bag

  1. Noun, Textile Industry çuval
  2. Noun, Textile Industry çanta
  3. Noun, Textile Industry torba
  4. Noun torba, çuval, kese kâğıdı vb.: kumaş, deri, kâğıt, plastik vb.'den yapılmış, içine eşya konulan nesne.

    paper bag: kese kâğıdı.
    plastic bag: plastik torba.
  5. Noun valiz, çanta.
    travelling bag: seyahat çantası.
    diplomatic bag: diplomat çantası.
    tool bag: edevat çantası.
  6. Noun kese, para çantası, cüzdan.
    money-bag: para çantası/cüzdanı.
  7. Noun çuval dolusu (hacim ölçüsü)
  8. Noun esrar paketi (bir paket dolusu esrar).
    a nickel bag: 5 dolarlık esrar (paketi).
  9. Noun hayvan vücudundaki kese/torba.
  10. Noun hayvan memesi.
  11. Noun bir seferde bir avcının yakaladığı/vurduğu av.
    to have/secure a good bag: iyi av avlamak.
  12. Noun şişkinlik, sarkıklık, (elbisede/vücutta) sarkan şey.
    He had bags under his eyes from lack of sleep:
    Uykusuzluktan gözlerinin altı şişmişti.
  13. Noun, Baseball (bkz: base )1 (8).
  14. Noun caz müziği stili.
    It was hard to tell in what bag their playing belonged: Hangi stilde çaldıklarını anlamak güçtü.
  15. Noun çirkin/pasaklı kadın.
    a gossipy old bag: dedikoducu kocakarı.
  16. Noun (a) tutku, uğraş, hobi: bir kimsenin başlıca ilgi duyduğu, sürekli uğraştığı iş.
    Jazz isn't my bag.
    He's in the opera bag. (b) mizaç, ruh hali, haleti ruhiye.
    The boss is in a mean bag today: Bugün patronun huysuzluğu üzerinde. (c) çevre, koşul, durum.
  17. Verb şiş(ir)mek.
    A stiff breeze made the sails bag out. The wind bagged the curtain.
  18. Verb (torba gibi) sarkmak, bol olmak.
    An oversize coat bagging about him.
  19. Verb torbaya/çuvala koymak, torbalamak, çuvala doldurmak.
  20. Verb (avcılıkta) avlamak, vurmak, yakalamak.
    I bagged my first deer when I was 18 years old.
  21. Verb tiyatro perdesinin alt ucunu yukarı kaldırmak.
bavulunu vestiyere bırakmak Verb
bagajını vestiyere bırakmak Verb
öteberisini küçük bir çantaya tıkmak Verb
hava torbası: otomobil içinde bulunan ve çarpışma halinde otomatik olarak şişip yolcuları darbe etkisinden
koruyan naylon/plastik torba.
Noun
uçak torbası Noun
asker çantası.
çantada keklik olmak Verb
ceset torbası Noun
iki tutamaklı çanta/torba.
belde taşınan küçük çanta
(US) yakılarak resmen yok edilecek gizli belgelerin konduğu çanta
kamera çantası Noun, Photography
(kâğıt/plastik) pazar çantası, alışveriş çantası/torbası. (
ABD:
shopping bag).
yolculuk çantası Noun
seyahat çantası/torbası: iki kulplu yumuşak deri çanta.
sapsız el çantası Noun
kuriye torbası.
(US) kurye çantası Noun
gemici dikiş torbası.
artık torbası: lokantalarda yemek artıklarını köpeklere götürmek için verilen kese kâğıdı.
artık torbası: lokantalarda yemek artıklarını köpeklere götürmek için verilen kese kâğıdı.
dallama Noun
hurç, spor elbise ve gereçleri torbası.
toz torbası Noun

