opportunity

  1. Noun fırsat, vesile.
    at the first/earliest opportunity: ilk fırsatta.
    a wonderful opportunity:
    mükemmel bir fırsat.
    to miss an opportunity: fırsatı kaçırmak.
    A summer in France gave her an opportunity to learn French.
    take the opportunity of doing (or to do): fırsattan yararlanarak … yapmak.
    I'd like to take this opportunity to thank everyone for helping.
    when the opportunity occurs: fırsat düşerse/zuhur ederse.
    to make the most of one's opportunities: önüne çıkan fırsatlardan sonuna kadar yararlanmak/azamî yarar sağlamak.
  2. Noun uygun/müsait zaman.
  3. Noun elverişli durum, talih.
uygun fırsatı beklemek Verb
fırsattan istifade etmek Verb
fırsatını kaçırmak Verb
bir fırsatı değerlendirememek Verb
fırsatını beklemek Verb
fırsat yaratmak Verb
birine bir imkân sağlamak Verb
birine bir fırsat vermek Verb
birine bir olanak tanımak Verb
birine bir olanak sağlamak Verb
birine bir fırsat tanımak Verb
birine bir imkân tanımak Verb
birine fırsat vermek Verb
ilk fırsatta Adverb
ilk fırsatta
bir fırsattan istifade etmek Verb
bir fırsattan yararlanmak Verb
her fırsattan yararlanmak Verb
iş imkanı Noun, Management
iş yapma imkânı
kariyer fırsatı Noun, Human Resources
mesleki fırsat
bir fırsatı kullanmak Verb
iş imkânı
eşit istihdam fırsatı
fırsat eşitliği
fırsat eşitliği
ele geçmez fırsat
meydan bulmak Verb
vergi fırsatı
meydan vermek Verb
fırsat vermek Verb
ele geçmez fırsat
bulunmaz fırsat
iyi fırsat
bir fırsatı yakalamak Verb
bir fırsattan yararlanmak Verb
meydan bulamamak Verb
iş fırsatı
iş imkanı Noun, Employment
bir fırsatı kaçırmamak Verb
açıkgözlülük etmek Verb
Arkansas (takma adı). Noun
bir fırsatı yakalamak Verb
bir fırsattan yararlanmak Verb
fırsatı kaçırmak.
meydan aramak Verb
kaybolmuş fırsat
kaçan fırsat
kaybolmuş fırsatı
bir fırsattan iyi yararlanmak Verb
bir fırsattan azami yararlanmak Verb
piyasa fırsatı
pazarlama fırsatı
bir fırsatı kaçırmak Verb
bir fırsatı kaçırmak Verb
fırsatı elden kaçırmak Verb
hayatta insanın eline bir kez geçecek fırsat
hayatta insanın eline bir kez geçen fırsat
bir fırsatı kaçırmak Verb
fırsatı elinden kaçırmak Verb
gerçek fırsat
bir fırsattan istifade etmek Verb
kâr fırsatı
terfi fırsatı
satış fırsatı
fırsat aramak Verb
fırsat kollamak Verb
bir fırsata atlamak Verb
iyi bir fırsat kaçırmak Verb
bir fırsatı boşa harcamak Verb
iş fırsatı
bir fırsattan yararlanmak Verb
bir fırsattan yararlanmak Verb
fırsat kollamak Verb
alternatif maliyet
bunu başka bir şirkete
bu meblağ o binanın fırsat maliyetidir
diyelim haftada 500 dolara kiraya verdiğinde
bir şirketin depolama yeri olarak kullandığı bir binası vardır
bir aktifi (örneğin , makineler) bir başka amaçla kullanmanın maliyeti
fırsat maliyeti Noun, Competition Law
sermayenin fırsat maliyeti Noun
sermayenin fırsat maliyeti (şirket içinde fonların etkin bir biçimde kullanılması sonucu beklenen kâr oranı
kişinin almaktan vazgeçtiği bir şeyin maliyeti
alternatif giderler (şimdiki mal , hizmet ya da kapasite başka bir kullanıma tahsis edilmiş olsaydı azami
bir alternatif kâr elde edilmiş olunabilirdi
fırsat maliyeti
bir reklamın duyulması ya da görülmesi beklentisi
ilerleme fırsatı
amortisman olanağı
sahtekârlık fırsatı
kazanç fırsatı
büyüme olanağı
terfi imkânı
tasarruf imkânı
iş imkânı
satın alma fırsatı
demografik fırsat penceresi Noun, Demography
eşit fırsat programı
ayrıcalıksız işveren: işçiler veya adayları arasında ırk, renk, din, cinsiyet, milliyet farkı gözetmeden
hepsine eşit haklar tanıyan işveren.
punt duna getirmek Verb
ağız açtırmamak Verb
her çeşit insanla temasa geçme fırsatı olmak Verb
her çeşit insanla temasa geçme fırsatı olmak Verb
bir fırsatı elden kaçırmak Verb
bir fırsatı kaçırmak Verb
birine bir fırsat yaratmak Verb
birine bir şey yapması için fırsat vermek Verb
birine fırsat sağlamak Verb
bir fırsat vukuunda
eğer fırsat çıkarsa
ne imkân varsa faydalanmak Verb
(bir şey yapmak için) fırsattan yararlanmak, fırsatı kaçırmamak.
They availed themselves of the opportunity
to hear a fine concert free of charge: Güzel bir konseri bedava dinlemek fırsatını kaçırmadılar.