near

  1. yakın(ında), yakına.
    This hotel is near the station. Come nearer please. Don't go too near the edge
    of the cliff, just near enough to see over it. Nobody was near.
  2. (zaman bakımından) yakın.
    come/draw near: yaklaşmak.
    Winter draws near: Kış yaklaşıyor.

    Call me again nearer (to) the time of the meeting.
  3. (belirli hale/duruma) doğru, yönelik, müteveccih.
    Every lesson brings me nearer to proficiency.
  4. âdeta, sanki, hemen hemen, nerde ise, az daha, az kaldı.
    near dead from exhaustion.
    She came
    near to tear (= almost cried): Nerde ise/az daha ağlayacaktı.
    I came near to being drowned: Az daha/az kaldı boğuluyordum.
  5. Adjective yakın(daki), yakında bulunan, uzak olmayan.
    the near future: yakın gelecek.
    Where is the nearest
    bus stop? a building near the station.
    His opinion is very near my own: Düşünceleri benimkine çok yakındır.
    near at hand: yakınında, el altında.
    go by the nearest road: en yakın/ketirme yoldan gitmek.
    as near as I can remember: hatırımda kaldığına göre.
  6. Adjective beri, yakın.
    The near side of the road: yolun beri geçesi.
    Can we fish from the near bank of
    the river, or must we cross over?
  7. Adjective (a) (yakın (akraba/arkadaş vb.).
    All my near relatives live abroad. (b) samimî, candan, teklifsiz,
    sıkı.
    a near friend. Someone near and dear.
  8. Adjective âdetâ, nerde ise, hemen hemen.
    The fire was a near catastrophe. a near success.
  9. Adjective kıl payı, ramak kalmış, az farkla, dar, ucu ucuna.
    It was a near thing: Dar kurtuldum/kılpayı
    bir farkla/ucu ucuna/râmak kaldı.
    a near escape: dar kaçış/kurtuluş.
    near upon a hundred: hemen hemen yüz kadar/yüz ya var ya yok.
  10. Adjective (at/atlı taşıt) sol (taraftaki).
    the near front wheel of a car.
    the near foreleg: sol-ön bacak. (tersi:
    off).
  11. Adjective cimri, hasis, eli sıkı.
  12. Adjective (tercüme) sadık, aslına uygun.
  13. Verb yaklaşmak, yakına/yanına gelmek.
bir ayağı çukurda olmak Verb
alışverişini evin çevresinde yapmak Verb
yakında
(olumsuz tümcelerde) asla, kat'iyen.
This is not to say that we are anywhere near being able to control
the inflation: Bu, asla enflasyonu kontrol altına alabileceğimiz anlamına gelmez.
She is not anywhere near as pretty as her sister: O, hiç de kızkardeşi kadar güzel değildir.
yanaştırmak Verb
yaklaşmak, yanına/yakınına gelmek.
hemen hemen
neredeyse
yakınlaşmak Verb
yaklaşmak Verb
yanaşma
takarrüp
köşe bucak, her yerde(n), her tarafta(n), dünyanın/yurdun dört bucağın(d)a(n).
They looked far and
wide for the missing dog.
yaklaşmak.
yaklaşmak Verb
tutumlu hayat sürmek Verb
…'den pek uzak. asla … değil, hiç de … değil.
The bus is nowhere near as dear as the train: Otobüs
asla tren kadar pahalı değildir (Otobüs trenden çok daha ucuzdur).
pek okadar değil, daha az.
“Is it $20 for a taxi to the airport?” “ No, nothing like that.” Hava
alanına taksi 20 dolar tutar mı? Hayır, pek o kadar tutmaz.
…'den pek uzak. asla … değil, hiç de … değil.
The bus is nowhere near as dear as the train: Otobüs
asla tren kadar pahalı değildir (Otobüs trenden çok daha ucuzdur).
çok daha az.
He is nowhere near as clever as his brother is: Kardeşi kadar zeki değildir.
yanında durmak Verb
vakit yaklaşmak ıyor
bir adımlık yer
köşe bucak, her yerde(n), her tarafta(n), dünyanın/yurdun dört bucağın(d)a(n).
They looked far and
wide for the missing dog.
(a) yakın, el altında, yakın(ın)da, yöresinde, (b) yakın (gelecekte).
iflas eşiğinde
iflasın eşiğinde
hafif bira (%0.5'ten daha az alkollü). Noun
fiyatın yıllar değil de
(US) yakın vade
yakında
yakın bir gelecekte
günleri kapsayan bir dönem içindeki işleyişinin incelenmesi
yakın da
bitmek üzere
tamamlanmak üzere
kısa vadeli teslimat
diktatör gibi
neredeyse zorbaca
Yakın Doğu.
Near Eastern: Yakın Doğu+. Noun
kılpayı kurtulma
zor kaçmak Verb
neredeyse öldürücü
yakın arkadaş
yakın dost
yakın gelecek
kan hısmı
deri taklidi
(a) (taşıt vb.) çarpışmaya ramak kalmış, (b) (spor) neredeyse isabet edecek.
para benzeri
(US) para benzeri (para olmadığı halde para olarak kullanılabilir değer
para olmadığı durumda para yerine geçen aktif değer
para benzeri (para olmadığı halde para yerine geçen aktif değer
yakın akraba
ön direk Noun, Football
yakın akraba
yakın akraba
yarım kafiye. Noun
sol taraf
miyop
yakın çevre
doruğa yaklaşmak Verb
yersiz, münasebetsiz, yakışıksız.
That joke of his was a bit near the knuckle, don't you think?
şehre yakın
şehir hrie yakın
az kalsın/hemen hemen /nerde ise başarısızlıkla/hezimetle/felaketle sonuçlanan olay (seçim, yarışma,
hücum, savaş vb.).
What a near thing that was! My enemies nearly got me!
Noun
yanı başında
yakın
tehlikeden paçayı kurtarma
şehre yakın
sadık çeviri
biraz yakışık almaz
zar zor kurtulma
ucu ucuna
paçasını tehlikeden zor kurtaran
anımsanabildiği kadarıyla
zar zor kurtulmak Verb
yakında olmak Verb
bitmek üzere olmak Verb
akılı çıkmak Verb
gerçeğe yaklaşmak Verb
birşeyin yakınına yerleştirilmiş olmak Verb
birşeyin yakınında kurulu olmak Verb
birşeyin yakınında bulunmak Verb
yakınlaşmak Verb
neredeyse otobüsün altında kalmak Verb
yaklaşmak Verb
az kaldı katil olmak Verb
sokulmak Verb
yaklaştırmak Verb
gözleri kararmak Verb
mümkün olduğu kadar ucuza satmak Verb
tehlikeli oyun oynamak Verb
yakınına gitmek Verb
eli altında olmak Verb
bir şey eli altında olmak Verb
yakın zamanda
yakın bir tarihte Adjective
yakında Adverb
yakın gelecekte Adverb
teklif edilen fiyatlara mümkün olduğu kadar bağlı kalmak Verb
yakında oturmak Verb
yakın civara ziyaretlerde bulunmak Verb
az parayla geçinmek Verb
tehlikeyi göze almak Verb
mümkün olduğu kadar yakın seyretmek Verb
yakın doğu
önümüzdeki dönem Noun