ice

  1. buz. (İlgili sıfat:
    glacial).
    The water turns into ice at 0°C.
  2. buz+, buzlu, buz gibi, buzdan yapılmış, buz üzerinde yapılan.
    ice cold water. an ice chest. ice hockey.
  3. (su kütlesi üzerindeki) buz tabakası.
    ice on the lake in winter.
  4. buza benzer şey.
    camphor ice: kâfuru merhemi.
  5. meyveli dondurma.
  6. ice cream ile ayni anlama gelir. dondurma.
  7. pasta (üstü) kreması.
  8. iş adamlarının özel çıkar sağlamak, himaye görmek için ödedikleri para.
  9. elmas, pırlanta, mücevherat.
  10. tiyatroda iyi yerden bilet almak için gişe memuruna el altından verilen para.
  11. buzlu hokey alanı.
  12. Verb buzla örtmek/kaplamak, dondurmak.
  13. Verb don(dur)mak, buzlaş(tır)mak, buz tut(tur)mak.
  14. Verb (buzla) soğutmak, buz gibi yapmak, içine buz koymak.
  15. Verb (pasta üzerine) şekerli krema sürmek.
  16. Verb (buz hokeyinde) diski gol çizgisi dışına atmak.
  17. Verb öldürmek.
Dondurma imalatı (NACE kodu: 10.52) Noun, Trades-Professions
dip buzu
mahmuz buzu
suni buz
yapma buz
buzlanmak Verb
buzlarla çevrilmiş olmak Verb
buz ile mahsur kalmış olmak Verb
yolda cam gibi buz
samimî bir hava yaratmak, (ilk söze başlayarak) çekingenliği/resmiyeti ortadan kaldırmak, başı çekmek.
(a) zor bir işe) başlamak, müşkülü/zorluğu yenmek, (b) resmiyeti kaldırmak/gidermek, havayı yumuşatmak, samimiyet yaratmak.
kâfur merhemi: deri çatlaklarını tedavide kullanılan kâfur, balmumu, ispermeçet mumu ve hintyağından yapılmış merhem.
mum şeklinde buz. Noun
üstü çikolata kaplı dondurma kalıbı
frigo
şeffaf buz
örtü buzulu.
dondurma.
üstü buz tutmuş
iz bırakmamak, önemli olmamak, etkisiz kalmak.
(a) iyi intiba/tesir bırakmamak, rağbet/itibar görmemek, geçmemek.
This kind of production will cut
no ice on the international market. (b)
cut no ice (with someone): (bir kimseye) söz geçirememek, üzerinde nüfuzu/etkisi olmamak, hiç tesir etmemek, sökmemek.
A man's money or importance never cuts any ice with him.
donun neden olduğu zarar
buzlar arasında hapis kalmış
buzdağı, yüzer buz. Noun
kuru buz: donmuş karbon dioksit. Noun
yüzer buz
buzları çözülmüş
glitter ile ayni anlama gelir. buzlu yağmur, yağmurdan ilerigelen buz.
dip buzu, su dibindeki buz. Noun
“-lik/-lık/-lük/-luk”: sıfatlardan durum, nitelik, eylem bildiren adlar yapar.
ör.:
cowardice:
korkaklık.
malice: kötülük.
Suffix
buzul buzu
(bir şeyi) ileride kullanmak üzere saklamak.
yiyecekleri buzlukta saklamak Verb
buzla çevrili olup kıpırdayamama
(a) yedekte, askıda.
put on ice: ertelemek, askıya almak.
You will have to put your vacation
plans on ice until your debts are paid. (b) müemmen, emin, garantili, kesinlikle lehte sonuç verecek olan
mec. çantada keklik.
Our team had the game on ice.
çok nazik/müşkül/tehlikeli durumda.
be/skate on thin ice: çok müşkül/tehlikeli durumda bulunmak,
tehlike ile karşı karşıya olmak.
hareketli buz kütlesi
gezgin buz
ice pack ile ayni anlama gelir. buz kütlesi: bir arada sıkışıp tek bir parça haline gelen buzlar kümesi.
yığın buzla, deniz buzlası, bankiz, buz tarlası, denizde sürüklenip bir araya yığılmış buzlardan oluşan
geniş saha.
ice pack ile ayni anlama gelir.
Noun
basınç buzu: buzdağlarının sıkışma noktalarında oluşan buz.
(US) kendini güvence altına almak Verb
kırağı.
buz uzantısı.
tehlikeli bir işe girişmek.
yığın halinde yüzen buz parçaları.
buzların çözülüşü
ince bir buz tabakası Noun
(US) yedekte
tehlikeli buz
buz üstünde ihtiyatla yürümek Verb
üzerinde yürümesi tehlikeli buz
su buzu, içinde kar bulunmayan suyun donması ile elde edilen buz. Noun
meyve dondurması. Noun
buzul çağı, cümudiye devri. Noun
buzul çağı Noun, Geography
Buz Devri Proper Name, Cinema
Buz Devri: Kıtalar Ayrılıyor Noun, Cinema
Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor Proper Name, Cinema
Buz Devri: Dinozorların Şafağı Noun, Cinema
Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı Proper Name, Cinema
Buz Devri 2: Erime Başlıyor Proper Name, Cinema
mahmuz buzu
(köprü) buzkıran
buz baltası: dağcıların buzda ayak yeri yapmak için kullandıkları özel balta. Noun
buz torbası/kesesi: hastaların vücuduna buz koymakta kullanılan su geçirmez torba. Noun
buz kıran gemi
buz kırıcı
buz köprüsü: donmuş nehir/göl üzerinde açılan (kışa mahsus) taşıt yolu. Noun
buz kovası Noun, Food-Kitchen
buz torbalı takke
buz kaplaması
(Kuzey Kutbu) buzul başlığı
buz mağarası: bütün yıl veya yılın büyük kısmında buz içeren mağara. Noun
buz tehlikesi klozu
dondurma.
