küresel kap, balon, şişe.
Chemistry
(karikatürlerde) şahısların sözlerini içine alan balon şeklindeki çizgi.
(balon gibi) şiş(ir)mek.
His cheeks ballooned (out) as he got fatter and fatter: Şişmanladıkça
yanakları da (balon gibi) şişti.
hızla artmak/çoğalmak.
Membersip has ballooned beyond all expectations: Üye sayısı bütün tahminlerin üstünde hızla arttı.
yüksekten uçmak.
The ball ballooned over my head and I couldn't catch it.
balonlu engel/mania: düşman uçaklarının alçaktan saldırısını önlemek için birbirine kablolarla bağlı balonlardan kurulan mania.
borç süresince küçük ödemelerde bulunulan borç
daha sonraki vadelerde daha yüksek meblağların ödenmesini gerektiren tahvil
sona erdiği anda ikrazı tamamıyla amorti etmeyen taksitlere müsaade eden ipotek (dolayısıyla son taksit
önceki taksitlerin tümünden daha yüksek olur
ikrazın ilk ödeme süresinde düşük meblağlı taksitleri vade tarihi gelmeden daha yüksek meblağlı taksitlerle
telafi eden borç senedi
bir ikrazın sonunda istenilebilecek büyük meblağlı taksit
üçgen yelken: yelkenlilerin hafif rüzgârda kullandıkları yelken.
balon-lâstik, kalın otomobil/bisiklet lâstiği: ârızalı yollarda sarsıntıyı azaltmak için kullanılan az şişirilmiş büyük lâstik.
çırpıcı
Noun, Food-Kitchen
yere (halatla/zincirle) bağlı balon.
ısıtma hava ile uçan balon
kılavuz balon: rüzgârın yön ve hızını belirtmek için uçurulan küçük balon.
Noun
hareket/eylem/iş başlıyor.
nabız yoklama, halkın tepkisini öğrenmek için bir plân hakkında verilen ön haber.