leaf

  1. Noun, Botany yaprak
  2. Noun yaprak.
    clover leaf: yonca yaprağı.
    Sweep up dead leaves in automn: Sonbaharda kuru yaprakları
    süpürmek.
    leaf tobacco: yaprak tütün.
    to shed its leaves: yapraklarını dökmek.
    fall of the leaves: yaprak dökümü, yaprakların dökülmesi, güz.
  3. Noun (bitki) sürgün, bitki sapından yana doğru gelişen bitki organı, 3, taçyaprağı, çiçek yaprağı, petal.
    a rose leaf.
  4. Noun (toplu olarak) yaprak(lar), yeşillik.
  5. Noun (kitap/defter) yaprak.
    counterfoil and leaf: (makbuz vb.) dip koçanı ve yaprak.
    turn over a
    leaf down: (kitabın) yaprağını kıvırmak.
  6. Noun ince madenî levha, varak.
    gold/silver leaf.
  7. Noun katman, kat, tabaka, safiha.
  8. Noun (kapı) kanat.
    leaf of a table: masanın uzatma eki.
  9. Noun yapraklanmak, yaprak açmak/çıkarmak/vermek.
  10. Noun
    leaf through: (kitaba) göz gezdirmek, sayfaları/yaprakları çevirmek.
    to leaf through a book.
birini taklit etmek Verb
birini örnek almak Verb
kanat
(kuru) defne yaprağı: yemeklerde veya esans yapmakta kullanılır. Noun
defne Noun, Botany
boş kâğıt
yapraklanmak Verb
yaprak çıkarmak Verb
yaprak vermek Verb
bileşik yaprak. Noun
yaprak ve koçanı
dip koçanı ve koparılan parça
(açılır-kapanır) masa kanadı. Noun
Hollanda altını: ince levhalar haline getirilip altın yaprak yerine kullanılan bakır-kalay-çinko alaşımı. Noun
yaprak düşüşü: düşen yaprak gibi yana sallantı yaparak yükseklik kaybetme. Noun
kurumuş çemen otu yaprağı Noun, Food-Kitchen
incir yaprağı. Noun
(bir şeyi yetersizce veya hile ile) örtmeye/gizlemeye çalışan şey. Noun
kitabın ön kapağından sonra ve arka kapağından önceki beyaz sayfa
yaprak: çiçek yaprağı değil, ağaç/bitki yaprağı.
(çok ince) altın yaprak/varak/safiha.
gold-leaf: altın yapraklı, altın yapraktan yapılmış. Noun
asma yaprağı Noun, Food-Kitchen
yeşermiş, yapraklanmış.
The trees will soon be in leaf: Ağaçlar yakında yeşerir/yapraklanır.
come
into leaf: yapraklanmak, yeşermek.
The trees come into leaf in spring.
yaprak-kıran: çinko noksanlığından ileri gelen ve çekirdekli meyve ağaçları yapraklarının kıvrılıp sararması
şeklinde görülen bir hastalık.
Noun
dikişsiz
çıkarılabilir dosya yaprağı
serbest yapraklı
akçaağaç yaprağı, Kanada bayrağındaki simge.
gül yaprağı
çenek, tohumdan ilk çıkan yaprak.
(a) ince gümüş levha, (b) yaprakları gümüş renkli çeşitli bitkiler.
masa ek parçası Noun
masa (uzatmak için) ek parçası Noun
tir tir titremek, yaprak gibi titremek.
yeniden başlamak, yeni bir döneme girmek, yeni kararlar almak, (yaşamını/durumunu) yeni baştan düzene
sokmak.
I promised to turn over a new leaf and study harder.
yeni bir hayata başlamak.
şemsiye-yaprak
(Diphylleia cymosa): Sarıçalıgillerden tek geniş yapraklı (çapı 30-60 cm), beyaz
çiçek açan kalımlı bitki. (K. Amerika).
Noun
yapraksı böcek
(Phasmatidae): şekli ve rengi yaprağa benzer bir böcek. Noun
leaf insect.
pazı yaprağı. Noun
yaprak biti
(Chrysomelidae). Noun
yaprak ayası Noun
yaprak küfü: yapraklara ârız olan bir tür hastalık. Noun
leaf curl Noun
yaprak kıvırtan: yaprakların kıvrılarak ölmesine yol açan bir nevi mantar hastalığı. Noun
yaprak pası: yaprak hastalığının bir evresinde görülen koyu lekeler. Noun
yaprak tomurcuğu. Noun
yaprak kelebeği
(Kallima): G. Asyada görülen yaprağa benzer kelebek. Noun
yaprak kıvırtan: yaprakların kıvrılarak ölmesine yol açan bir nevi mantar hastalığı. Noun
iç yağı: hayvanların (özellikle domuzların) karın boşluğunda böbreklerin etrafını saran yağ tabakası.
Domuz yağı
(lard) bundan yapılır.
Noun
yapraksı böcek
(Phasmatidae): şekli ve rengi yaprağa benzer bir böcek. Noun
domuz içyağı: domuzun böbrek yağından elde edilen yağ. Noun
yaprak kurdu: kurtçuk evresinde yaprakları yiyen böcek türü. Noun
yaprak gübresi, funda toprağı. Noun
yaprak küfü: bazı bitkilerin yapraklarına ârız olan hastalık. Noun
langur Noun
yaprak gübresi, funda toprağı. Noun
yaprak küfü: bazı bitkilerin yapraklarına ârız olan hastalık. Noun
mustard (2). Noun
masanın açılınca ilave olunan tahtası Noun
yaprak kıvrılması: patates bitkisi hastalığı Noun
yaprak kıvıran: kurtçukları yaprakları kıvırıp içine yuva yapan çeşitli böcek ve güvelerden herbiri (
Tortricidae
familyası).
Noun
yaprak pası: hububat yapraklarında
Puccinia türü mantarların sebep olduğu hastalık. Noun
yaprak yanığı: çeşitli bakteri ve mantarların yaprakta sebep olduğu bir hastalık. Yaprakta yer yer soluk benekler türer. Noun
yaprak lekesi: yapraklarda yuvarlak biçimde soluk renkli benekler oluşturan hastalık. Noun
yaprak yay. Noun
yaprak sapı
dergiyi karıştırmak Verb
(US) dergiyi karıştırmak Verb
yaprak tütün Noun
yaprak izi. Noun
yeşermek Verb
kızıl buğday biti
(Oulema melanopa): hububat yapraklarına musallat olarak büyük zarar veren küçük,
kızıl kahverenkli, siyah başlı bir böcek.
Noun
kitabın sayfalarını çabuk çabuk çevirmek Verb
bir dosyaya bir yaprak koymak Verb
uzun (yapraklı) çam
(Pinus palustris): kıymetli terebentin ve kereste kaynağı olan Amerika çamı. Noun, Botany
uzun çam kerestesi.
Georgia pine, pitch pine, longleaf, long-leaf, longleaved pine ile ayni anlama gelir. Noun
föy volan sistemiyle tutulan hesap
dikişsiz cilt kabı
kâğıdı delikli defter
kâğıdı delikli defter
dikişsiz yapraklı defter
dikişsiz ciltli büyük defter
meşe yaprağı demeti: 4 meşe yaprağı ve 3 palamutla simgelenen ABD askerî nişanı.
parabolik makas Noun, Transport
gümüş hastalığı: yaprakları gümüş rengine döndüren bir bitki hastalığı.
birisinden örnek/ibret almak, (birisini) kendine örnek edinmek, birisinin yolundan gitmek.
You should
take a leaf out of his book.