chocolate ice cream . Noun
(ticarî anlamda) süt, yumurta akı, nişasta vb. ile yapılan dondurmaya benzer yiyecek. Noun
dondurma kaşığı Noun, Food-Kitchen
buz nalçası: kaymamak için ayakkabıların altına konulan sivri uçlu demir. Noun
buzlu sis: yavaş yavaş düşen ince buz kristalleri.
ice needles, snow mist ile ayni anlama gelir. Noun
buz küpü, küp şeklinde buz parçası. Noun
buzluk
nakliyat emtea poliçesinde varış limanının buzlanma nedeniyle malın boşaltılmasına elverişli olmaması
dolayısıyla geminin en yakın bir diğer limanda m
soğuk içecek şey
buz istisna klozu
buz istisna klozu (nakliyat tekne poliçesinde kış aylarında geminin buzla teması halinde oluşan hasarları hariç tutan hüküm
buzla, buz tarlası, denizde yüzen büyük ve geniş buz kütlesi. Noun
icecap (2). Noun
floe ile ayni anlama gelir. yüzen buz: denizde yüzen buz levhası.
floe (1). Noun
buzlu sis: buz zerrelerinden oluşan sis. Noun
(kutuplarda) buzkuşağı: kutup kıyılarında donan deniz suyu ve kardan oluşan duvar. Noun
mavi tilki. Noun
buz suz liman
buz hokeyi. Noun
buzhane, buz yapımevi, buz deposu/mahzeni. Noun
buz tabakası Noun
buz (yapma) makinesi. Noun
buzculuk
buz yapma
kaymaklı dondurma.
yağsız sütten yapılmış dundurma. Noun
frozen custard Noun
buz sisi
buz iğnesi: sirüs bulutlarını oluşturan ince ve uzun buz parçacıkları. Bazen güneş ışığında görülebilir. Noun
ice cryastals
buz tutmak Verb
buzlanmak, buzla örtülmek/kaplanmak, yüzeyi buz tutmak.
The windshield has iced up.
buz torbası/kesesi: hastaların vücuduna buz koymakta kullanılan su geçirmez torba. Noun

pack ice ile ayni anlama gelir. buz kütlesi: bir arada sıkışıp tek bir parça haline gelen buzlar kümesi. Noun
ice bag Noun
buz revüsü
buz devriyesi
buz kıracağı. Noun
buz kılavuzu
buz otu
(Mesembryanthemum crystallinum): yaprakları buzlu gibi görünen parlak kabarcıklarla örtülü
bir tür sıracaotu. G. Afrika, Akdeniz bölgesi ve G. Kaliforniyada yetişir.
Noun, Botany
buz fabrikası. Noun
kazayağı Noun, Plant Species
kaz ayağı Noun, Plant Species
(suyun) donma noktası, 0°C. Noun
donma noktası Noun, Engineering
buzlu yağmur, yağar yağmaz buz tutan yağmur. Noun
sulu sepken: karla karışık yağmur. Noun
buz pateni alanı
buz tutmuş yol
buzdolabı
buz manzarası (resmi). Noun
buz örtüsü: çok geniş bir bölgeyi uzun süre kaplayan buz tabakası. Noun
(bir kıtanın büyük bir kısmını kaplayan) buzul. Noun
buz gösterisi, buz oyunları, buz revüsü, buz üzerinde kayarak yapılan müzikli eğlence. Noun
buz kayağı, buzda kaymak için altına metal namlu geçirilmiş ayakkabı. Noun
buz kayağının madenî namlusu. Noun
patinaj
buz verme istasyonu
dondurucu fırtına: yağan yağmuru hemen donduran fırtına. Noun
çığ deresi
buz deresi
buz maşası: buz küplerini tutup bardağa koymağa mahsus maşa. Noun
buz kaldırıcı: büyük buz kütlelerini kaldıran alet. Noun
buzlanmak Verb
buzlu su, (buz gibi) soğuk su. Noun
sulu buz, erimiş buz. Noun
(US) biri üzerinde önem ve etkisi olmamak Verb
,
(Brit.:
glazed frost) ile ayni anlama gelir. ince buz: yağan yağmurun donması sonucu
ağaçları ve yeryüzünü kaplayan ince buz tabakası.
karışık dondurma
dondurma yapmak Verb
to pronate Verb, Medicine-Health
to feast away the night Verb
crowded
to fair Verb
to telescope Verb
telescopic
unnested Information Technology
internal
in-swing Adjective
penetrating
piercing
searching
nipping
piercing cold
mordant
timidity Noun
to draw in Verb
introjection Noun, Psychoanalysis
one inside the other
concentric
one opening into another room
insidious Adjective