put

  1. Verb koymak, vaz'etmek, yerleştirmek.
    to put a book on the shelf.
  2. Verb (belirli bir şekle/hale/duruma) sokmak, … haline getirmek.
    to put everyting in order.
  3. Verb (okula vb.) yerleştirmek.
    to put a child in a special school.
  4. Verb maruz bırakmak.
    to put a person to trial.
  5. Verb görevlendirmek.
    I put her to setting the table.
  6. Verb zorlamak, sokmak, (ileri) sürmek.
    to put an army to fight.
  7. Verb (başka dile) çevirmek, tercüme etmek.
    He put the novel into French.
  8. Verb bestelemek, seslendirmek.
    to put a poem to music.
  9. Verb atfetmek, izafe etmek, isnat etmek, vermek, hamletmek, üzerine yüklemek.
    He puts a political interpretation
    on anything social.
  10. Verb tahmin etmek, zannetmek.
    I put the time at 5 o'clock: Tahminimce saat 5 idi.
    He puts the distance at 6 km.
  11. Verb pey sürmek, (bahis için) para koymak.
    to put ten dollars on a horse.
  12. Verb söylemek, (sözle) ifade/beyan etmek.
    To put it honestly, I don't understand: Doğrusunu söylemek
    gerekirse, anlamıyorum.
    to put it mildly: en hafif deyimle.
    put it to someone: birine soru yöneltmek.
  13. Verb uygulamak, tatbik etmek.
    to put one's knowledge to practical use.
  14. Verb vermek, (sonuca vb.) erdirmek.
    put an end: son vermek.
    to put an end to a practice: bir uygulamaya son vermek.
  15. Verb arzetmek, sunmak, koymak, vazetmek, havale etmek, (ortaya) atmak.
    to put a question: ortaya bir
    soru atmak.
    to put a question before a committee.
    Let's put it to a vote: Oya sunalım.
    I put it to you that: müsaadenizle arzedeyim ki …
  16. Verb tarhetmek, (vergi/mükellefiyet vb.) koymak.
    to put a tax on luxury articles.
  17. Verb atmak.
    to put the shot.
  18. Verb gitmek, ilerlemek, hareket etmek.
    put out: açılmak.
    to put out to sea: denize açılmak.
  19. Noun koyma, yerleştirme.
  20. Noun fırlatma.
  21. Noun hamle, saldırış.
  22. Noun, Public Finance geri alma garantisi: hisse senedini satanın belirli süre içinde belirli fiyatla geri almasını garanti
    eden sözleşme. (bkz: call ), (bkz: straddle )
  23. Adjective sabit, yerinde.
    stay put
    k.d. kımıldamamak, (yerinden) ayrılmamak, olduğu yerde durmak/kalmak.

