pin

  1. Noun toplu iğne.
    You could have heard a pin drop: İğne düşse duyulurdu.
    safety pin: çengelli iğne.
  2. Noun askı çivisi.
  3. Noun broş, iğne.
    a fraternity pin. a tiepin.
  4. Noun mil, pim.
  5. Noun kenetleyici/bağlayıcı şey.
  6. Noun silindirik anahtarın kilide giren ucu.
  7. Noun (bkz: clothespin ).
  8. Noun (bkz: hairpin ).
  9. Noun hedefin ortasını işaret eden çivi.
  10. Noun lobut, kuka.
  11. Noun işaret çubuğu.
  12. Noun
    pins
    k.d. bacaklar.
  13. Noun, Music (telli çalgılarda) akort anahtarı.
  14. Noun, Maritime Traffic
    belaying pin ile ayni anlama gelir. armadura çeliği.
  15. Noun (güreş) düşme.
  16. Noun çok küçük miktar, değersiz şey.
    not to care two pins: umursamamak, hiç önem vermemek.
    I don't
    care a pin: zerre kadar umurumda değil; bana vız gelir.
  17. Transitive Verb iğnelemek, toplu iğne ile tutturmak.
  18. Transitive Verb iliştirmek, tespit etmek, tutturmak.
  19. Transitive Verb (üniversitede/kolejde) rozetini kız arkadaşına vererek nişanlanmayı vadetmek.
  20. Transitive Verb (güreşte) yere vurmak.
  21. Transitive Verb elini kolunu bağlamak, hareket serbestisini kısıtlamak.
    pin someone's arms to his side: birinin
    kollarını arkasından kıskıvrak yakalamak.
    be pinned against the wall: duvara kıstırılmak/sıkıştırılmak.
    be pinned under a fallen beam: düşen bir kalasın altında sıkışmak
  22. Transitive Verb kapmak.
kulaklarını açmak Verb
dikkatle dinlemek Verb
birisine/bir şeye çok güvenmek.
(birine/bir şeye) bel bağlamak, sonsuz güveni olmak, tamamıyla güvenmek/inanmak/itimat etmek.
ümitlerini birine bağlamak Verb
birine ümit bağlamak.
başkasının fikriyle hareket etmek Verb
fikirlerini birine bağımlı yapmak Verb
rakibini bir nokta da yakalamak ve yenmek Verb
rakibini bir noktada yakalamak ve yenmek Verb
(a) birisini şiddetle azarlamak, kulağını çekmek, (b)
Brit. kulak vermek, dikkatle dinlemek.
pin
back your ears: dikkatle dinleyin!
dingil cıvatası Noun
armadora çeliği, bağlama çubuğu.
(madenî) saç tokası.
somun
iğne
mandal. Noun
maşa
krank pimi. Noun
amortisör aksi
dowel ile ayni anlama gelir. tahta pim/çivi: marangozlukta iki parçayı birbirine tutturmak, kaymalarını
önlemek için kullanılır.
sprig ile ayni anlama gelir. başsız çivi.
raptiye
pünez
raptiye.
saplama
damlalık
ateşleme iğnesi: ateşli silahlarda füzeye çarpıp mermiyi ateşleyen iğne.
dernek rozeti
firkete Noun
saç tokası Noun, Clothing-Fashion
enjektör başlığı
kavrama mili
kilit mandalı
saplama
çil çil
kız gibi
tertemiz, gıcır gıcır, yepyeni, pırıl pırıl vb.
The room was as neat as a new pin: Oda tertemizdi.

She was as neat as a new pin: Pek şıktı/iki dirhem bir çekirdekti.
hiç umursamamak
beş para etmez
enjektör meme iğnesi
oklava.
merdane, oklava.
çengel iğne
kancalı iğne
iğne
çengelli iğne
fular iğnesi
(kadınların süs olarak elbiselerine taktıkları) iğne, broş.
saplama
skittle ile ayni anlama gelir. bu oyunda kullanılan kukalardan herbiri.
dingil cıvatası Noun
iğne
kravat iğnesi
akort vidası.
akort ayar mandalı.
kişisel kimlik numarası Noun
tanığı olaylara bağlı kalmaya zorlamak Verb
bir tanığı olaylara bağlı kalmasına zorlamak Verb
tanığı gerçeklere bağlı kalmaya zorlamak Verb
birine bir suç isnat etmek Verb
karıncalanma
lobutçu: bowling oyununda devrilen lobutları dizen ve topu geri atan çocuk. Noun
ıslatılıp toka ile tutturulan saç lülesi. Noun
(a) vaadini tutmaya/belirli bir hareket hattı izlemeye zorlamak/mecbur etmek, (b) açıklamak, açık/vazıh/sarih
bir şekilde tanımlamak/belirtmek/karar vermek.
The court has found obscenity to pin down as a punishable offence. (c) (bir kimseyi) açıklamaya/ayrıntılarıyla anlatmaya zorlamak.
pin someone down to facts: birini gerçeği/vakıaları söylemeye zorlamak. (d) sımsıkı bağlamak/tespit etmek.
düşmanın yerini saptamak Verb
çivi izi: matbaa harflerini kalıptan çıkarırken çivinin harflerde bıraktığı iz. Noun
(küçük masraflar için ayrılan) yedek para. Noun
(erkeğin karısına verdiği) cep harçlığı. Noun
iğneli meşe
(Quercus palustris): D ABD'de yetişen dalları uzun ve sarkık bir tür meşe. Noun
fiyat etiketi takmak Verb
kâğıtları iğne ile tutturmak Verb
zımba
bir şeyin sorumluluğunu birinin üstüne yıkmak Verb
karıncalanma
saplama
fok yavrusu derisi. Noun
birini köşeye sıkıştırmak Verb
birine sözünü tutturmak Verb
birine sözünü tutturmak Verb
(birisini) suçlamak, sorumlu tutmak, suçu birisinin üstüne atmak.
iğnelemek Verb
takmak Verb
(kumaşlarda) çok ince çizgi. Noun
çok ince çizgili kumaş veya elbise. Noun
toplu iğne/firkete ile iğnelemek/tutturmak (saçları vb.).
bir bildiri asmak Verb
beğenilen sinema oyuncusu
seksi kadın
fırıldak. Noun
çarkıfelek. Noun
saplamalı anahtar, somunların yarığına girecek pimi olan anahtar. Noun
taktırmak Verb
cotter ile ayni anlama gelir. maşalı çivi, maşa, kopilya.
king pin ekseni Noun, Transport
Bu konuyu geçelim. Sentence
Bu konuyu şimdilik bir kenara bırakalım. Sentence
Bu konuyu daha sonra konuşalım. Sentence
Lafını unutma. Sentence
biyel yatağı
king pin axis Noun, Transport