essential

  1. zorunlu, elzem, çok önemli/lüzumlu, zarurî, hayatî (şey).
    Discipline is essential in an army.

    to be essential: gerekmek, elzem olmak.
    It's essential that … : … elzemdir/şarttır.
    We can live without clothes, but food and drink is essential to life (for the preservation of life).
  2. temel, aslî, gerçek, hakikî, öz, esas.
    essential character: esas mahiyet, öz nitelik.
    Her most
    essential quality is kindness.
    learn the essentials: esasını/temel bilgileri öğrenmek.
  3. ıtır/ruh (türünden), (bitki/çiçek vb.) özü+.
  4. doğal, tabiî, fıtrî, kendiliğinden olan.
    essential poetry. essential happiness.
  5. en önemli/elzem olan şey, esas, temel (bilgi vb.), öz.
    to see the essentials: en önemli şeylerle
    meşgul olmak.
    the essentials of English Grammar: Temel İngilizce Dilbilgisi.
Uçucu yağların imalatı (NACE kodu: 20.53) Noun, Trades-Professions
yaşam için gerekli ev eşyası Noun
uzun tecrübe şartı
steno şart değilse de tercih sebebidir
temel kitaplar Noun
temel mallar (kabul edilebilir asgari hayat standardı için gerekli sayılan mallar Noun
temel şart
zaruri tüketim maddeleri Noun
temel unsurlar Noun
temel hususlar Noun
esas gerçekler Noun
birinin politikasının temel niteliği Noun
esas yiyecek maddeleri Noun
temel mallar Noun
temel ihtiyaç maddeleri Noun
(sebebi bilinmeyen) sürekli yüksek kan basıncı.
temel sanayi
tam akıl hastalığı
esas amaç
çiçek özü/ruhu/esansı: çiçeklerden elde edilip parfüm, ilâç vb. yapmakta kullanılan öz. Noun
esas bölüm
esas kısım
temel prensip
temel hüküm
hayati bakım hizmetleri Noun
hayatî bakım hizmetleri Noun
hayati ihtiyaçlar
bir sözleşmenin önemi olmayan yükümlülüklerini yerine getirmeme
tarihçi için gerekli tarafsızlık
asıl ve ayrıntı