through

  1. dalmak, yarıp/yol açıp geçmek.
    The car plowed into the house.
    plow one's way through mud:
    çamura bata çıka/güçlükle ilerlemek.
    plow through a book: bir kitabı güçlükle okuyup bitirmek.
  2. içinden, arasından, -den, bir yandan öbür yana.
    to pass through a tunnel/through a town: tünelden/şehrin
    içinden geçmek.
    through street: ara yol, geçit, geçiş yolu.
  3. içinde, üstünde, arasında, -de/-da.
    The birds fly through the air: Kuşlar havada uçarlar.
  4. -ye/-ya/-e/-a kadar.
    from 1950 through 1990: 1950'den 1990 a kadar.
  5. sonunda, bitiminde.
    to be through: bitirmek, sona erdirmek, çekmek, duçar olmak.
    Nobody knows
    what I've been through: Neler çektiğimi kimse bilmez.
    to be through one's work: işini bitirmek.
    get through: bitirmek, atlatmak, geçirmek, yol bulmak.
    get through an examination: sınavı başarmak.
    We tried all day to get through to Rize: Bütün gün Rizeye telefon etmeye çalıştık.
    fall through: boşa gitmek, başaramamak.
  6. uçtan uca, boyunca, bir baştan öbür başa, başından sonuna kadar.
    all through my life: hayatım
    boyunca.
    to read the book through: kitabı okuyup bitirmek.
    to carry a matter through: bir işi başarı ile sona erdirmek.
    pull through: başarmak, üstesinden gelmek.
    through the night: bütün gece (boyunca).
  7. aracılığı ile, vasıtasıyla, delâletiyle.
    I got this job through my uncle: Bu işe amcam sayesinde
    girdim.
    He is speaking through an interpreter: Tercüman aracılığı ile konuşuyor.
    He learned English through listening to the radio: İngilizceyi radyo dinleyerek öğrendi.
    send sth through post: birşeyi posta ile göndermek.
  8. yüzünden, nedeniyle, sebebiyle, …'den dolayı.
    It was all through him that we got into trouble:
    Onun yüzünden başımız derde girdi.
    He only did it through ignorance: Bunu sırf cahillikten yaptı.
    to run through fear: korkudan kaçmak.
  9. -den geçerek, her bir tarafından, her tarafına, her yerine, her yerinde.
  10. baştanbaşa, yandan yana, başından sonuna kadar, tamamen.
  11. engelsiz (yol), sonuna kadar giden, aktarmasız (tren), ekspres.
    a through train: ekspres treni.

    through passage = through ticket: yolculuğun sonuna kadar geçen bilet.
çıraklık dönemini tamamlamış olmak Verb
artık hiç şansı kalmamış olmak Verb
(Br) valizini gümrükten çekmek Verb
Ana şebeke üzerinden gaz yakıtların dağıtımı (NACE kodu: 35.22) Noun, Trades-Professions
kalabalığı yararak ilerlemek Verb
itip kakarak yol açmak Verb
kalabalıkta zorla ilerlemek Verb
kalabalıkta kendine yol açmak Verb
işini acele acele çalışarak bitirmek Verb
bir serveti yiyip bitirmek Verb
işini bitirmek Verb
: acele göz gezdirmek, kısaca göz atmak.
glance through/over a document: bir belgeye şöyle bir
göz gezdirmek.
He glanced his eye over the titles of the articles.
bütün parasını harcamak Verb
çıraklık dönemini tamamlamak Verb
çıraklık döneminde olmak Verb
gelen mektup buları okumak Verb
gelen mektupları okumak Verb
liyakatini göstermek Verb
mektuplarına bakmak Verb
birinin eşyalarını karıştırmak Verb
kılıç vb ile vurarak balta girmemiş ormanda kendine yol açmak Verb
sınavını güç bela kazanmak Verb
fütursuzca yalan söylemek Verb
açık açık yalan söylemek Verb
kasten/göz göre göre yalan söylemek.
