black

  1. Adjective siyah
  2. Adjective kara, siyah.
    a black dress.
    The black Sea: Karadeniz.
    as black as ebony: kapkara,
    simsiyah.
    He was as black as a sweep: Tepeden tırnağa simsiyahtı.
    to give someone a black eye: birinin gözüne/yüzüne vurup morartmak.
    have a black eye: gözü morarmak/şişmek.
    to beat someone black and blue: birinin pestilini çıkarmak, kemiklerini kırasıya dövmek.
    to be black and blue (all over): vücudu mosmor olmak.
    You can scream till you're black in the face, but … : İstersen avazın çıktığı kadar bağır …
  3. Adjective siyah elbiseli.
    dressed in black: siyahlar giyinmiş.
    to wear black: siyah elbise giymek, matem tutmak.
  4. Adjective arap, zenci.
    the black races: siyah ırk.
    black servant: zenci hizmetçi.
  5. Adjective kirli, kararmış, kirlenmiş, simsiyah.
    That shirt was black within an hour.
    His hands were black:
    Kirli işlere girişmişti.
  6. Adjective karanlık.
    a black night.
  7. Adjective umutsuz, kederli, üzüntü verici, dargın, kızgın, öfkeli.
    Things are looking black for him: Onun
    geleceğinden umut yok/istikbali karanlık görünüyor.
    to look black: kederli/üzüntülü görünmek.
    to look as black as a thunder: çok öfkeli görünmek.
    to be black in face: (hiddetten) morarmak.
  8. Adjective düşmanca, kötü.
    black words. black looks.
    black ingratitude: nankörlük.
    None of your
    black looks at me: Bana yan bakamazsın.
  9. Adjective kasıtlı, apaçık, düpedüz.
    a black lie: düpedüz yalan.
  10. Adjective kötü (niyetli), fesat.
    a black heart.
    a black deed: cinayet, cürüm.
  11. Adjective harap olmuş, yanıp yıkılmış, tahribata uğramış.
    black areas of drought.
  12. Adjective utandırıcı, utanç verici, yüz kızartıcı, kara(layıcı) kötüleyici, haysiyet kırıcı.
    a black mark on
    one's record: bir kimsenin sicilinde kara bir leke.
  13. Adjective (kahve) sade (şekersiz ve sütsüz).
    I like my coffe black.
  14. Noun siyah/kara renk.
  15. Noun zenci, arap.
  16. Noun siyah elbise.
    He wore black at the funeral.
  17. Noun (satrançta) siyah taşlar.
  18. Noun siyah boya.
  19. Noun kara at.
  20. Verb karar(t)mak.
  21. Verb (kundura vb.) boyamak.
(bir kimsenin) gözünden düşmek, güvenini/itimadını kaybetmek.
If you continue in this fashion, you
will be in my black book: Böyle devam edersen gözümden düşersin.
siyah anilin boyası: anilin hidrokloridi oksitleyerek elde edilir.
yazarken mavi
sonradan kararan mürekkep
kemik boyası: kemiği kapalı kaplarda yakarak elde edilen siyah madde. Boya olarak ve renk gidermede kullanılır. Noun
is, lamba isi. Noun
ince kömür tozu: boya, kauçuk sanayiinde, filtrelerde kullanılır. Noun
kararma.
havagazı isi (boya olarak kullanılır).
mürekkep siyahı
fildişi karası: fildişi yakılarak yapılan siyah boya.
kapkara
simsiyah
siyaha boyamak Verb
kapkara
zifiri karanlık
ince platin tozu: Pt. tuzlarının indirgenmesiyle elde edilir. Tezgen (katalist) olarak kullanılır.
kuzguni
kuzguni siyah
siyahımsı siyahımtrak
siyahlanmak siyahlaşmak Verb
kararmak Verb
karalara bürünmek Verb

