feel

  1. Verb dokunmak, ellemek, el sürmek, dokunarak anlamak.
    feel this cloth. Just feel the quality of the cloth.
  2. Verb duymak, hissetmek.
    to feel one's heart beating. to feel wind on one's face. to feel happy/well. to feel a toothache.
  3. Verb el yordamiyle aramak/yoklamak/bulmak.
    feel about for/after something: bir şeyi el yordamiyle aramak.

    She felt in her bag for a pencil.
  4. Verb anlamak, bilincine varmak.
    She felt that he no longer loved her.
  5. Verb duygulanmak, heyecana kapılmak.
  6. Verb etkisini duymak, etkisinde kalmak.
  7. Verb izlenimini/intıbaını uyandırmak, hissini vermek.
  8. Verb inancında/kanaatinde olmak.
  9. Noun dokunum, temas, dokunma duygusu/hissi, lâmise.
    from the feel of it: dokununca.
    to know something
    by the feel of it: Bir şeyi dokunarak anlamak.
  10. Noun duygu, his.
  11. Noun dokunma, temas, elleme, dokununca edinilen his.
    I like the feel of this cloth; it has a warm woolly
    feel. Let me have a feel.
  12. Noun sezi, seziş, sezme/önceden hissetme yeteneği.
    to have a feel for what is right.
kendine güven gelmek Verb
tam nedenini bilmeden kuvvetle hissetmek Verb
şiddetle hissetmek Verb
içine doğmak Verb
içine doğmak, (sebebini bilmeden) emin olmak.
helecanlanmak Verb
yadırgamamak Verb
bilgiçlik etmek Verb
boy göstermek Verb
(a) şen ve zinde hissetmek, (b) kendini beğenmek, kendini yüksek görmek, böbürlenmek, gururlanmak.
nabzına bakmak Verb
(a) (karanlıkta vb.) ihtiyatla/yavaş yavaş ilerlemek.
They felt their way down the dark passage.
(b) bocalamak, dikkatli davranmak, bütün dikkatini toplayarak hareket etmek.
He hasn't been in the job long and he's still feeling his way.
ihtiyatla bir anlaşmaya doğru gitmek Verb
haline acımak Verb
geleceğinden emin olmak Verb
içine doğmak, âyân olmak, önceden sezmek, derinden hissetmek, (sebebini bilmeden) çok emin olmak.
I
feel in my bones that we will defeat the enemy.
iniş ücreti
iştahlanmak Verb
istek duymak Verb
kendini yepyeni biri gibi hissetmek Verb
ahlaki bir yükümlülük duymak Verb
kendini yeniden doğmuş gibi hissetmek Verb
yakınlık duymak Verb
aranmak Verb
arayıp durmak Verb
araştırmak, bulmaya çalışmak.
I'm feeling about for an answer to our difficulties.
alakalanmak Verb
el yordamı ile aramak Verb
aramak Verb
ağzının suyu akmak Verb
imrenmek Verb
içinde boşluk duymak Verb
içinden karşı konamayacak bir dürtü duymak Verb
birşey gibi hissetmek Verb
birşey gibi hissetmek Verb
utanmak Verb
madara olmak Verb
hicap duymak Verb
rahat olmak Verb
rahatlamak Verb
kendini iyi hissetmek Verb
birine sempati duymak Verb
(kendini) daha iyi hissetmek.
feel fine: (kendini) çok iyi hissetmek.
feel well: keyfi
yerinde olmak.
feel unwell: keyifsiz/rahatsız olmak.
feel cold: üşümek. feel
hot/warm: terlemek, ateş basmak.
feel thirsty: susamak.
feel sure: emin olmak.
feel one's oats: (at) canlı olmak, (insan) kibirli olmak, böbürlenmek.
feel small: utanmak, makcup olmak.
içi sıkılmak Verb
kendini köşeye sıkışmış hissetmek Verb
kendini çaresiz hissetmek Verb
fiyatların yükseleceğini hissetmek Verb
yakınlık duymak Verb
üşümek Verb
acımak Verb
başarıdan emin olmak Verb
birini hor görmek Verb
yeri dar/sıkışık olmak, sıkışmak.
kasvet basmak Verb
iğrenmek Verb
lütufkâr olmak Verb
keyfi olmamak Verb
kendini birine yakın duymak Verb
sıkılmak Verb
utanmak Verb
husumet beslemek Verb
fenalık gelmek Verb
baygınlık geçirmek Verb
uvunmak Verb
fenalaşmak Verb
acımak Verb
elleriyle bir şeyi aramak Verb
birine acımak Verb
birine sempati duymak Verb
birine yakınlık duymak Verb
acımak, merhamet etmek.
feel for someone in distress.
rahat olmak Verb
kendini rahat hissetmek Verb
çekinmemek Verb
...'mekten çekinmemek Verb
kendini enerjik hissetmek Verb
(kendinde) bir tuhaflık/acayiplik/anormallik hissetmek.
