cover

  1. Verb örtmek, setretmek.
    to cover one's head. Mother always covers the table with a lace cloth.
  2. Verb kaplamak, yayılmak, doldurmak.
    Snow covered the ground. He covered the paper with writing. Dust covered all the furniture.
  3. Verb kapa(t)mak.
    She covered her face with her hands. cover the pot with a lid.
  4. Verb sarmak, sarıp sarmalamak, kılıf/kap geçirmek.
    to cover a book: kitaba kap geçirmek.
  5. Verb korumak, himaye/vikaye etmek, himayesi altına almak.
    to cover one's eyes.
    to cover one's face
    with one's hands: elleriyle yüzünü korumak/ellerini yüzüne kapatmak.
    He only said that to cover himself: Bunu sırf kendini korumak (haklı çıkarmak) için söyledi.
  6. Verb, Military ateş desteği sağlamak, (ateşle) korumak/himaye etmek/desteklemek.
    You run to the garage and start
    the car while I cover you from the upstairs window. The artillery will cover the advance of the infantry.
  7. Verb sorumluluğunu/mes'uliyetini üzerine almak.
  8. Verb saklamak, gizlemek, gözden uzaklaştırmak.
  9. Verb (üzerine) sürmek/yaymak, sıvamak.
    to cover bread with honey.
  10. Verb (tabanca vb. ile) nişan almak, (silahla) tehdit etmek, silah çekmek.
    to cover someone with a weapon:
    birine silah çekmek.
    The police covered the dangerous criminal with a gun until the other man arrived.
    Don't move, I've got you covered! Kımıldama, vururum/ateş ederim!
  11. Verb menzili içinde bulun(dur)mak, hâkim olmak, kontrol edebilmek, korumak.
    This fort covers the entrance to the harbor.
  12. Verb kapsamak, içine almak, ihtiva/ihata etmek, kavramak.
    The book covers the subject thoroughly: Kitap
    konuyu bütün ayrıntılarıyla kapsıyor/işliyor.
    This volume covers the Turkish history from 11th to 15th century.
    In order to cover all eventualities: Her ihtimale karşı.
  13. Verb masrafını karşılamak, (ödemeye) yet(iş)mek, kâfi gelmek, kifayet etmek.
    to cover one's expenses. $1000
    will cover everything. Will $50 cover the cost of a new skirt?
  14. Verb (harcamaları/borcu/zararı vb.) denkleştirmek, kapatmak.
    to cover a deficit: (paraca) açığı kapatmak.
  15. Verb (zarar ve ziyana karşı) sigorta etmek, sigorta kapsamına almak, tazmin etmek.
    to be covered against
    fire. The house and its contents are covered by this insurance policiy. I covers you against all perils.
  16. Verb (eşit para ile) bahse girmek.
  17. Verb (bahis tutuşmada) şartları kabul etmek.
  18. Verb (gazetecilikte) (a) haber toplamak, röportaj yapmak.
    Send our best reporters to cover the political
    trials. (b) haberi/röportajı yayınlamak.
  19. Verb yol almak/katetmek.
    to cover a distance: mesafe katetmek.
    We covered 900 kms a day on our trip.

    to cover a lot of ground: (a) epeyce yol almak, (b) epeyce işi yapıp (başarı ile) sona erdirmek.
  20. Verb (beyzbolde) kaleyi korumak.
  21. Verb, Sports karşı taraf oyuncusunu gözaltına almak, onun hücumunu karşılamak.
  22. Verb (erkek hayvan) çiftleşmek.
  23. Verb (tavuk) kuluçkaya yatmak.
  24. Verb (iskambilde) daha yüksek pey sürmek.
  25. Verb (gelmeyen bir kimsenin) yerine geçmek, yerini doldurmak, görevini yapmak, idare etmek.
    John's ill
    today, so will you cover for him Bill?
  26. Verb örtbas etmek, (başkasının suçunu/kabahatini/hatasını) gizlemek.
    He covered for his friend who stole money.
  27. Verb gözetlemek, aramak, nezaret altına almak.
    The police have got all the roads out of town covered.
  28. Noun kapak, (tencere, kitap vb. kapağı), kılıf, cilt.
    read a book from cover to cover: kitabı başından sonuna kadar okumak.