winterberry ile ayni anlama gelir. kış defnesi
(Ilex verticillata): K. Amerikada yetişir.
karadefne
(Alnus glutinosa): Avrupada yetişir; yaprakları yapışkan, kabuğu koyu kurşunî renktedir.
kara melek
büyü(cülük), sihir(bazlık). Noun
yılan yastığı Noun, Botany
kara levrek
(Micropterus).
kara ayı
(Ursus americanus): K. Amerikada yaşayan sık kahverengi tüylü ayı.
zenci nahallesi. Noun
Alabama ve Misisipide pamuk ekimine elverişli kara toprak. Noun
siyah kuşak: judo oyununda usta olanlara özgü alâmet. brown belt, green belt, white belt Noun
kara öd: eskiden kasvet, hüzün vb. doğurduğuna inanılan fizyolojik salgı. Noun
kara asma
(Tamus communis): kırmızı böğürtlene benzer meyve veren tırmanıcı bitki.
kara sarmaşık
(Polygonum Convolvulus): tırmanıcı yabani ot.
tozkoparan (fırtına).
kara cisim: yüzeyine düşen elektromanyetik ışınlamaları yansıtmaksızın tamamen soğuran veya akkorluğa
kadar ısıtılınca sürekli bir görünür ışık izgesi veren kuramsal cisim.
black body radiation: kara cisim ışınımı.
black body temperature: kara cisim sıcaklığı.
Noun
kara defter: göz hapsinde tutulacak veya cezalandırılacakların yazıldığı defter. Noun
baş sayfası siyah kenarla çıkan gazete
kara kutu: özellik ve görevleri belli, elemanları belirlenmemiş elektrik devresi. Noun
grass tree Noun
kara ekmek, çavdar ekmeği. Noun
kara antilop
(Antilope cervicapra): Hindistanda yaşayan kahverengi-siyah renkli bir tür antilop. Noun
manda balığı
(Ictiobus niger): Büyük Göllerde ve Misisipi nehrinde yaşar. Noun
beurre noir
kara çarşaf Noun
vişne (ağacı)
(Prunus serotina). Noun
vişne (meyvesi). Noun
vişne kerestesi. Noun
kara kiraz
(Prunus serotina).
cornelian cherry: kızılcık
(Carnus mas).
mazzard
cherry = sweet cherry: kiraz
(Prunus avium).
morello cherry = sour cherry: vişne
(Prunus cerasus).
wild cherry: kuş kirazı
(Cerasus padus, C. avium).
maden kömürü
yerel idarelerde çalışanlar
teknisyenler vs
büroda vs ev işi dışında çalışanlar
büro işi yapanlar
kamu görevlileri Noun
(Br) dükkânda
öğretmenler
cohosh.
black snakeroot
crappie
çörek otu Noun, Food-Kitchen
kara gün

carbonado ile ayni anlama gelir. siyah elmas: En çok Brezilyada çıkan ve matkap ucu olarak kullanılan
siyah veya koyu renkli elmas.
Noun
maden kömürü.
kelebek: koyunların karaciğerine yerleşen
Clostridium novyi adlı mikropların sebep olduğu öldürücü hastalık. Noun
yılan yastığı Noun, Botany
humus Noun, Geography
kayıtdışı ekonomi Noun, Economics
fişsiz satış yapılan piyasa
elde ettikleri kârdan vergi ödemeyen ve nakit para ile iş yapan şirketlerle bireylerin yasa dışı ekonomik faaliyeti
faturasız
morarmış göz: darbe, yara, bere vb.'den dolayı göz etrafındaki derinin morarması. Noun
(a) utanç, yüz karası.
These slums are a black eye to our town: Bu gecekondular şehrimizin yüz
karasıdır. (b) şerefsizlik, itibar ve haysiyete sürülen leke.
Your behavior will give the family a black eye: Gidişatın ailenin şerefine leke sürecek.
Noun
koyu harfle baskı
korsan bayrağı: siyah zemin üzerine beyaz kafatası resmi bulunan bayrak. Noun
kara bayrak: gemide kolera salgını olunca çekilen ve milletlerarası işaretlerde L harfini gösteren iki
sarı, iki siyah kareli bayrak.
blackjack ile ayni anlama gelir.
Noun
kara sivrisinek
(Simuliidae): larvalarını sulara bırakan ufak sinek.
buffalo gnat ile ayni anlama gelir.
kara tilki: kızıl tilkinin renk değiştirme safhasında tüylerinin kara olduğu zamanki adı. Noun
siyah çerçeve
kömürcin kayası
(Gobius niger): Kayabalığıgillerden Atlas Okyanusu ve Akdenizde yaşayan kömür
gibi kara renkli bir balık (10-16 cm.).
Noun
petrol. Noun
kayın tavuğu
(Lyrurus tetrix): Avrupa ve Batı Asyada yaşar. Erkeğinin tüyleri siyah, dişininki
kahverengi benekli gri renklidir.
Noun
karazamk ağacı
(Nyssa sylvatica): KD Amerikada yetişen parlak yapraklı ve yumuşak keresteli bir
ağaç.
sour gum, pepperidge, beetle bung ile ayni anlama gelir.
kirli eller Noun

