azar, tevbih, kızgınlığın/öfkenin açıkça ifadesi, açıkça tasvip etmeme/karşı gelme.
give someone a
piece of one's mind = tell someone one's mind: (birisine) ağzına geleni söylemek, iyice veriştimek, adamakıllı haşlamak, azarlamak/paylamak.
karı kocadan birinin ailesini terk etmesi Noun
gözbebeği.
She is the apple of my eye: O benim gözbebeğimdir.
kendi bahtının mimarı
rakip bileri arkada bırakmak Verb
rakipleri arkada bırakmak Verb
zamanının ilerisinde olmak Verb
zamanınin ilerisinde olmak Verb
aklını yitirmek Verb
ana-babasına bağımlı olmamak Verb
partisine bağlı olmak Verb
üstüne başına dikkat etmemek Verb
huzursuz olmak Verb
çıraklık eğitimini tamamlamış olmak Verb
çıldırmak Verb
deli olmak Verb
hesabında yanılmak Verb
aklı başından gitmiş olmak Verb
görevleri gereği olmak Verb
rolünü iyi ezberlemiş olmak Verb
tabiiyetten ıskat olmak Verb
(Br) tahliye şartını bozmak Verb
bir kimsenin işinin büyük kısmı
az kalsın ölmek, öleyazmak.
He fell in the icy water and almost caught his death of cold.
iş kolunu değiştirmek Verb
işkolunu değiştirmek Verb
kafa değiştirmek Verb
ailenin başlıca desteği Noun
kalbinin derinlikleri(ni), bütün kalbi(ni).
warm the cockles of one's heart
k.d. neşelen(dir)mek,
çok sevin(dir)mek, sevince/neşeye gark etmek/olmak, mutlu/memnun etmek/olmak.
It warmed the cockles of my heart: Beni çok sevindirdi.
kişinin sağlık durumu
mevkiini sağlamlaştırma
kişinin büyük arzusunu gerçekleştirmesi Noun
Uluslararası Satış Sözleşmelerinde Seçilen Mahkemenin Yetkisine Dair Sözleşme Noun, International Law
Uluslararası Satış Sözleşmelerinde Mülkiyet Hakkının Devrini Belirleyecek Hukuka Dair Sözleşme Noun, International Law
iznini kısa kesme
serbestlik derecesi Noun, Statistics
hürriyetten yoksun kılma Noun, Rights-Freedoms
partisinden ayrılma
birini haklarından mahrum etmek Verb
(iflas) malvarlığını açıklama
işini satmak Verb
düşmanlarını bertaraf etmek Verb
varını yoğunu elinden çıkarmak Verb
malını elden çıkarmak Verb
vaktini dilediği gibi harcamak Verb
zamanını dilediği gibi kullanmak Verb
vakit ktiinıdilediği gibi harcamak Verb
servetini israf etme
parası dolandırılmış
birine tamamen güvenmek/bel bağlamak, her dediğini yapmak, bir dediğini iki etmemek, mutlak itaat göstermek.
herşeye boyun eğmek, (bir kimsenin) her dediğini yapmak, eline ayağına kapanmak, her isteğine/emrine
uymak, dize gelmek.
I'll soon have him eating out of my hand: Yakında onu dize getiririm.
birinin büyük umudu
borçlarını ödemekten kaçmak Verb
görevlerini yapmaktan kaçınma
görevini yapma
bilgisini gösterme
irade beyanı
hedefine ulaşamamak Verb
hedefine ulaşamamak Verb
çevresini yanlış değerlendirme
(a) (hayvan) yemini avuçtan almak, (b)
mec. pek uysal olmak, birinin avucunun içine bakmak, yuları ele vermek.
istinaf mahkemesi Noun, Law
sürücü ehliyetinin kaybedilmesi Noun
emlakine el konulması
suçunu açıkça itiraf etmek Verb
din ve vicdan özgürlüğü Noun, Rights-Freedoms
çalışmasının semeresi
genel vekaletname Noun, Law
hukukun genel ilkeleri Noun, Law
boyunu aşan suya girmek Verb
başından büyük işe girişmek.
görevlerinden kaçmak Verb
borçlarından kurtulmak Verb
parasından kurtulmak Verb
parasından olmak Verb
vatandaşlığını ispatlamak Verb
akılıni oynatmak Verb
aklını kaybetmek Verb
aklını kaçırmak Verb
kendi parası olmak Verb
bilirkişinin dinlenmesi Noun, Law
tanığın dinlenmesi Noun, Law
murisin füruları Noun
kişinin kendi görevlerinin tam bilincinde olması
bilgi hazinesini genişletmek Verb
çalışıldığı süre içinde
mesleğinin icrasında
kalbinin derinliklerinde, aslında, hakikatte.
in my heart of hearts: içimden, kalbimin derinliklerinden.

