evil

  1. caul ile ayni anlama gelir. kafatası zarı: omurgalıların yukarı sınıfını oluşturan hayvanlarda
    ve insanlarda yeni doğan yavrunun başını kaplayan zar.
  2. kötü, fena, ahlâksız, gayrı ahlâkî, günahkâr.
    evil deeds. an evil life. an evil character/reputation.
  3. zararlı, muzır.
    evil laws. evil thoughts. an evil plan.
  4. feci, felaketli, keder verici.
    to be fallen on evil days: felakete duçar olmak.
  5. kötü huylu, lânet, huysuz, ters, küfürbaz, kem.
    He is known for his evil disposition.
    an evil
    tongue: kem söz, küfürbaz dil.
    evil eye: kem göz.
  6. kötülük, fenalık, şer.
    the lesser of two evils: ehveni şer, iki kötü şeyden en az zararlı olanı.

    One of the evils of that political system: Bu politik sistemin kötülüklerinden biri.
    to avoid evil and do good.
  7. günah.
  8. ahlâksızlık, karaktersizlik.
    The evil in his nature has destroyed the good.
  9. bela, musibet, felaket (getiren şey), uğursuzluk, âfet.
    War is a great evil. to be subject to evil. to wish one evil.
  10. zarar, zararlı olan şey, mazarrat.
    Tobacco is considered to be an evil.
  11. dert, başbelası.
  12. (bileşik sözcüklerde) kötülük/fenalık+, kötü/fena (bir şekilde), uğursuz(ca).
iyiyi kötüden ayırmak Verb
sar'a hastalığı. Noun
kayıtsız şartsız
sıraca (hastalık). Noun
kaçınılmaz bela: hoşa gitmeyen fakat istenilen sonucu elde etmek için katlanılması zarurî olan şey.
I
don't like working such long hours, but it's a necessary evil until we've saved enough for a house.
atın başında şişkinlik ve abse. Noun
kötülük problemi, kötülük sorunu Noun, Religion-Faith
şom ağızlı
kötülüğe iyilikle mukabele etmek Verb
fuhuş
kötüyü kökünden kazımak Verb
ehvenişer
ehven-i şer
kötünün iyisi
Adem ile Havvanın meyvesini yedikleri için cennetten kovuldukları elma ağacı.
kötü davranış
uğursuz gün
kem göz, kötü göz, (fena) nazar, nazar değdiren bakış.
evil-eyed: kem gözlü, kötü gözlü. Noun
nazarlık Noun
nazar boncuğu Noun
nazar kem gözlü
kasıt stı
kötü zihniyetli
kötü haber
kötü şöhret
biri hakkında dolaşan kötü dedikodular Noun
kötü şöhret
kötü şöhret
habis ruh
kötü haber
göze gelmek Verb
nazara gelmek Noun
nazara gelmek Noun
kötü alışkanlıkları kökünden yok etmek Verb
sıkıntılı/müşkül anlar yaşamak, zorlularla karşılaşmak.
işleri kötü gitmek Verb
kötü şeyler olacağını sezmek Verb
uğursuz saatte.
In an evil hour I agreed to marry him.
kötü bir hayat sürmek Verb
her şeyde bir kötü niyet aramak Verb
her şeyde kötü niyet aramak Verb
birine kötü gözle bakmak Verb
kötü şöhretli
biri hakkında kötü konuşmak Verb
vebal altında kalmak Verb
Her günün derdi o güne yeter. (Sabah ola hayır ola).
şeytan, iblis.
kasıt stıı olmadan
kastı olmadan
nazar değdirmek Noun