stag bush ile ayni anlama gelir. kara yemiş
(Viburnum prunifolium): Hanımeli familyasından
beyaz çiçekler açan ve siyah zeytine benzer meyve veren K. Amerika fundası.
sheepberry
karaca ot, kara çöpleme
(Helleborus niger).
kara çukur: çekim alanından ışığın bile kurtulamayacağı kuramsal bölge ya da cisim (muhtemelen bir yıldızın bıraktığı boşluk). Noun
zindan, (özellikle askerî) cezaevi. Noun

Black Hole of Calcutta ile ayni anlama gelir. Kalküta zindanı: 1756'da Hintlilerin hapsettiği
146 Avrupalıdan 123'ünün bir gecede öldüğü zindan.
Noun
kara kavkas
(Ballota nigra) : Avrupada boş arazide yetişen mor çiçekli, pis kokulu yabani ot.
kara mizah
yolda cam gibi buz
cari faiz
siyah fildişi boyası: fildişinin karbonlaşmasından elde edilir. Noun
Afrika esir pazarlarında satılan zenci köleler. Noun
kara çaylak
(Milvua migrans): koyu kahverengi tüylü, çatal kuyruklu, leş yiyen bir çaylak
kötülük simgesi.
kara yumru: bilhassa erik ve kiraz ağaçlarının dallarında siyah yumrular şeklinde görülen ve
Dibotryon
morbosa denilen mantarların sebep olduğu bitki hastalığı.
Noun
grafit, kurşunkalem madeni. Noun
sendikacıların başlattığı grev esnasında işi durdurmak istemeyen ya da grevdeki işçinin işini yapan veya
sendika üyesi olmayı reddeden işçi
gotik harf/yazı.
text ile ayni anlama gelir.
gotik harf
koyu siyah harfler Noun
(kızılaltı veya morötesi) görünmez ışık Noun
yılan yastığı Noun, Botany
kara liste
mimlemek Verb
gecikenler listesi
mimlenmek Verb
endeks
borcunu vaktinde ödemeyenlerin listesi
büyü, afsun, kötü maksada yönelik sihirbazlık. Noun
şantaj
zenci
kara leke, yüz karası. Noun
kara borsa, vurgunculuk, ihtikâr. Noun
kara borsacı, vurguncu, muhtekir. Noun
karaborsacılık
kara borsacı, vurguncu, muhtekir. Noun
kara kızamık: vücutta kanayan kara sivilceler hasıl eden bir tür kızamık. Noun
Japonya'da
rüşvet skandalı ya da siyaseti kötüye kullanma
bread mold
okulların açıldığı ilk gün
derslerin başladığı ilk gün
(US) kara pazartesi (pazartesi gününe isabet eden 28 Ekim 1929 ve 19 Ekim 1987 tarihlerinde ABD'de menkul
kıymetlerin büyük fiyat kayıplarına uğraması
karadut
(Morus nigra). Noun
mustard (2). Noun
karacık
(Solanum nigrum): beyaz çiçekli, yenilebilen küçük siyah meyveli bir ot.
deadly nightshade
ile ayni anlama gelir.
Noun
kara meşe
(Quercus velutina). Noun, Botany
kara meşe kerestesi. Noun
siyah zeytin Food-Kitchen
(a)
ask. karartmak, (hava hücumlarından korunmak için) ışıkları söndürmek/örtmek, (b) bayılmak.