nose bag ile ayni anlama gelir. yem torbası. Noun
(askeri) yiyecek torbası Noun
torba şeklinde yatak
uçakta kullanılan el çantası.
ağır bir yükü yere bırakıvermek Verb
ön yolcu hava yastığı Noun, Transport
av çantası Noun
lafazan
gaz torbası Noun
geveze
genel maksat torbası Noun, Military
birini kovmak Verb
pasaportunu eline vermek Verb
Gladstone ile ayni anlama gelir. ortadan menteşeli iki gözlü bavul.
golf çantası/torbası.
kesekâğıdı Noun
el çantası Noun
çantada keklik saymak Verb
çanta da keklik saymak Verb
kabak başında patlamak, avucunu yalamak, bütün suç ve mes'uliyet üzerinde kalmak.
His accomplices
flew to South America and left him hold the bag: Suç ortakları Güney Amerikaya kaçtılar; kabak onun başına patladı.
bal torbası: arının karnında bal yapmaya mahsus şişkinlik. Noun
termofor
buz torbası/kesesi: hastaların vücuduna buz koymakta kullanılan su geçirmez torba. Noun
çantada keklik, elde bir, gerçekleşeceği kesin/muhakkak, emin, garantili.
His promotion is in the
bag: Terfii kesinleşti.
The sale of the house is in the bag.
It's in the bag: Tamam! Kazandık.
mürekkepbalığının mürekkep torbası.
çuval
hurç, asker çantası. Noun
(Br) geç boşaltılan posta kutusu
tulum
sırrı ağzından kaçırmak.
baklayı ağzından çıkarmak, (istemeyerek) sırrı açıklamak/ifşa etmek, ağzından kaçırmak.
The cat is
out of the bag: Sır açıklandı/etrafa yayıldı.
mektup bu torbası Noun
daldır-al: panayırlarda belirli bir ücret karşılığında torbaya el sokularak çekilen eşya piyangosu. Noun
şans/baht/tesadüf işi, piyango. Noun
mektupların içine konulduğu torba
haber torbası Noun
düzensiz koleksiyon
para çantası Noun
uyku tulumu Noun
musette ile ayni anlama gelir. sırt çantası: askerlerin eşyalarını doldurup sırtta taşıdıkları çanta.
misk bezesi, erkek misk geyiğinin misk salgılayan bezesi/guddesi.
feed bag = feedbag ile ayni anlama gelir. yem torbası.
(atın) yem torbası. Noun
kesekâğıdı içindeki öğle yemeği
(at) yem torbası Noun
kese kağıdı
kağıt torba
kese kâğıdı
kesekâğıdı
paraşüt torbası Noun
krema torbası Noun, Food-Kitchen
plastik poşet
naylon torba
poşet
(Br) posta çantası Noun
posta çantası Noun
barut torbası Noun
başarmak için bir yolunu bulmak Verb
yemek yemek.
bir yandan çalışırken bir yandan bir şeyler atıştırmak Verb
hızla yemek yemek Verb
karmakarışık şey
yama bohçası Noun
hoşa gitmeyen ve değersiz kişi
kum torbası Noun
mühürlü torba
alışveriş çantası Noun
uyku tulumu Noun
birinin çantasını kapıp kaçmak Verb
tuvalet çantası Noun
file
çay yapmak için kaynar suya atılan içinde çay bulunan kâğıt torba.
poşet çay
açılıp büyütülen yolcu çantası Noun
garantili
avadanlık çantası Noun
alet torbası Noun
kadınların büyük el çantası.
çöp poşeti Noun
çöp torbası Noun
yolculuk çantası Noun
dikiş kutusu
fermuarlı çanta
(a) pılı pırtı.
pack up bag and baggage: pılıyı pırtıyı toplamak.
They threw her out of house
bag and baggage. (b) toptan, tamamen, tümüyle, topu birden.
The equipment had disappeared, bag and baggage, without a trace: Cihazların topu birden bir iz bırakmadan yok oluverdi.
çuval yük
tulum
torbalı/fakir kadın: bütün eşyasını torbalara doldurup umuma mahsus yerlerde yatıp kalkan evsiz barksız fakir kadın. Noun
rüşvette aracılık eden kişi
komivuayajör
(Br) seyyar ticari mümessil
seyyar tüccar memur
bir deri bir kemik
sinirli/ürkek/korkak kimse.
(a) bir sürü yalan ve düzen, (b) eldeki olanaklar/imkânlar.
birşeyi çantaya koymak Verb
birşeyi torbalamak Verb
birşeyi poşete koymak Verb
birşeyi poşetlemek Verb
birşeyi torbaya koymak Verb
en iyi yerleri zaptetmek Verb
sonu talihe kalmış bir şey
(Br) belli bir ücret karşılığı bir kimsenin elini içinde türlü sarılı şeyler bulunan bir torbaya sokup talihine ne çıkarsa alması
pılı pırtısını toplamak Verb
vanity ile ayni anlama gelir. (kadınların) küçük el çantası.
relation Noun
bend
bandage
affinity Noun
check
knot
lashing
ligament Noun
cord
fastening
scarf
bale
association Noun
vineyard
bundle
correlation Noun
ligature
band
seizing
clip
string
link Information Technology
supporter
bunch
truss
lace
connection Noun
file
brace
hitch
nexus
correlate
bond
dealing
lacing
interconnection Noun
binding
sheaf
pack
orchard
tie
yoke

Bir şeyi başka bir şeye veya ... tel gibi şeyler, bent
Üzüm kütükleri ... yetiştirilen yer
Zarf-fiil, ulaç, gerundium