hit

  1. Verb vurmak, dövmek.
    hit the nail with the hammer.
    I hit him: Onu dövdüm.
    He hit the ball:
    Topa vurdu.
    hit a man when he's down: zaten yenilmiş bir kimseye saldırmak.
  2. Verb çarp(ış)mak.
    hit on/against: çarpmak, vurmak.
    to hit one's head against the wall. The ball
    hit the wall. She hit her hand on the table.
  3. Verb hedefe varmak, isabet et(tir)mek.
    to hit a target: hedefi vurmak.
  4. Verb
    hit on/upon: ararken/tesadüfen bulmak.
    to hit the right answer: (tesadüfen) doğru cevap
    vermek.
    We happened to hit the right road in the dark.
  5. Verb (zorlukla vb.) karşılaşmak, (belaya) çatmak.
    I hit a difficult point in my work.
  6. Verb etkilemek, müteessir etmek, tesir etmek, dokunmak.
    The death of his sister hit him hard: Ablasının
    ölümü ona çok dokundu.
    The increase in food prices hits our pocket (=money).
  7. Verb saldırmak, hücum etmek, kuşatmak.
  8. Verb yolculuğa çıkmak, yola koyulmak/düzülmek.
    to hit the road: yola koyulmak.
    We hit the main road
    3 km further on: 3 km ileride ana yola çıktık.
  9. Verb (bir yere) varmak/ulaşmak/vasıl olmak.
    What time do we hit the town? Şehre saat kaçta varırız?
  10. Verb doğru tahmin etmek, bilmek, isabet ettirmek,
    argo tam üstüne basmak.
    You've hit it! Üstüne bastın!
  11. Verb (yüksek bir düzeye) ulaşmak, erişmek.
    Prices hit a new high.
  12. Verb aşırı gitmek/kullanmak, ifrata varmak, (şişeye vb.) sarılmak.
    to hit the bottle.
  13. Noun vuruş, vurma, darbe.
    He made a hit at the man's face.
  14. Noun çarp(ış)ma.
  15. Noun isabet.
  16. Noun başarı, muvaffakiyet, çok başarılı şey.
    The show was a big hit.
  17. Noun (uyuşturucu madde alışverişi vb. gibi yasa dışı işler için) gizli buluşma.
  18. Noun (beyzbol)
    base hit ile ayni anlama gelir. başarılı vuruş.
  19. Noun iyi şans/talih.
  20. Noun yerinde/isabetli söz.
  21. Noun şiddetli eleştiri/tenkit.
başını taştan taşa vurmak, imkânsız olan işe girişmek, çıkmaza saplanmak, başı belaya girmek.
zararları yüzünden büyük sıkıntıya düşmek Verb
gururuna dokunmak Verb
(a) son hızla koşmak/ilerlemek, (b) çok iyi başarmak, bütün yeteneklerini göstermek, en yüksek dereceye ulaşmak.
normal hızına ulaşmak.
bindirilmek Verb
isabet etmek Verb
rast gelmek Verb
tutturmak Verb
vurmak Verb
(beyzbolde) başarılı vuruş. Noun
çok zarar /hasar görmek, sarsılmak, büyük sarsıntıya uğramak.
vurulmak Verb
çarpılmak Verb
çarpılma
kör nişancılık
tam isabet. Noun
şansı olmak Verb
sinema da gişe birincisi
sinemada gişe birincisi
ağır zarar görmüş
iç alan vuruşu, topu iç alanda bırakan vuruş.
şans
isabet
başarmak Verb
(US) muvaffak olmak Verb
bir numaralı gözde şarkı
single3 (3). Noun
single ile ayni anlama gelir. (beyzbolde) oyuncuyu birinci kaleye ulaştıran vuruş.
film ya da piyesin tutulması
hâsılat rekoru kıran film
popüler şarkı
oyun sansasyon yarattı
ıska geçmek (argo) Verb
ıskalamak (argo) Verb
(beyzbolde) çifte vuruş, ikinci kaleye ulaştıran vuruş. Noun
beklenmedik/ânî bir hareketle (birisini) yenmek/şaşırtmak.
zayıf noktasından yakalamak Verb
yeni bir seviyeye erişmek Verb
rastlamak Verb
çarpıp kaçan
kazada çarpıp kaçma
kaza yaptıktan sonra kaçanın ödediği ceza
kaza yapıp kaçan şoför
kaza yapıp kaçma suçu
vurup kaçan askeri baskın
vurup kaçan şoförün çarptığı kişi
doğrudan politikacılara saldırı
(a) haksızlık/kalleşlik etmek, (b) (boksta) kurallara aykırı davranmak.
şaşırtmak, hayran/meftun etmek, çok iyi etki bırakmak.
Lisa hit Joe between the eyes the moment he saw her.
daha iyi bir fiyatı beklemek yerine
satıcının satın alanın teklif ettiği fiyatla satışı hemen gerçekleştirmesi
(a) azalmak, en düşük düzeye ulaşmak, (b) en zor/müşkül/fena duruma düşmek.
to hit his friend for ten dollars: arkadaşından 10 dolar koparmak. I hit him a raise: Ondan maaşıma zam istedim.
pireyi gözünden vurmak Verb
tam isabet kaydetmek Verb
iyi geçinmek, uyuşmak, anlaşmak.
Bob hit it off with his new new neighbor right away.
biriyle kaynaşmak Verb
ortadan kaldırılması kararlaştırılmış kişiler ya da projeler listesi
icabına bakılacak olanlar listesi
(argo) kara liste
cinayet işlemesi için parayla tutulmuş adam
kiralık katil
irticalen çalmak Verb
doğaçlama yapmak Verb
birine asılmak Verb
birine yazmak Verb
doğru sözcüğü bulmak Verb
rastlamak, rastgele/tesadüfen bulmak, tesadüfen isabet ettirmek.
rastgele, tesadüfî, sonunu düşünmeden, dikkatsizce, lâkaydane, sonu ne olursa olsun, ne çıkarsa bahtına, ya herru ya merru. Adverb
yumruklamak, yumruk vurmak.
en çok sevilen şeyler (şarkılar vb.). Noun
rekor düzeylere çıkmak Verb, Economics
birinin hoşuna gitmek Verb
can damarına basmak, en zayıf yerinden vurmak.
çok iyi tasvir/tavsif etmek, hicvetmek, taklidini yapmak, süratle/ustalıkla yapmak.
başarıya ulaşmak Verb
(dersine) çok çalışmak.
(a) kafayı çekmek, aşırı içmeyi âdet edinmek, (b) sarhoş olmak, kafayı tütsülemek.
He hits the bottle
whenever things become a bit difficult: İşler biraz zorlaşınca kafayı tütsüler.
asıl meseleye dönmek, en önemli konuyu ele almak,
argo bam teline basmak.
tam on ikiden vurmak Noun
(a) (yataktan) kalkmak/fırlamak, (b) yere yıkılmak/yuvarlanmak/düşmek/çökmek, (c) harekete geçmek.
(yataktan) kalkmak, işe koyulmak, çalışmaya başlamak.
yere kapanmak, (ateşten korunmak için) kendini yere atmak.
(düşman ateşinden korunmak için) yere yatmak, kendini yere atmak.
We hit the dirt the moment we heard the machine gun fire.
yatmak, yatağa girmek.
dile düşmek, (gazetelere) haber konusu olmak.
en önemli hususlara değinmek, en önemli yerlere gitmek.
çok şansı olmak Verb
büyük ikramiyeyi kazanmak Verb
ânide/beklenmedik başarıya/servete vb. kavuşmak, büyük ikramiyeyi kazanmak,
mec. turnayı gözünden vurmak.
(a) turnayı gözünden vurmak, aşığı çik durmak, (b) başına devlet kuşu konmak, talihi yaver olmak, (c)
büyük ikramiye kazanmak, (d) çok büyük başarı kazanmak.
(a) doğru/isabetli olmak, hedefe isabet ettirmek, (b) başarmak, amaca ulaşmak, muvaffak olmak.
tam üzerine basmak Verb
(yerden göğe kadar haklı olmak, (fikir/söz/karar) isabetli/yerinde olmak, tam bilmek, tam isabet ettirmek.

