lapse

  1. Verb, Law zamanaşımına uğramak
  2. gerileme, geri kalma, beklenen sonuca/duruma ulaşamama, zaaf.
    lapse of memory: bellek gerilemesi, hafıza zaafı.
  3. yanlış, kusur, noksanlık, hata, zuhul, yanılma, (dil) sürçme.
    a lapse of tongue: dil sürçmesi.

    a lapse of justice: adlî hata.
    She behaved very well, with only a few lapses: Bazı kusurları dışında durumu çok iyi idi.
    a lapse in table manners: sofra âdabında işlenen kusur.
  4. (zaman) geçme, geçiş, mürur, geçen zaman, süre, fasıla, aralık, inkıta.
    a long lapse of time:
    uzun bir süre/fasıla/zaman aralığı.
    He returned to university after a lapse of several years: Yıllarca süren bir ayrılıktan (fasıladan/inkıtadan) sonra üniversiteye döndü.
    A minute is a short lapse of time: Bir dakika kısa bir süredir.
    With the lapse of time: Zamanla, gün geçtikçe,
    k.d. gel zaman git zaman.
  5. (ahlâken) düşme, sukut, sapma, (doğruluktan) ayrılma, (dininden) dönme, irtidat.
    lapse from the truth:
    gerçekten ayrılma.
    a lapse into bad habits: kötü alışkanlıklara dönme.
    a lapse from virtue: faziletten ayrılma.
    a moral lapse: ahlâkî sapıklık.
  6. (aşağı dereceye/mertebeye) düşme, inme.
    a lapse from grace: gözden/itibardan düşme.
  7. Law düşme, sukut, ihmal yüzünden hak ve tasarrufunu elden kaçırma.
  8. battal olma, kullanılmaz hale gelme, çökme, harap olma.
  9. (sigorta vb.) geçersizlik, hükümsüzlük: prim ödenmemesi nedeniyle sigortanın geçersiz hale gelmesi.
    a lapse of a lease.
  10. Meteorology
    lapse rate ile ayni anlama gelir. (sıcaklığın/basıncın) yükseklikle değişme oranı.
  11. kayma.
  12. (belirli bir seviyeden aşağıya) düşmek, (itibar/şeref vb.) kaybetmek, (harabiye) yüz tutmak, (komaya
    vb.) girmek.
    to lapse from grace: itibardan/gözden düşmek.
    The house lapsed into ruin: Ev harabiye yüz tutmuş.
    to lapse into a coma: komaya girmek.
    to lapse into unconsciousness: bayılmak, kendini (şuurunu) kaybetmek.
  13. Law (ihmal/ölüm dolayısıyla) başkasına geçmek, intikal etmek (emlâk, hak vb.).
  14. (sigorta vb.) sona ermek, hükmü kalmamak, geçersiz olmak, battal olmak, zeval bulmak.
    The insurance
    policiy lapsed. His membership lapsed last month.
  15. (belirli bir duruma) geçmek, intikal etmek, dalmak, gömülmek, batmak.
    to lapse into silence: sessizliğe
    gömülmek.
    The guests lapse into silence when the speaker began.
  16. sapmak, dalâlete düşmek, (hataya vb.) saplanmak/kapılmak.
    lapse from virtue into vice: faziletten
    ayrılıp ahlâksızlığa sapmak.
    lapse into bad habits: kötü âdetlere saplanmak.
  17. yanılmak, hata etmek, kusur işlemek.
  18. (zaman) geçmek, mürur etmek.
  19. (bir zaman için) inanç ve ilkelerinden vazgeçmek.
  20. (zamanla) azalmak, zail olmak, zeval bulmak, sönmek.
    The boy's interest in the story soon lapsed.
  21. son bulmak, sona ermek.
    The experiment lapsed last year.
bir görevin ihmali
zamanaşımına izin vermek Verb
vadesi geçmiş olmak Verb
gerçek imandan sapma
ahlak kusuru
komaya girmek Verb, Medicine-Health
unutulmak Verb
bir sözleşmenin geçerliğini yitirmesi Noun
bir menkul eşya vasiyetinin geçersiz olması
bir patentin geçerliğini yitirmesi
bir poliçenin vadesinin gelmesi Noun
bir vasiyetin ortadan kaldırılması (hak ve imtiyazın belli bir süre içinde kullanılmaması sonucu kaldırılması
aradan beş yıl geçmiş olma
adaletin kusuru
anımsayamama
unutkanlık
bir teklifin zaman aşımına uğraması
yazarken yapılan yanlışlar
dil sürçmesi
zamanaşımı
müruruzaman
zamanın geçmesi Noun
mürur
üç ay geçtikten sonra
bulgu belgelerinin kendiliğinden kamu malı olması
komaya girmek Verb
uzun bir zaman geçmiş olması
zamanaşımı itirazında bulunmak Verb
zamanaşımı defisinde bulunmak Verb