkish Dictionary)

  1. Eşkenar dörtgen