  29. Noun siper, sığınak, melce, gizlenme yeri, gizle(n)me.
    give someone cover: birini barındırmak.
  30. Noun bahane.
  31. Noun vahşi hayvanların sığındıkları/saklandıkları ağaçlık, çalılık vb..
  32. Noun örtü, maske, kisve, perde, maske.
  33. Noun (bir kişilik) sofra takımı: tabak, çatal, bıçak, kaşık, peçete vb.
    covers laid for ten: On kişilik sofra kurulmuştu.
  34. Noun (bkz: cover charge ).
  35. Noun zarf, kılıf.
  36. Noun başkasının yerine geçen/onun işini yapan kimse.
lamel (mikroskopta numunenin altına sıkıştırıldığı küçük cam) Noun, Testing
hareketlerine kanunilik süsü vermek Verb
izinıkaybettirmek Verb
lamel (mikroskopta numunenin altına sıkıştırıldığı küçük cam) Noun, Testing
izini belli etmemek/gizlemek/örtmek, gizlice/sezdirmeden yapmak.
çeşitli sonuçlar için bahse girerek kayıp olasılığını azaltmak.
kapak
maden karşılığı
doğanın sağladığı gizlenme olanakları Noun, Military
(askerlik) doğanın kendinin sağladığı gizlenme olanakları Noun
ek teminat
hava/uçak himayesi, himaye uçağı Noun
sigorta kuvertürü
arka kapak Noun, Advertising
adressiz mektup zarfı
kitap kapağı
(hayvan) saklandığı yerden fırlayıp kaçmak.
fırlayıvermek, (saklandığı yerden) birdenbire çıkmak.
The fox broke cover and the chase was on.
bir dergi ya da gazetenin ön kapağının içi
ek teminat istemek Verb
vites kutusu kapağı
nakit teminat
kasa karşılığı
bir katastrofik olaydan ileri gelen hasarlar birikimine karşı Sedan şirketin konservasyonunu aşan kısmı
belirli bir limite kadar temin eden bir tür ha
bulut örtüsü
muhabere örtüsü
silindir kapağı
iki misli artırılmış sigorta teminatı
toz örtüsü/kılıfı, eşyaları tozdan korumak için üzerlerine örtülen bez/plastik vb.. Noun
book jacket Noun
nevresim Home
kazanç teminatı
kazanç karşılığı
taşkın kitap kapağı
sayfaların kenarından öteye taşan küçük kitap ya da broşür kapağı
avcı uçağı örtüsü
ilk kapak
ilk kapak (bir derginin ön dış kapağı
ilk gün damgasiyle damgalı pul/zarf. Noun
sayfaları ile aynı büyüklükte olan kitap
vs kapağı
orman örtüsü
döviz satın alanı veya satanı beklenmeyen kur değişikliklerinden korumayı amaçlayan ileriye yönelik bir
döviz anlaşması düzenlemesi
dördüncü kapak (bir reklam kampanyasında birçok tip medyanın kullanılması
ön kapak
tam teminat
ilave teminat
vites kutusu kapağı
cam kapak
altın teminatı (kuvertürü
altın karşılığı
altın teminatı
regülatör kapağı Noun, Transport
toprağa yakın kalın bitki örtüsü. Noun
çimen yerine yetiştirilen bodur bitki. Noun
toprak örtüsü Noun, Environment-Ecology
ciltli
ambar kaynağı
arka kapak içi
iç kapak
sigorta kuvertürü
sigorta teminatı
mektup bu zarfı
mektup zarfı
hisseleri güvence olarak emaneten yatırmak Verb
harita kabı
maden kapak
maden kaplama
(para) maden karşılığı
maden mahfazası
bir reklamı en az bir kez gören hedef grubun yüzdesi Noun
göğüs ucu kapatıcı Noun
açık kuvertür
güvencesiz iş görmek Verb
koruyucu kapak
birine teminat sağlamak Verb
geçici teminat
taahhütlü gönderilen zarf
reasürans teminatı
reassürans teminatı
teminat havalesi
gerekli teminat
ikinci kapak (dergi ya da gazetenin ön kapağının içi
ikinci kapak
hastalık sigortası Noun
kitap kılıfı
kitabın üstüne geçirilen ceket kapak
direksiyon kılıfı Transport
bir başka teminatın yerine geçen teminat
masa örtüsü
sığınmak, iltica etmek, canını emniyete almak, gizlenmeye çalışmak, siper almak.
sığınmak.