The solution he proposed hit the nail on the head: Önerdiği çözüm çok isabetli idi.
taşı gediğine koymak, tam isabetli/yerinde söz söylemek, tam doğrusunu söylemek/yapmak.
çılgınca neşeli hayat yaşamak Verb
paniğe vermek Verb
(esrar) çubuk tüttürmek Verb
doğru yola koyulmak Verb
doğru cevabı bulmak Verb
sözleri uygun düşmek Verb
doğru yoldan gitmek Verb
yola koyulmak, yola çıkmak, seyahate başlamak.
yük treninde bedava yolculuk etmek Verb
tepesi atmak, son derece öfkelenmek.
çok öfkelenmek, tepesi atmak, küplere binmek.
When his father saw the condition of the car, he hit the roof.
yatmak, yatağa girmek.
yatmak;
ayyaş olmak, içkiye düşmek, sürekli olarak çok içki içmek.
paraşütle atlamak.
(yiyecek, içecek vb.) tam doyurmak, tatmin etmek.
tam isabet ettirmek, ihtiyaca tam cevap vermek.
hedefe isabet etmek Verb
halkın hoşuna gitmek Verb
yola koyulmak Verb
vizyona girmek Verb, Cinema
vizyona girmek Verb, Cinema
en yüksek değerlere erişmek Verb
para kazanmak için bir yol bulmak Verb
bir çare bulmak Verb
düşkünezenlik etmek, düşene bir tekme de kendisi vurmak.
Kick him down: Vur abalıya!
mukabele etmek, intikam almak.
boş çıkmak Verb
isabet almak Verb
bir şeye rastgele kalkışmak Verb
sarsılmak Verb
(muvakkaten) talihi ters gitmek.
birine taş atmak Verb
bir türlü birbirlerine ısınmamış olmak Verb
Karavanaya attı/isabet ettiremedi/boşa salladı.
iyi izlenim bırakmak Verb
iyi tesir bırakmak, başarı kazanmak, turnayı gözünden vurmak.
She likes you, you've made a hit.
marşandiz treninde cer çubuğuna asılarak beleş seyahat etmek.
(beyzbol) takım arkadaşları ilerlesin diye topa yavaş vuruş.
kaza yapıp kaçan kişiye karşı savcılık tarafından dava açılması

Turkish Dictionary (Kubbealtı Turkish Dictionary)

  1. Liste başı