keep

  1. Verb tutmak, saklamak, hıfzetmek, muhafaza etmek.
    She kept her promise.
  2. Verb muvakkaten birinin (malı) olmak, birisinde kalmak, alıkoymak.
    You may keep this: Bu sizde kalsın/sizin
    olsun.
    Don't let me keep you: Sizi alıkoymayayım.
  3. Verb mukayyet/sahip olmak, korumak, muhafaza etmek, gözkulak olmak.
    Would you keep this until I return?
  4. Verb sahibi olmak, işletmek.
    They keep a shop/store/hotel.
  5. Verb beslemek, yetiştirmek.
    to keep cows/chicken.
  6. Verb alıkoymak, (bir yerde) tutmak, (bir yere) kapatmak.
    His illness kept him in hospital for 6 weeks..
  7. Verb beslemek, geçindirmek, geçimini sağlamak.
    to keep a family: aile geçindirmek.
    keep a house:
    ev geçindirmek/idare etmek.
    keep someone in clothes: birinin giyimini kuşamını sağlamak.
  8. Verb (belirli bir durumda) tutmak.
    keep that child quiet: Şu çocuğu sustur.
  9. Verb (olduğu gibi) muhafaza etmek, değiştirmemek, ayrılmamak.
    keep your distance.
    Please keep your
    seats: Lütfen yerinizden ayrılmayın.
  10. Verb (arkadaş) edinmek, … ile düşüp kalkmak.
  11. Verb korumak, hıfzetmek.
    May the Lord keep you: Allah seni/sizi korusun (Allaha emanet olun).
    How
    are you keeping? Nasılsınız? Sağlığınız iyi mi?
  12. Verb sürdürmek, devam ettirmek, (bir durumu) muhafaza etmek.
  13. Verb saymak, saygı göstermek, riayet/hürmet etmek, sadık olmak, sadakat göstermek, bağlı kalmak.
    to keep old traditions.
  14. Verb metres tutmak
  15. Verb (belirli durumda) kalmak, (bir durumu) muhafaza etmek/devam ettirmek.
  16. Verb (bir işe) devam etmek, sebat etmek, direnmek, ayak diremek, yılmamak, vazgeçmemek.
    keep trying.
  17. Verb bozulmadan saklanmak, bozulmamak.
    Will this food keep? Bu yemek bozulmadan saklanabilir mi?
    Fish
    won't keep in summer: Yazın balık çabuk bozulur.
  18. Verb sonraya kalmak, beklemek, gecikmek.
    I have more to tell you, but it will keep: Sana daha diyeceklerim
    var, fakat sonraya kalsın.
  19. Noun geçim, maişet.
    to work for one's keep .
    He earns his keep: Geçimini sağlıyor/çıkarıyor.

    He's not worth his keep: Masrafına değmez.
  20. Noun kale, Ortaçağ şatolarının tahkim edilmiş binası.
  21. Noun bakım, iyi muhafaza etme/koruma.
  22. Noun cezaevi, tutukevi, hapishane, tevkifhane.
  23. Noun tutucu, bir şeyi yerinde/bağlı tutan şey.
  24. Noun otlak.
  25. Noun koruma, himaye, nezaret.
vaadini yerine getirmekte kusur etmek Verb
(top oyunlarında) topu gözden kaçırmamak, topun doğrultusunu iyi kestirmek.
elini çekmemek, devamlı meşgul olmak.
en önemli habere/delile sahip olmak.
gerçekçi düşünmek, düşüncelerinde makul/pratik olmak.
(zamanı gelince kullanmak üzere) saklamak, el altında/hazır bulundurmak.
durmadan/sıkı çalışmak.
(a) sakin olmak, heyecan eseri göstermemek, (b) yüzü gülmemek, kendini (gülmekten) tutmak/almak, temkinini
bozmamak.