They are lying in their teeth.
başkasının hayatını yaşamak Verb
kendini başkası sanmak Verb
başkası olduğunu hayal etmek Verb
notlarına bakmak Verb
Gaz imalatı; ana şebeke üzerinden gaz yakıtların dağıtımı (NACE kodu: 35.2) Noun, Trades-Professions
US çamurda bata çıka ilerlemek Verb
çamur içinde bata çıka yürümek Verb
kalabalıkta ite kaka ilerlemek Verb
bir sözcüğün üzerini çizerek silmek Verb
yeteneklerini/nelere muktedir olduğunu göstermek.
Many different problems put the new Prime Minister
through his paces in the first months of his term: İktidara gelişinin ilk aylarında karşılaştığı çeşitli sorunlar yeni Başbakanın yeteneklerinin göstermesine vesile oldu.
sınavını kolayca başarmak Verb
servetinıyiyip tüketmiş olmak Verb
bütün servetini yiyip tüketmiş olmak Verb
gelen postayı gözden geçirmek Verb
malını mülkünü eritmek Verb
işini çabuk bitirmeye çalışmak Verb
işinıüstünkörü yapmak Verb
işini üstünkörü yapmak Verb
işini acele bitirmeye çalışmak Verb
birinin pistonu ile bir mevkie geçmek Verb
birşeye birinin açısından bakmak Verb
birşeyi birinin açısından görmek Verb
birşeyi birinin gözünden görmek Verb
birinin gizli plânlarını farketmek, tuzağına düşmemek.
omuz atarak kalabalığı yarmak Verb
işini ihmal ederek görmek Verb
sıvışmak, kaçıp kurtulmak, elinden kaçmak.
let slip through one's fingers: elinden kaçırmak.
kalabalıkta kendine yol açmak Verb
palavra atmak, bilir bilmez konuşmak, kafadan atmak, saçmalamak.
kafadan atmak, palavra savurmak.
saçmalamak, ne dediğini bilememek, ağzından çıkanı kulağı işitmemek.
kalabalıkta kendine bir yol açmak Verb
etkinliğini kullanmak Verb
ağırlığını koymak Verb
ite kaka yol açmak, sokuşmak.
tıraş kesmek (argo) Verb
Ana şebeke üzerinden gaz ticareti (NACE kodu: 35.23) Noun, Trades-Professions
maharetle sokulup geçmek Verb
(tiyatro) rolünün ilk provasını yapmak Verb
kalabalık içinden kendine bir yol açmak Verb
trafikte yol bulup ilerlemek Verb
kendi çabasıyla okumak
kendi kazandığı parayla üniversitede okumak Verb
kalabalık arasından kendine yol açmak.
bitmek Verb
iyi kötü/kör topal işi başarmak.
He managed to blunder through: İyi kötü işi başardı.
(işi) pişkinliğe vurmak.
(a) çıkmak, zuhur etmek.
It was a cloudy day, but the sun at last broke through. (b) çığır açmak,
büyük bir engeli aşmak, yeni ufuklar açacak önemli bir keşifte bulunmak.
Scientists hope to break through soon in their fight against cancer. (c) zorluğa rağmen ilerlemek, yarıp geçmek, yarmak.
Our soldiers broken through the enemy's defence line.
(hastalıktan) kurtarmak.
to bring a patience through: bir hastayı kurtarmak.
yakıp delmek/geçmek.
(a) başarmak, (başarı ile) bitirmek, başarıya ulaştırmak, yapmak, ifa/ikmal etmek, sonuçlandırmak, altetmek,
yenmek.
His strong constitution carried him through his illness: Sağlam bünyesi sayesinde hastalığı yendi.
In spite of a long struggle we succeeded in carrying most of our plans through. (b) desteklemek, destek olmak, zor durumlarda yardım etmek. (c) sürmek, devam etmek, süregelmek.
Feelings that carried through to the present.
(kesip yol açarak) ilerlemek, (arasından) geçmek.
(a) (başarı ile) bitirmek/sonuca varmak, (b) umduğu gibi gelmek/çıkmak, beklenen sonucu almak.
Have
your examination results come through yet? (c) tehlikeyi atlatmak, paçayı kurtarmak, kurtulmak, sıyrılmak, geçirmek.
to come through an illness: hastalığı atlatmak.
