kendi menfaatine çalışmak Verb
ödev ve görevlerini çalışkanlıkla yapma
kirası birikmiş olmak Verb
işinde gayretli ve çalışkan olmak Verb
gururuna dokunmak Verb
düşünmeden içinden geldiği gibi davranmak Verb
(Br) bitirme sınavına girmek Verb
bunamış olmak Verb
hal ve durumundan memnun olmak Verb
reşit olmamak Verb
küçük olmak Verb
aklı başında olmak Verb
hayranlığını saklamamak Verb
hesabında yanılmak Verb
giysisi içinde tuhaf durmak Verb
ödemelerini vaktinde yapmak Verb
tahmininde haklı olmak Verb
ödemelerini geç yapmak Verb
mesleğinde ehil olmak Verb
canla başla çalışmak Verb
işine dalmak Verb
ters gitmek Verb
belleğine çakılmış
yönünü değiştirmek Verb
parasını talep etmek Verb
harcayacak parası olmak Verb
mevkiinde bulunmaya devam etmek Verb
mevkinde bulunmaya devam etmek Verb
ipotek borcunu ödememek Verb
hastalıktan veya yaşlılıktan ölmek Verb
vazife başında ölmek Verb
feci surette ölmek Verb
gayrı-tabiî bir şekilde ölmek, (özellikle) asılmak.
masraflarını kısmak Verb
yaptığı masrafları geri almak Verb
tehlike karşısında sinmek/pusmak, geri çekilmek, vaz geçmek, pes demek, iddialarından vazgeçmek, sözünü
geri almak, takındığı gururlu tutumdan vazgeçmek.
kaygısız
gönlü rahat
işinde verim
işinde verim
hafızasına çakmak
hafızasına sokulmuş
konuşmasında belirtmek Verb
defterine kaydetmek Verb
muhakemesinde yanılmak Verb
vazifesini yapmamak Verb
görevini ihmal etmek Verb
taahhütlerini yerine getirmemek Verb
girişimlerinde başarısız olmak Verb
ümitleri boşa çıkmak Verb
amacını gerçekleştirmemek Verb
taahhütlerini yerine getirmemek Verb
görevleri arasında olmak Verb
övünülecek başarı
tam nedenini bilmeden kuvvetle hissetmek Verb
eğitimindeki boşluğu doldurmak Verb
kıyabilmek, içi götürmek, … derecede insafsız olmak.
How can you find it in your heart to beat that child?
ikbal hırsı olma
başladıktan beş yıl sonra, başlamasının üzerinden beş yıl geçtikten sonra Adverb
azarlama, paylama, çıkışma, zılgıt.
ceplerinin içini dışarı çıkarmak Verb
bir kimsenin eğitimindeki eksiklik
canını sıkmak, başının etini yemek.
bir işi üzerine almak Verb
yoluna/karşısına çıkmak.
(birinin) canını sıkmak, (bir kimseyi) rahatsız/taciz etmek, bir kimseye musallat/tebelleş olmak, damarına
basmak.
He gets in my hair: Canımı sıkıyor.
birisine karanlık etmek, önüne çıkmak, engel olmak, ayağına dolaşmak.
eli alışmak, usta olmak.
adını listeye yazdırmak Verb
adını kaydettirmek Verb
istifasını vermek Verb
adam kullanmak Verb
çok önemli olmak Verb
iyi nişancı olmak Verb
bir şeyin zilyedi olmak Verb
bir şeye sahip olmak Verb
kendine hâkim olmak Verb
kendini tamamen işine vermiş
dersleri düzelmek Verb
herkesin ağzında
yokluğunda Adverb, Law
gıyaben
bir kimsenin gücünün en yüksek noktasında
kanında var
kişiliğinde var
(bir kimsenin) fikrince/kanaatince, … ce.
In my book, he is not to be trusted: Bence (fikrimce,
kanaatimce) ona itimat edilemez.
to be in one's bad book: gözden düşmek, (birisinin) hoşuna gitmemek, itibarını kaybetmek.
He is in the boss's bad book: Patronun gözünden düştü.
to be in one's good book: gözde/itibarda olmak, birisinin gözüne girmek/gözdesi olmak.
sarhoş, ayyaş.
sarhoş iken
birisinin lehinde.
The bank has made an error in your favor.
kendi ilgi alanında
gençliğinin baharında
en parlak/görkemli çağında, en mutlu çağında.
be in one's glory: en mükemmel halinde olmak, fevkalâde
mutlu olmak, hayranlariyle çevrilmiş olmak, şan ve şöhretin zirvesinde olmak.
She was in all her glory, dressed in gold from head to foot.
elinde, uhdesinde, yetkisi dahilinde.
in someone's hands: birisinin uhdesinde/ihtimamı altında.

in good hands: emin/güvenilir ellerde.
gizlice
gizliden gizliye
resmi yetkisine dayanarak
kendi el inde
kendi elinde
haklı olarak, hakkını/yetkisini kullanarak, müstakilen, kendi başına.
possess something in one's own
right: re'sen hak sahibi olmak.
kişisel yetkisiyle, kişisel yetkisine dayanarak
şahsi yetkisiyle
(a) cebinde, avucunda, etkisi/nüfuzu altında.
have someone in one's pocket: birini avucunun içine
almak.