The joke was so funny she couldn't keep her countenance: Fıkra okadar komikti ki gülmekten kendini alamadı.
menfaatlerini yakından korumak Verb
masrafların kaydını tutmak Verb
masraflarının kaydını tutmak Verb
bir sendikayı işletmesinden uzak tutmak Verb
sendikayı işletmesinden uzak tutmak Verb
gizli bir kozu olmak Verb
elini oyundan çekmemek Verb
dengesini kaybetmemek Verb
bankadaki hesabını açık tutmak Verb
dengesini korumak Verb
(hastalıktan) yataktan çıkmamak Verb
doğum gününü kutlamak Verb
otomobili ile gitmemek Verb
otomobil ile gitmemek Verb
sırrını saklamak Verb
itidalini bozmamak Verb
soğukkanlılığını korumak Verb
tetiğini bozmak Verb
fikrini kendine saklamak Verb
temkinini bozmamak Verb
gülmemek Verb
dakik olmak Verb
(a) haddini bilmek, (b) uzak durmak, sokulmamak, yaklaşmamak, fazla samimî olmamak.
They might be
dangerous, so keep your distance. He prefers to keep his distance with his employees.
köpeğinin yuları elinde olmak Verb
skandallara meraklı olmak Verb
(a) dayanmak, mukavemet etmek, zorlukları cesaretle karşılamak/yenmek, (b) sorumluluğunu çok iyi bilmek,
(c) kendini çok iyi savunmak.
sözünde durmak Verb
taahhütlerini yerine getirmek Verb
masraflarını makul sınırlar içinde tutmak Verb
harcamalarını makul sınırlar içinde tutmak Verb
harcamaları makul sınırlar içinde tutmak Verb
gözü saatte olmak, (canı sıkıldığından) paydos saatinin bir an gelmesini beklemek, işin bitimini gözlemek.

He's a terrible clock -watcher: Tembelin biridir.
to be guilty of clock-watching: dalga geçmekten/havyar kesmekten suçlu olmak.
çevreyi dikkatle gözetlemek Verb
göz hapsine almak, gözünü ayırmamak, dikkatle gözetlemek, tetikte/uyanık bulunmak.
gözünü ayırmamak, gözünden kaçırmamak için dikkatle bakmak.
The bird watcher kept his eyes peeled for birds. Verb
gözünü dört açmak.
(a) sözünde durmak, (b) imanını elden bırakmamak.
keep faith with someone: birine verdiği sözü
tutmak, vaadini yerine getirmek.
ayakta durmak, düşmemek, sarsılmamak.
He found it difficult to keep his feet on the icy road.
işe karışmamak Verb
(bir işte) başarı dilemek, başaracağını ummak, sonuçtan ümitli olmak/ümidini kesmemek.
Keep your fingers
crossed while I take the test: Bana sınavda başarı dile/başarım için dua et.
Keep your fingers crossed! Maşallah de! Nazarın değmesin.
nazar değmesin işareti yapmak Verb
görgü kurallarını gözetmek Verb
düşmemek Verb
kaymamak Verb
iddiasını başarıyla savunmak Verb
sükûnetini bozmamak Verb
sinirleri üstünde olmak Verb
formunu bozmamak Verb
pratiğini kaybetmemek Verb
bir şeye katlanmak Verb
kendine hâkim olmak, itidalini/soğukkanlılığını korumak.
(a) yüzer durumda tutmak, başını su üstünde tutmak, suya batmamak, (b) kendi yağı ile kavrulmak, borca
girmemek, kendi geliri ile geçinip gitmek, ayağını yorganına göre uzatmak.
He's finding it hard to keep his head above the water these days.
(kıt kanaat) geçinmek, iki ucunu bir araya getirmek.
In this business we don't make much money, but
we are able to keep our heads above the water.
iki yakasını bir araya getirmek Verb
su üzerinde durmak Verb
suyun yüzünde durabilmek Verb
borçsuz harçsız geçinmek Verb
boğulmamak Verb
idare etmek Verb
su yun yüzünde durabilmek Verb
hiç tehlikeye girmemek Verb
mücevherlerini banka kasasında saklamak Verb
birine karşı avantajı olmak Verb
mektuplarını kilit altında tutmak Verb
susmak, ağzını kapamak, sır saklamak, ketum olmak.
üyeliğini muhafaza etmek Verb
(US) beladan sakınmak Verb
alnı pak olmak Verb
durmadan ve sıkı çalışmak Verb
opsiyon hakkını mahfuz tutmak Verb
fikirlerini/düşüncelerini/niyetlerini/planlarını kendine saklamak/gizli tutmak/açıklamamak.
Keep your
own counsel: Düşüncelerini gizli tut.