    Stay put! Buradan ayrılma! Burada bekle!
borçlarını ödemede güçlük çekmek Verb
saçına röfle yaptırmak Verb
didinmek, durmadan (gece gündüz) çalışmak/çalabalamak/uğraşmak, didinip durmak.
He keeps his nose
to the grindstone and saves as much as possible to buy a new house.
(a) üstüne basmak, tam isabet ettirmek, olduğu gibi hatırlamak, göstermek, (b) (isabetle) bulmak, bulup
çıkarmak, keşfetmek.
I can't quite put my finger on what's wrong with the engine.
lay one's finger on the cause: sebebini bulmak, meselenin esasına parmağını basmak.
kafasından çıkarmak Verb
kelleyi koltuğa almak, çok tehlikeli bir işe atılmak.
kaleme sarılmak Verb
kulağını bükmek, ikaz etmek, azarlamak, paylamak. flea (3).
dostça uyarmak, ihtar etmek,
mec. kulağını bükmek.
I put a flea in his ear about the next meeting.
memnun olmadığı halde memnun görünmek Verb
bir kimsenin çanına ot tıkamak, işini kösteklemek.
bütün sermayesini bir işe yatırmak, varını yoğunu tehlikeye atmak.
hayatına son vermek Verb
yaşlılık için saklamak Verb
kitaplarını (dolaba) kaldırmak Verb
masrafları kısmak Verb
adını listeye koymak Verb
işini bırakmak Verb
görüşünü belirtmek Verb
öncelik sırasında yüksek mertebeye koymak Verb
birisine olmayacak ümitler vermek.
askerlik hizmetini yerine getirmek Verb
vaktini okuyarak geçirmek Verb
=
put in one's two cents
argo: tartışmada kendi fikrini/düşüncesini ortaya atmak.
(Br) valize etiket takmak Verb
valize etiket takmak Verb
alacaklılarını oyalamak Verb
bir daveti iptal etmek Verb
kişilik giysilerini giymek Verb
külahını önüne koymak Verb
inceden inceye yeniden gözden geçirmek Verb
kravatıni bağlamak Verb
işlerine çekidüzen vermek Verb
işlerini hale yola koymak Verb
kolunu birinin beline dolamak.
kolunu uzatmak.
sarılmak Verb
var kuvvetiyle/bütün gücüyle çalışmak, gayretle işe sarılmak/koyulmak, kendini tamamen işine vermek.
dişini tırnağına takarak çalışmak Verb
acele etmek Verb
mümkün olduğu kadar iyi izlenim bırakmak Verb
gayret göstermek Verb
(a) iyi tesir bırakmaya çalışmak, iyi tarafını göstermek, (b) hızlı yürümek, acele etmek.
It's a long
way to the village, but if you put your best foot forward you'll reach it before the evening. (c) çok gayret sarfetmek, elinden geleni yapmak.
You've been so lazy in the past few months, you'll have to put your best foot forward if you want to pass that examination now.
acele etmek Verb
hiçbir şey gizlememek, herşeyi olduğu gibi (samimiyetle) açıklamak, gizlisi kapaklısı olmamak.
kibarlaşmak, edebini takınmak.
masasını derleyip toplamak Verb
makyajını yapmak Verb
(birine/bir şeye) bel bağlamak, sonsuz güveni olmak, tamamıyla güvenmek/inanmak/itimat etmek.
inancını birinin tanıklığına dayandırmak Verb
dinlenmek, istirahat etmek.
mali işlerini düzene sokmak Verb
keşfetmek, teşhis etmek, bulmak, (üstüne) parmak basmak.
parmağını birinin zayıf noktasına basmak Verb
parmağını hassas noktaya basmak Verb
yaraya parmak basmak Verb
azmetmek, sebat etmek, kararlı/azimli/sebatkâr olmak, kararında durmak, caymamak, ayak diremek. (b)
Brit.-argo
(otomobili) çok hızlı sürmek.
pot kırmak, gaf yapmak, çam devirmek.
pot kırmak, gaf yapmak, çam devirmek.
birini uyarmak/ikaz etmek.
(kız) saçlarını topuz yapmak.
elini cebine atmak Verb
keseyi açmak Verb
elini (para için) cebine atmak Verb
işi ele almak Verb
bir işi ele almak Verb
işi ele almak Verb
işe girişmek Verb
kapana kısılmak.
kelleyi koltuğa almak Verb
tehlikeye atılmak Verb
evlilik ağına düşmek Verb
tuzağa düşmek Verb
kafa kafaya vermek Verb
bütün varlığını işine adamak Verb
bir işe canla başla sarılmak Verb
parafe etmek Verb
canı ile oynamak Verb
topal atla yarışa çıkmak.
parasını faize yatırmak Verb
düşüncelerini eyleme döndürmek Verb
adını kaydettirmek Verb
adaylığını koymak Verb
adını listeye koymak Verb
adını listeye koymak Verb
burnunu sokmak Verb
istenilmediği yerde işe karışmak Verb
ilkin kendi işlerine bir çekidüzen vermek Verb
bir sözcüğün üzerini çizerek silmek Verb
bir şirkete kendi damgasını basmak Verb
tükürdüğünü yalamak Verb
parasını birinin emrinde bulundurmak Verb
bismillah deyip işe başlamak Verb
bir belgeye mührünü basmak Verb
her şeyi öne sürmek Verb
her şeyine bahse girmek Verb
(yarışta) bütün parasını bir at üzerine koyarak bahse girmek.
tek bir darbe ile başarıyı elde etmeye çalışmak Verb
büyük gayret sarfetmek, (işe) dört elle sarılmak.
çalışmaya koyulmak, birisine yardıma koşmak
bir senede imza atmak Verb
imzasını bir belgeye koymak Verb
imzasını bir vasiyetnameye atmak Verb
derin düşünmek, düşüncelere/tefekküre dalmak.
ciddi düşünmek Verb
bütün takatını tüketmek Verb
bayraklarını asmak Verb
parasını işletmek Verb
dilini çıkarmak.
birini (oyunda) cebinden çıkarmak Verb
birini vasiyetinde düşünmek Verb
birinin canını sıkmak, bizar etmek, kızdırmak.
He always puts my back up by making those silly jokes.
kızdırmak, öfkelendirmek.
birinin pabucunu dama at(tır)mak, burnunu kırmak, ilgiyi kendi üzerinde toplayıp birini kıskandırmak.