He has the audience in his pocket. (b) sıkı fıkı, içli dışlı, çok samimî.
kıvamında
aklı başı yerinde
öğrencilik günlerinde
boş zamanında
çorapla (ayakkabısız).
olduğu yerde.
The criminal stopped in his tracks when the door opened behind him.
don gömlek
.: elinde, üstünde, yedinde.
Stolen goods found in his possession .
birisinin düşüncesine göre.
in my terms: bence, bana göre.
In my terms the situation got worse:
Bence durum kötüleşti.
birinin izinde, peşinde.
The police is on the criminal's track and hope to catch him soon.
hesabına katmak Verb
hesabına katmak Verb
parasını menkul değerlere yatırmak Verb
elini oyundan çekmemek Verb
formunu bozmamak Verb
pratiğini kaybetmemek Verb
kozlarını elinde tutmak Verb
görevlerinde ihmalkârlık
vasiyetname bırakmak Verb
korkunç yalanlar söylemek Verb
palavra sıkmak Verb
üzüntü, huzursuzluk, vicdan azabı.
yeni hayatını zevkü sefa içinde geçirmek Verb
cebinde delik açılmak (büyük paraya mal olmak Verb
bir kimseyi mahvedecek şey.
felaket sebebi, mahvına sebep olan şey.
kişinin hayattaki amacı
uykusunda ölmek Verb
oyun fişleri karşılığında para almak Verb
hayatını gözden geçirmek Verb
azimle derslerine çalışmak Verb
fikrinde ısrar etmek Verb
birini bürosuna almak Verb
(a) kemerleri sıkmak: müşkülât/sıkıntı/zaruret ve sefalete sabırla katlanmak, (b) masrafları kısmak,
tutumlu davranmak.
They were urged to tighten their belts for the war effort. In a period of unemployment a lot of people must learn to tighten their belts.
yaptığı masrafları almak Verb
daha dikkatli olmak Verb
tehlike karşısında sinmek/pusmak, geri çekilmek, vaz geçmek, pes demek, iddialarından vazgeçmek, sözünü
geri almak, takındığı gururlu tutumdan vazgeçmek.
işlerine çekidüzen vermek Verb
(birine/bir şeye) bel bağlamak, sonsuz güveni olmak, tamamıyla güvenmek/inanmak/itimat etmek.
burnunu sokmak Verb
istenilmediği yerde işe karışmak Verb
korkudan tir tir titremek Verb
kafadan hesap etmek Verb
kafasından hesaplamak Verb
davasını kazanmak Verb
(US) davasını kazanmak Verb
zihninde tutmak Verb
faturayı göndermek Verb
masraf pusulalarını takdim etmek Verb
kartvizitini göndermek Verb
birine geldiğini haber verdirmek Verb
istifasını vermek Verb
öfkeden zangır zangır titremek Verb
korkudan titremek Verb
bir şeyden üçbuçuk atmak Verb
kendi eliyle imzalamak Verb
dilbilgisi yanlışı yapmak Verb
birine karşı durmak, arzusuna set çekmek/karşı gelmek.
birini önlemek Verb
birine engel olmak Verb
birinin önünü kesmek Verb
birini engellemek Verb
kendini savunmak için bir şey söylemek Verb
hoşlanmamak, tahammül edememek, nefret etmek, tiksinmek, midesi(ni) bulan(dır)mak.
It stuck in my
craw: Ondan hoşlanmadım/tiksindim.
kursağında kalmak, gücüne gitmek, ağır gelmek, hazmedememek.
It stuck in my gizzard: Hazmedemedim/gücüme
gitti/bana ağır geldi.
dili varmamak, bir türlü söyleyememek, söylenmesi güç olmak, boğazında düğümlenip kalmak.
The words
of sympathy stuck in her throat: Nasıl başsağlığı dileyeceğini bilemiyordu.
aklından çıkmamak Verb
akılda kalmak Verb
unutulmamak Verb
söylemeye korkmak Verb
boğazında düğümlenmek Verb
söylemeye dili varmamak Verb
söyleyememek Verb
kabullenememek Verb
ağırına gitmek Verb
birinin dikkatini çekmek Verb
dili dolaşmak Verb
amacını gerçekleştirmek Verb
kendi adına dava açmak Verb
kucaklamak Verb
hizmetinde olmak Verb
hizmetine almak Verb
sayıklamak.
yenilgiyi/mağlûbiyeti kabul etmek, pes demek, vazgeçmek.
meydan okumak, hakaret etmek.
burnunu sokmak Verb
aletlerini teslim etmek Verb
biletini kapıda kontrolöre vermek Verb
işini bitirip teslim etmek Verb
uykuda gezmek.
kararsız olmak Verb
birinin lehine işlemek Verb
birinin lehine olmak Verb
adını soyadını yazmak Verb