ödemeleri vadesinde yapmak Verb
yılmamak, umutsuzluğa kapılmamak, fütur getirmemek.
cesaretini yitirmemek, umutsuzluğa kapılmamak, zor koşullar altında bile yılmamak.
mesafe koymak Verb
birinin emniyeti altında olmak Verb
her ihtimale karşı hazır bulunmak Verb
vaadi yerine getirmek Verb
sözünde durmak Verb
sözünü tutmak Verb
evraklarını titizlikle saklamak Verb
itibarına leke sürdürülmemiş olmak Verb
(a) (mecliste vb.) yerini/mevkiini korumak, (b) tekrar milletvekili seçilmek, (c) oturduğu yerden kalkmamak.
soğukkanlılığını korumak, sinirlenmemek, sinirlerine hâkim olmak.
Keep your shirt on! Sinirlenme! Kendine hâkim ol!
ümitsiz bir durumda olmak Verb
keyifli olmak Verb
itidalini kaybetmemek Verb
kiraya verdiği evin oturulabilir halde onarımını sağlamak Verb
(üniversite) alınması zorunlu derslere kaydolmak Verb
biriyle olan bağlantılarını korumak Verb
vadesinde ödemek Verb
kozlarını elinde tutmak Verb
birinin yoluna engel olmak Verb
kendine hâkim olmak Verb
paniğe kapılmamak Verb
sükûnetini muhafaza etmek Verb
sözünü tutmak Verb
evrakları kendi saklamak Verb
birini kadrosunda tutmak Verb
bir şeyi kendi harcamak üzere saklamak Verb
ailesinden bir şey saklamak Verb
haberi kimseye söylememek Verb
yolundan ayrılmamak Verb
başkasına bağımlı olmamak Verb
odasından çıkmamak Verb
itibarını bozmamak Verb
ödemelerini muntazaman yapmak Verb
ödemelerine muntazam bir şekilde devam etmek Verb
yürekliliğini elden bırakmamak Verb
yeise kapılmamak Verb
neşesini bozmamak Verb
kendi faaliyet alanı içinde kalmak Verb
sınırları içinde kalmak Verb
ilgisini/alâkasını devam ettirmek, ilgisini kesmemek, bir işle sürekli olarak meşgul olmak, hünerini/melekesini
kaybetmemek, üstünde devamlı çalışmak.
didinmek, durmadan (gece gündüz) çalışmak/çalabalamak/uğraşmak, didinip durmak.
He keeps his nose
to the grindstone and saves as much as possible to buy a new house.
acele karar vermemek, belirli bir süre içinde seçmekte serbest olmak, seçme/alma hakkı mahfuz olmak.
haddini bilmek.
ana paraya dokunmadan faiziyle geçinmek Verb
yediği ekmeği hak etmemek Verb
boğaz tokluğuna çalışmak Verb
düzenli olmak Verb
itidalinımuhafaza etmek Verb
Noel'i kutlamak Verb
alarga
arkadaşlık etmek Verb
ketum olmak Verb
baskı uygulamak Verb
yerinden kımıldamak kımıldanmak Verb
aşağı tutmak Verb
kusmayı engellemek Verb
(fiyatlar) sabit kalmak Verb
devam etmek Verb
evde kalmak Verb
kıyı kıyı gitmek Verb
sol tarafı takip etmek Verb
mektup buları saklamak Verb
mektupları saklamak Verb
yaklaştırmamak Verb
bir şeyi yapmaya
vira
açık tutmak Verb
girmemek Verb
adımını uydurmak Verb
muntazaman haber vermek Verb
gizli tutmak Verb
sessiz kalmak Verb
kayıt tutmak Verb
sağdan gitmek Verb
sağ tarafı takip etmek Verb
ayrı tutmak Verb
ayrı tutmak Verb
gizlemek Verb
istikrarlı tutmak Verb
(fiyatlar) sabit olmak Verb
çetele tutmak Verb
(Br) üniversitede okumak Verb
iyi götürmek Verb
haberdar olmak Verb
(bir şeyi) kontrol etmek Verb
bir şeyi yüksek tutmak Verb
bir şeyin bakımını sağlamak Verb
(sandık) ters çevirmeyiniz
gündemi takip etmek Verb
çalışmaya devam etmek Verb