His nose was put out of joint: Burnu kırıldı; pabucu dama atıldı.
(a) ayağını kaydırmak, pabucunu dama at(tır)mak, burnunu/gururunu kırmak, (b) birinin ümitlerini kırmak,
plânlarını akamete uğratmak.
birisinin ocağını söndürmek/teşebbüsünü akamete uğratmak.
yaşlılığı için biriktirmek Verb
unut(tur)mak, aklından çıkarmak.
bir şeyi kafasından atmak Verb
bir şeyi birinin ulaşamayacağı yere koymak Verb
yanaklarını pembeleştirmek, sağlığına kavuşturmak.
The fresh air will soon put the roses in your cheeks.
yeteneklerini/nelere muktedir olduğunu göstermek.
Many different problems put the new Prime Minister
through his paces in the first months of his term: İktidara gelişinin ilk aylarında karşılaştığı çeşitli sorunlar yeni Başbakanın yeteneklerinin göstermesine vesile oldu.
zihnini toplamak Verb
son kozunu oynamak Verb
kaleme sarılmak Verb
satış fiyatlarını koymak Verb
(doktor) yerleşmek Verb
muayenehanesini açmak Verb
(a) dükkânı kapatmak, (b) bir girişimden vazgeçmek.
şemsiyesini açmak Verb
(a) birisine akıl öğretmek, ne söylemesi gerektiğini öğretmek, (b) uydurup birisinin ağzından konuşmak,
birisine söylemediği sözleri atfetmek.
kızmak, canı sıkılmak, tepesi atmak, küplere binmek.
She gets her back up whenever her younger brother
makes fun of her dates.
(başkasının işine) burnunu sokmak, (istenilmeden) işe karışmak, yersiz müdahalede bulunmak.
He always
puts his oar in my business.
bir işe gayretle girişmek.
işini düzene sokmak/yoluna koymak/düzeltmek.
konulmak Verb
gülle atma yarışmacısı
gülle atma Noun, Sports
gülle atmak Verb
bir yere ayrılmamak Verb
olduğun yerde kal
kıpırdamamak Verb
kıpırdamadan durmak Verb
talepleri eşit kılmak Verb
karşısına koymak Verb
kıyıya çıkarmak Verb
kıyıya yöneltmek Verb
(US) tahmin etmek Verb
ertelemek Verb
satma opsiyonunun geçerli olduğu dönem
hapishaneye göndermek Verb
kasaya para yatırmak Verb
satış opsiyonu
tahvillerde
belli bir tarihte
belirli bir tarihe kadar belirli bir fiyattan belirli bir miktar hisse senedini satma hakkını veren sözleşme
tahvil sahibinin tahvili vadesinden önce itfa etme hakkı
opsiyonlarda
ya da ondan önce anlaşmaya varılmış fiyat üzerinden hisse senetleri ve emtialar satma opsiyonu
satış opsiyonu
satma opsiyonu
tefessüh etmek Verb
yaymak Verb
şeker atmak Verb
şeker koymak Verb
(at) arabaya koşmak Verb
  1. fetish
  2. graven image
  3. idol
  4. image
  5. cross

Turkish Dictionary (Kubbealtı Turkish Dictionary)

  1. Eski dinlerde, kendisine tapınılan bir ilâhı ... yapılmış resim ve heykel