honest

  1. Adjective dürüst, doğru.
    an honest man. an honest statement. They are honest people.
    honest dealings:
    dürüst muamele.
    the honest truth: tam gerçek.
    to be quite honest about it: doğrusu şu ki.
    To be honest with you, I don't like it: Doğrusunu istersen ondan hoşlanmıyorum.
  2. Adjective açık kalpli, samimî, doğru sözlü.
    Now, be honest! Doğru söyle!
    You've not been honest with
    me: Bana karşı dürüst /samimî/açık kalpli davranmadın.
  3. Adjective namuslu, meşru (yollardan kazanılmış).
    honest wealth. honest wages/profits.
    Make an honest
    living = turn an honest penny: Namusuyla para kazanmak, namusuyla çalışıp geçinmek.
  4. Adjective içten, samimî.
    an honest face/look. an honest opinion.
  5. Adjective hilesiz.
    honest weights/goods.
  6. Adjective saygıdeğer, hürmete şayan/lâyık.
    an honest name/person.
  7. Adjective güvenilir, itimada şayan.
  8. Adjective sade, mütevazi, hürmetkâr.
  9. Adjective namuslu, faziletli, iffetli, afif.
karakterli
tarafsız arabulucu.
an honest broker between the two companies.
namuslu iş
namuslu kişiler Noun
karışık olmayan mallar Noun
yasa dışına çıkmadan
politik güç sonucu kazanılan para
affedilebilir hata
bağışlanabilir hata
mazur görülür hata
dürüst adam
samimi fikir
beklenilen kazanç
namuslu kâr
saygın iş
dolu ağırlık
adam gibi
sapına kadar namuslu olmak Verb
açıkça söylemek Verb
namusuyla para kazanmak Verb
alnının teriyle para kazanmak Verb
dürüstlükle/namusu ile/ alın teri ile para kazanmak, helâl para kazanmak.
hakikatin ta kendisi
birini namuslu saymak Verb
namusu ile/dürüstlükle ekmeğini kazanmak.