I said I loved her, but in my heart of hearts I knew it wasn't true.
yetki belgesi Noun, International Law
onay belgeleri Noun, International Law
iletişimin denetlenmesi Noun, Criminal Law
haklarını titizlikle koruma
mal stokunu tasfiye etmek Verb
otomobilin kontrolunu kaybetmek Verb
soğukkanlılığını kaybetmek Verb
yön duygusunu yitirmek Verb
hakların korunması
adından yararlanmak Verb
Kürkten eşya imalatı (NACE kodu: 14.2) Noun, Trades-Professions
Kürkten eşya imalatı (NACE kodu: 14.20) Noun, Trades-Professions
Çeliğin ilk işlenmesinde elde edilen diğer ürünlerin imalatı (NACE kodu: 24.3) Noun, Trades-Professions
Diğer ağaç ürünleri imalatı; mantar, saz, saman ve benzeri örme malzemelerinden yapılmış ürünlerin imalatı (NACE kodu: 16.29) Noun, Trades-Professions
hisse senetleri paketini piyasaya sürmek Verb
ağırlaştırıcı sebep Noun, Criminal Law
hafifletici sebep Noun, Criminal Law
hafifletici sebep Noun, Criminal Law
bir hak kın kötüye kullanılması
suçun niteliği Noun, Criminal Law
görev ihmali
KDV hariç Adverb, Accounting
suçun maddi unsurları Noun, Criminal Law
kendi/şahsî malı, kendine/şahsına ait.
kendi akseptansı
kendi isteğiyle
kendi rızasıyla
kendiliğinden
kendi kararıyla
kendi özgür iradesiyle
kendi özgür irade siyle
çılgın deli
bir kimsenin adalet duygusunu zedelemek Verb
(bir kimse için) uygun, münasip, çekici, sevilen/arzu edilen şey.
Playing cards isn't my cup of tea,
let's watch television instead: İskambilden hoşlanmam, onun yerine televizyon seyredelim.
bir kimsenin belirlenen bir yerde günlük çalışma süresi Noun
en yakın akraba
bir kimsenin bilgisi/tecrübesi/uzmanlığı dışında.
He said that computer programming is off his beat.
deli, kaçık.
(a) deli, kaçık, çıldırmış, zıvanadan çıkmış, (b) çılgın, hezeyan halinde, mantıksız, akıl ve muhakemesini kaybetmiş.
(a) deli, kaçık, çıldırmış, zıvanadan çıkmış, (b) çılgın, hezeyan halinde, mantıksız, akıl ve muhakemesini kaybetmiş.
(a) deli, kaçık, (b) (tamamen) unutulmuş.
Out of sight, out of mind: Gözden uzak olan gönülden de uzak olur.
kendi imkânlarından
sıra beklemeden
sıra dışından
(a) bilgi ve yeteneği dışında.
I'm out of my depth when it comes to mathematics. (b) (su) boyunu
aşan.
get out of one's depth: (i) su boyunu aşmak, suda ayağı yerden kesilmek; (ii) yetkisi dışına çıkmak.
aklından çıkmak Verb
hayati tehlike
birini söylediğinin doğru olmadığına inandırmak Verb
fikrinde ısrar etmek Verb
bir kimsenin hanesinin dokunulmazlığı
zihin ürünü
iznin uzatılması
yasaların yayımlanması Noun, Law
kimliğin ispatı
yoksulluğunu kanıtlamak Verb
karar yeter sayısı Noun, Law
toplantı yeter sayısı Noun, Law
çocukluğundan anılar Noun
eşyasının nakli
vatandaşlıktan vazgeçme
mülkünden feragat etme
bir haktan feragat
kendi öz kaynağı
yeniden ikametgâhına dönmek Verb
arabasını kontrol altında tutmak Verb
servetini yeniden ele geçirme
biri hakkındaki fikirlerini yeniden gözden geçirmek Verb
çocuğun hakları Noun, Rights-Freedoms
mahkeme içtüzüğü Noun, Law
ücretsiz
hapis cezasını tamamlamak Verb
umutların boşa gitmesi
parasından olmuş
özel vekaletname Noun, Law
el yazısı örneği
pasaportun takdimi
borçlarını ödemeye ara vermek Verb
cezanın infazını ertelemek Verb, Criminal Law
kayıt dondurma Noun, Education-Training
cezanın ertelenmesi Noun, Criminal Law
hükmün açıklanmasının geriye bırakılması Noun, Criminal Law
parasını dikkatle sarfetmek Verb
parasını dikkatle sarf etmek Verb
aklını kaçırmak, delirmek, çıldırmak.
birinden izin alarak gitmek Verb
saçma sapan konuşmak Verb
iğneli sözler söylemek Verb
vicdanı rahat etsin diye
çehre, yüz ifadesi, dış görünüş.
komşularını hor görmek Verb
mesleğinin doruğunda
gücünün doruğunda
tek taraflı irade açıklaması Noun, Civil Law
sandalyesini boşaltma
haklarının korunması
elini eteğini çekmek, artık karışmamak, ilgilenmemek, sorumluluğu üzerinden atmak, sıyrılmak.
(a) elini eteğini çekmek, ilişiğini kesmek, ilgisi kalmamak.
We washed our hands of politics long
ago. (b) sorumluluğu üzerinden atmak, işi başından savmak.
The school washed its hands of the students' behaviour during spring recess.
birini göz ucuyla izlemek Verb
(US) davasını geri alma