peer

  1. akran, emsal, eş.
    He is so fine a man that it would be hard to find his peer: Okadar iyi bir insandır ki eşi zor bulunur.
  2. denk, denkteş, küfüv.
  3. asilzade.
    peer of the blood royal: kral ailesinden Lordlar Kamarasına üye olabilen kimse.
    peer
    of the realm: Lordlar Kamarasına üye olabilen asilzade sınıfı.
  4. (İngilterede) dük, marki, örl, vikont, baron.
  5. aynı yasal haklara sahip kimse.
  6. arkadaş, yoldaş, rakip.
  7. gözetlemek, tecessüsle/dikkatle bakmak.
    He peered around over his spectacles: Dürbünle etrafı
    gözetledi.
    to peer at someone to peer at a book/photograph. She peered into the room. to peer out of window/over the wall.
  8. (delikten vb.) bakmak/çıkmak.
    The sun was peering from behind the cloud.
dirim-soylu: asalet unvanı kendisi ölünce sona eren (çocuklarına geçmeyen) İngiliz asizadesi. Noun
eşi menendi yok
akran grubu Noun, Sociology
arkadaş çevresinin etkisi Noun, Psychology
arkadaş etkisi Noun, Psychology
(Br) Lordlar Kamarası'nda oturma hakkı olan soylu
(aralıktan) bakmak/çıkmak.
çevre baskısı Noun
arkadaş baskısı Noun
hakemlik Noun, Education-Training
emsal tarama
akran denetimi Noun
hakem denetimi Noun
eşler arası Information Technology
küfüvü olmak Verb