able

  1. Adjective yetenekli, kabiliyetli, muktedir, kadir, güçlü, yapabilir.
    The baby is able to walk: Bebek yürüyebiliyor.

    I shall not be able to come today: Bugün gelemeyeceğim.
    able bodied: sağlam vücutlu, güçlü.
  2. Adjective istidatlı, hünerli, becerikli.
    He is an able student: İstidatlı bir öğrencidir.
    able minded: zeki, kafalı.
  3. Adjective maddî olanaklara sahip.
    He is able to support his family: Ailesini geçindirebilir.
  4. Adjective sabır/tahammül edebilir.
    He is able to sustain great pain: Büyük acı ve ıstıraba katlanabilir.
  5. Adjective, Law gerekli hukukî şartları haiz, istihkak ehli, müstahak.
    able to vote: Oy verebilir.
her şeye eli yatmak Verb
kabuğundan dışarı çıkmamak
fiillerin sonuna eklenerek
-bilir anlamı katar:
bearable: tahammül edilebilir.
curable:
tedavi edilebilir.
eatable: yenilebilir.
Suffix
erişilebilen
mali bakımdan güçlü
yanına yaklaşılabilir
bahriye onbaşısı.
etkin yardım
bir yılı ticaret gemisinde olmak üzere üç yıl tayfalık yapmış kimse
fiilen nakde sahip alıcı
bedenen ve zihnen sağlam
muktedir
mal mülk vasiyet edebilir
çalışabilir
var olmaya muktedir
tevarüs edebilir
rekabet edebilir
rekabet edebilir
ödeyebilir
usta işçi
güvenilir işçi
yüksek yetenekli kimse
muktedir olmak Verb
kadir olmak Verb
bir şeyi satın alacak güce sahip olmak Verb
almak Verb
birinin nazıni çekmek Verb
okumak Verb
şaka kaldırmak Verb
iyi savunma avukatı olmak Verb
birine tahammül edememek Verb
havsalası almamak
akılı almamak
akıl erdirememek Verb
akıl ermemek Verb
edememek Verb
lüks şeylerden yararlanamamak
işsiz kalmak Verb
aklından çıkmamak
ağzında bakla ıslanmamak
hiçbir şey anlayamamak Verb
hatırlayamamak
birini (zihninde) çıkaramamak Verb
hatıra gelmemek Verb
gözü uyku tutmamak