He blacked out at the sight of blood: Kan görür görmez bayıldı. (c) belleğini yitirmek, hafızasını kaybetmek, belirli bir olayı/kimseyi hiç hatırlayamamak.
When it came to his war experiences, he blacked out completely: Harpte başına gelenlerin hiçbirini hatırlayamadı. (d)
tiy. sahneyi karartmak, ışıkların hepsini söndürmek, (e) faaliyetini durdurmak/kesmek.
black out the radio broadcasts from the U.S.: ABD'den yapılan radyo yayınlarını kesmek.
kara biber
(Piper nigrum). Noun
karabiber.
white pepper: beyaz biber (çekirdeğinin kabuğu çıkarılıp öğütülmüş karabiber).
kara veba.
barut: eskiden av tüfeklerinde kullanılan güherçile, kükürt ve kömür karışımı. Noun
kara güç, zenciler gücü: Amerika zencilerinin siyasal ve ekonomik gücü. Noun
siyah ürün
kara propaganda
kara propoganda
blood sausage. Noun
pekmezli pelte: un, karbonat ve pekmezle yapılan bir tatlı. Noun
domuz eti, kanı ve yulaf unu ile yapılan bir yemek.
kara ırk, zenci ırkı. Noun
karasıçan
(Rattus rattus). Noun
kanuna aykırı kira
kara leke: sebze ve meyveleri karartıp çürüten bir hastalık.
Guignardia bidwellii mantarları veya

Xanthomonas campestris bakterileri sebep olur.
kara kınacık:
Puccinia mantarlarının sebep olduğu çeşitli bitki hastalıklarından biri.
karakoyun.
ayrıksın: mensup olduğu topluluğun âdet ve törelerine aykırı davranan kişi.
kara gemiler (Japonya'daki yabancı işadamları için Japonlar'ın kullandığı argo sözcük
karayılan
(Coluber constrictor): D ABD'de bulunan ve çok hızlı hareket eden, uzunluğu 1.80 m.'yi bulan bir tür yılan. Noun, Zoology
siyah veya koyu renkli herhangi bir yılan. Noun
(sığır derisinden yapılmış) kırbaç/kamçı. Noun
vücutta kara noktaların belirmesiyle ortaya çıkan bir hastalık
tehlikeli ve belalı bir yer
kara lâdin ağacı
(Picea mariana): K. Amerikada yetişir. Yaprakları mavimtrak yeşil, gövdesi kurşunî kahverengidir. Noun, Botany
kara lâdin kerestesi: hafif ve yumuşaktır. Noun
karaçay: fırınlanmadan önce havada kurutulup fermante edilmiş çay. Noun
siyah kravat. Noun
resmî siyah elbise. Noun
kara sendikacılık (resmi olmayan şiddet yanlısı sendikacılık
şampanyalı bira: siyah bira ve şampanya karıştırılarak hazırlanmış bir içki.
kara kusmuk: sarı hummaya yakalananlarda bazen görülen siyahlaşmış kandan ibaret bir kusmuk ki hastalığın
tehlikeli bir safhaya girdiğini belirtir.
kan kusma.
kan kusturan herhangi bir hastalık.
rahip akbaba
(Aegypius monachus).
karaceviz
(Juglans nigra): K. Amerikada yetişen kerestesi kıymetli bir ceviz ağcı. Noun, Botany
karaceviz (meyve). Noun
karaceviz kerestesi. Noun
kara akasya
(Acacia mollis). Noun
kara balina
(Globicephalus): Yunus balığına benzer siyah bir memeli deniz hayvanı.
blackfish,
pilot whale ile ayni anlama gelir.
Noun
kara örümcek
(Latrodectus mactans): ABD'de çok yaygın siyah renkli, karnı kırmızı benekli, zehirli bir örümcek. Noun
kendi düzenli işleri dışında çalışan kişileri çalıştırma
vergi kaçırmak amacıyla