He came through a difficult operation.
He came through without a scratch: Burnu bile kanamadan kurtuldu. (d)
come through with: (isteneni/bekleneni) yapmak, başarmak, becermek, elde etmek.
He came through with the money he needed to buy that house. (e) içine geçmek, nüfuz etmek, arasından sızmak.
The rain has come through his clothes. (f) (kumaş/elbise vb.) delinmek, yırtılmak.
engelleri kaldırarak yol açmak Verb
güçlüklerin üstesinden gelmek Verb
kesik
katetmek Verb
geçmek Verb
durmadan geçmek Verb
başaramamak, akamete uğra(t)mak, gerçekleş(tire)memek, suya düşmek, vazgeç(il)mek.
His plans fell
through: Planları suya düştü.
yavaş yavaş herkesçe bilinmeye başlamak Verb
sayfalara hızlı bir göz atmak, şöyle bir göz gezdirmek.
incelemek Verb
sayfalarını karıştırmak Verb
güçlü bir şekilde hissedilmek Verb
baskın bir duygu olmak Verb
(uçak) içinden ateş
baskın olmak Verb
(a) (başladığı işi) tamamlamak/bitirmek, (bitirinceye kadar) elden bırakmamak, (başladığı işe) devam
edip sonuca/başarıya ulaştırmak.
When one begins a job, one should try to follow it through: İnsan başladığı işi bitirmeye çalışmalıdır. (b) (golf vb.) topu sürüp hedefe ulaştırmak.
eskimek, yıpranmak, aşınmak.
transit yük taşımak Verb
(a)
get through to: varmak, ulaşmak, bağlantı/irtibat kurmak.
The messenger wasn't able to
get through to our cabin in the woods. I can't get through to Paris. I tried to telephone you, but I couldn't get through. (b) bitirmek, tamamlamak.
When you get through (with your work) let's go out. The new law got through. (c) (söz/meram) anlatmak.
I can't get (it) through to him that he must rest. No one can get through her when she's angry. (d) (gün, zaman) geç(ir)mek.
He hardly knew how to get through his days. (e) yaşamını/hayatını sürdürmek, geçinip gitmek. (f) (başarı ile) sona erdirmek, bitirmek.
to get through an examination.
sınavda kazanma
sınavda kazanmak Verb
(a) (hastalık vb.) çekmek, katlanmak, duçar olmak, (tecrübe vb.) geçirmek.
go through fire and water:
çok ıstırap çekmek, feleğin çemberinden geçmek, çetin sınav atlatmak.
The country has gone through too many wars. He went through some hard times. (b) yoklamak, gözden geçirmek, iyice incelemek, altından girip üstünden çıkmak, (c) (tasarı, plân, öneri) kabul edilmek, onaylanmak.
The new law has gone through the parliament. (d) sarfedip bitirmek.
She went through all her money. (e) (tren vb.) durmadan geçmek/gitmek. (f) hepsini yapmak, okumak, bitirmek, ikmal etmek.
I went through two books over the weekend. (g) ara(ştır)mak.
He went through his pockets to find a nickel.
gözden geçirme
tetkik
borsada belirtilmiş bir fiyat
belirtilmiş bir süre içinde
iptal edilmediği ya da değiştirilmediği takdirde menkul kıymetler ya da emtia alımı ya da satımı emri
(a) (balta ile) keserek yol açmak, (b) acele ile/baştan savma yapmak,
argo şişirmek.
(bir badireden/çetin bir işten) sağ salim çıkmak, ölmemek, sağ kalmak, eceli gelmemiş olmak.
He lived
through the Second World War.
muayene
tetkik
içinden yürüyerek geçmek Verb
(bir işi) bata çıka başarmak, bocalaya bocalaya sonuca ulaştırmak, zorlukla paçayı kurtarmak, herşeye
rağmen gemisini yürütmek/kurtarmak.
to muddle through college: bata çıka koleji bitirmek.