üçüncü kapak (bir derginin arka kapağının içi
bir tek olaydan ileri gelen bir veya birden fazla sigorta nevi tahtındaki hasarlar kümülüne karşı teminat
reasüransta
(a) gizlice, hafiyen, (b) gizlenmiş, sığınmış, (c) zarf içinde.
under separate cover: ayrı bir
zarfta.
address someone under cover of another: başkası vasıtasıyla birine mektup göndermek.
ayrı olarak
muşamba
örtü
jant kapağı Transport
teminatsız
güvencesiz
hasar frekansının fazla olmasının beklendiği ve sedan şirketin konservasyonunu aşan kısmı belirli bir
limite kadar temin eden bir hasar fazlası reasür
bir riski karşılamak Verb
kapak adresi
bütün riskleri kapsamak Verb
bütün riskleri kapsamak Verb
(lokanta, eğlence yeri vb. de) giriş ücreti, servis ücreti, yiyecek içecek fiyatına ek olarak alınan maktu ücret. Noun
kaplamak Verb
kış ekini: toprağı aşınmaktan vb. korumak için kışın ekilen ürün, özellikle baklagiller. Noun
borçları güvence altına almak Verb
borçları garanti etmek Verb
kapak dizaynı
yol almak Verb
masraflarını ödemek Verb
kitap üzerine geçirilen etiket
birinin yokluğunda yerine geçmek Verb
birinin yokluğunu telafi etmek Verb
kapak kızı: resmi dergi kapaklarına basılan güzel kız. Noun
lâmel: mikroskopta incelenen örneğin üzerine konulan ince cam. Noun
bir yüzeyi korumak için üzerine kaplanan ince cam tabakası. Noun
(a) yol almak/katetmek, (b) ilerlemek, ilerleme kaydetmek, (c) konuya değinmek, konuyu işlemek.
I'll
try to cover all the ground in a short speech of half an hour.
ön yazı Noun, Employment
taahhütlerini ifa etmek Verb
gizlenmek amacıyla kullanılan , kişinin kendi adından başka bir ad
gizlenmek amacıyla kullanılan kendi adından başka bir ad
geçici sigorta mukavelesi: sigorta ücretinin ödendiğini bildiren matbu not. Sigorta poliçesi hazırlanıncaya
kadar poliçe yerine geçer.
Noun
bürünmek.
to cover oneself with glory: şan ve şeref kazanmak.
He covered himself with ridicule:
kendini gülünç duruma düşürdü.
tesettür etmek Verb
paravan teşkilat
kapak sayfası Noun, Information Technology
sağlam
genelde renkli kâğıt
kitap
kapak kartonu
fotoğraf vb sarmak için kullanılan kalın
kapak resmi
takviye levhası. Noun
mülkün haksız olarak üstüne oturmak Verb
garantili mübayaa
bir şirketin temettülerinin kârına oranı
(banknot) karşılık oranı
kapak vidası Noun
birşeyin üzerini kapatmak Verb
hasırlamak Verb
sağlam kapak kâğıdı
baş hikâye
kapak konusu
kapak resmi
seçim haberleri vermek Verb
(a) örtmek, sarmak, iyice giyinmek, kundakla(n)mak, sarıp sarmala(n)mak.
to cover oneself up:
kalın giyinmek.
It's cold, cover up warmly. (b) gizlemek, (sır) saklamak, gizli tutmak.
to cover up one's tracks: izini belli etmemek. (c)
cover up for: (bir kimsenin) suçunu gizlemeye çalışmak, örtbas etmek.
delilleri örtmek Verb
birinin suçunu örtbas etmek Verb
kırağı ile örtmek Verb
katranlamak Verb
izini silmek Verb
izini yok etmek Verb
üzerini örtmek Verb
ne zaman oluştuğuna bakılmaksızın trete devresi içinde keşfedilen hasarları temin eden bir tür reasürans sözleşmesi
hatmetmek Verb
enflasyona karşı ek teminat Noun
karanlığa sığınarak
ilk gün zarfı Noun