My head feels funny; may I lie down?
sevinmek Verb
kendini iyi hissetmek Verb
yanmak Verb
sevinmek Verb
kendini çok daha iyi hissetmek Verb
fazla ısınmak Verb
utanmak Verb
içi ezilmek Verb
acıkmak Verb
rahatsızlanmak Verb
rahatsız olmak Verb
müdana etmek Verb
rahatsız olmak Verb
milletine güven duymak Verb
kuvvetle hissetmek Verb
(a) canı istemek, arzu/istek duymak, istemek, arzu etmek.
I feel like seeing her: Onu göreceğim
geldi.
Do you feel like a swim? (b) benzemek, hissini vermek.
The cat's fur felt like silk.
içinden gelmek Verb
canı istemek Verb
pelte gibi/yorgun/bitkin/dermansız hissetmek.
My arms and legs feel like jelly .
kendine gelmek, kendini toplamak, iyi olmak, tam sıhhatte olmak.
I don't feel quite myself: Kendimi iyi hissetmiyorum.
birşeye benzemek Verb
birşey gibi hissetmek Verb
birşey gibi gelmek Verb
garipsemek Verb
edememek Verb
keyfi olmamak Verb
maneviyatı bozulmak Verb
içi bulanmak Verb
midesi bulanmak Verb
midesi bulanmak Verb
kusacak gibi olmak Verb
gözleri kararmak Verb
formunda olmamak Verb
el ile yoklamak Verb
pullanmak Verb
kendine gelmek, kendini toplamak, iyi olmak, tam sıhhatte olmak.
I don't feel quite myself: Kendimi iyi hissetmiyorum.
gözüne kestirmek Verb
ağırlık basmak Verb
kurnazca/ustalıkla/maharetle araştırmak/anlamak/tahkik etmek.
kendini rahat hissetmemek Verb
kendini (bulunduğu yerde) yabancı hissetmek Verb
yerini yadırgamak Verb
acı duymak Verb
acımak, merhamet duymak, yüreği sızlamak.
onurlanmak Verb
gurur duymak Verb
ambale olmak Verb
yeniden formunu bulmak Verb
açılmak Verb
serbestlemek Verb
nefes almak Verb
ferahlamak Verb
nadim olmak Verb
nedamet duymak Verb
hüzünlenmek Verb
teessür etmek Verb
birinin nabzına bakmak Verb
kendini iyi hissetmemek Verb
midesi bulanmak Verb
rahatsız olmak Verb
utanmak, mahcup olmak, küçük düşmek, yerin dibine geçmek.
birini ellemek Verb
birini taciz etmek Verb
birine dokunmak Verb
acısını çekmek Verb
acımak Verb
acımak Verb
kendine acımak Verb
ücreti paylaşmak Verb
kendini tuhaf hissetmek Verb
kesin görüşü olmak Verb
fenalaşmak Verb
kendine güvenmek Verb
yakınlık duymak Verb
(Br) canına tak etmek Verb
mali yönden zorluklar çekmek Verb
mali sıkıntı çekmek Verb
(gemicilik) baş tutmak Verb
dümen tutmak Verb
gereksemek Verb
gereksinmek Verb
vicdan azabı çekmek Verb
rahatsızlanmak Verb
cinsel organlarını okşamak/ellemek.
kendinde güç/istek/heves duymak, yapacak halde olmak, iktidarı olduğunu hissetmek.
I don't feel up
to it: Bunu yapacak halde değilim.
kendini birşeye hazır hissetmek Verb
birşeye hazır olmak Verb
birşeye istekli olmak Verb
çivi kesmek Verb
donmak Verb
hararet basmak Verb
birine karşı yakınlık duymak Verb
kendini bitkin hissetmek Verb
el yordamıyla ilerlemek Verb
acımak.
I feel sorry for him: Ona acıyorum.
I feel sorry for whoever marries her! Onunla
evlenecek olana acırım (evlenecek olanın vay haline!).
He's very sorry for himself: Halinden şikâyetçi.
alışmak, ünsiyet peyda etmek.
You'll soon get the feel of the new job/car.
Seni anlıyorum.
canım dinlenmek istiyor
utandırmak Verb
kasvet vermek Verb
fenalaştırmak Verb
acıktırmak Verb
rikkat getirmek Verb
onurlandırmak Verb
duyumsatmak Verb
temin etmek Verb
kendini iyi hissetmemek Verb
kendini kötü hissetmek Verb
tıkanmak Verb
terlemek, sıcaktan bunalmak.