Don't worry, I'll muddle through: Merak etme, bata çıka başarırım.
idarei maslahat
(kitabı okumadan) sayfalarını çevirmek.
içinden geçmek Verb
geçirmek Verb
nüfuz etmek Verb
bir yerden geçme
arasından görünmek Verb
aradan çıkmak Verb
aradan uzanmak Verb
(a) (hastalıktan, krizden vb.) kurtulmak, sağ salim çıkmak/kurtulmak, paçayı kurtarmak, (b) başarmasına
yardım etmek, elinden tutmak, desteklemek.
He had difficulty with his work for the examinations, but his teacher pullled him through.
(işi) sonuna kadar götürmek, peşini bırakmamak, bitirmek.
(a) yapmak, icra/ifa etmek, bitirmek, iyi bir sonuca ulaştırmak, (b) (telefonu) bağlamak, haberleşme
için bağlantıyı sağlamak.
put me through to Mr. S: Beni (telefonda) Mr. S.'e bağlayın/bana Mr. S.'i verin.
gelip geçici fikirler
baştan savma okumak Verb
karıştırmak Verb
(a) (kılıç vb.) saplamak, (kılıç vb. ile) delmek, (b) israf etmek, tüketmek, har vurup harman savurmak.

He soon ran through all his father's money.
Money runs through his fingers: Su gibi para harcıyor. (c) çabucak/aleacele gözden geçirmek.
I'll just run through this list of figures. (d) tekrarlamak.
Let's run through the first scene again. (e) sezilmek, içinde gizli bulunmak.
A feeling of sadness runs through his poetry.
kolayca yapmak/başarmak/ilerlemek.
How did he do in his exam? He absolutely sailed through: Sınavı
nasıl geçti? Kolayca başardı.
(a) iyice/içyüzünü anlamak/kavramak, farkına varmak, gerçeği görmek.
He could see through her lies.
(b) başarmak, tuttuğunu koparmak, sonuna kadar sebat etmek/dayanmak.
He saw the project through.
A ton of coal will see us through winter: Bir ton kömür kışa yeter/bizi yaza çıkarır.
bir ürünün perakendecilerdeki satış hızını artırma çabası Noun
… arkasından/arasından görünmek, sırıtmak.
güçlükle/zar zor geçmek.
uykuda geçirmek, uyuklamak, (bir şey seyrederken vb.) uyuyakalmak.
(a) arasına sıkışmak, sıkışıp arasında kalmak, (b)
k.d. güçlükle başarmak/kurtulmak/paçayı kurtarmak.
dosdoğru, baştan başa.
read a book straight through: bir kitabı baştan başa okumak.
teksir etmek Verb
çoğaltmak Verb
gezdirmek Verb
doğruluğunu kontrol için biriyle bir metni okumak Verb
birine rolünü ezberlemede yardım etmek Verb
karıştırmak Verb
içinden geçip gitmek Verb
kolayca başarmak Verb
delinmek Verb
etkili olmak Verb
etkisini hissettirmek Verb
kurtulmak Verb
ortaya çıkmak Verb
başa çıkmak Verb
sonuç vermek Verb
çözmek Verb
yakasını kurtarmak Verb
(a) baştan başa, tüm olarak, tamamıyla, tamamen.
wet through and through: sırsıklam, tepeden tırnağa
kadar ıslanmış. (b) her bakımdan.
an aristocrat through and through.
(Br) direkt giden vagon
direkt giden vagon
direkt temas
aktarmasız bağlantı
direkt bağlantı
aktarmasız tren bağlantısı
geçit
transit yük
dikkatsizlik yüzünden
ihmalcilik yüzünden dava açmak Verb
aktarmasız yolcu
transit yolcu
direkt uçak
(Br) 50 kilogramdan aşağı yük için navlun ücret
geçit yolu
geçit yolu
(US) direkt sevkıyat
tren durmayan istasyon
tren durmayan tv
zımni rıza ile
yolculuğun sonuna kadar geçen bilet
direkt bilet
trafik akışı
aktarmasız tren
direkt tren seferi
direk tren
direkt taşıma
direkt nakliye
direkt yolculuk
direkt ordino
hakkıyla iş yapan işçi
son geçerlilik tarihi: Noun