1. Tıp ve Sağlık akıtaç
  2. Fiil akıtmak, suyunu (yavaş yavaş) boşaltmak.
    to drain all the water out. A ditch drains water from a swamp.
  3. Fiil akmak, boşalmak.
    The water drains into a river. The water drained (off/away).
  4. Fiil (bataklık) kuru(t)mak, akaçlamak, suyunu (tamamıyla) çekmek, süz(dür)mek.
    They drained the swamp to
    get more land for crops. I left the umbrella outside to drain.
  5. Fiil tüketmek, yoksun bırakmak, mahrum etmek.
    The war drained the country of its young people and its resources.
  6. Fiil içip bitirmek, son damlasına kadar içmek.
    He drained his glass.
  7. İsim akaç, ana boru, suyolu, lâğım.
    The drains are blocked up.
  8. İsim, Cerrahi akıtaç: cerahati veya bedende biriken başka bir sıvıyı dışarı akıtan cerrahî düzen.
  9. İsim sürekli masraf/yük, bir kaynağı tüketen şey.
    All this spending is a drain on the money I have saved.

    a drain on the resources: bütçeye yük olan şey.
  10. İsim ak(ıt)ma, süz(ül)me, boşal(t)ma.
  11. İsim akıp gitme, kaybolma, tükenme.
    Lack of opportunity at home caused a serious drain of talent to other regions.
  12. İsim, Coğrafya (a) yapay suyolu: akaç, hendek, kanal vb., (b) genişletilmiş doğal suyolu.
sulak alanların kurutulması İsim
kanalizasyona bağlanmış olmak Fiil
dikdörtgen kesitli lâğım. İsim
beyin göçü: doktor, mühendis vb. meslek sahiplerinin üstün olanaklar sağlayan ülkelere/kurumlara gitmesi. İsim
beyin göçü İsim, Eğitim
sermaye azalması
toplama hendeği. İsim
doların dışarı akması
boşa gitmiş
kaybedilmiş
harcanmış
tükenmiş
harap olmuş
(parayı) sokağa atma
lağım suları kanalizasyonu
boşaltma borusu
mali yük
sermaye kaçışı
heba olmak, boşa gitmek, değerini yitirmek, bir işe yaramamak.
His savings went down the drain on a bad investment.
altın tükenmesi
mutfak pis su borusu
ana kanal
ana lağım
baş lağım
taşma kanalı
(bütçe) vergi kayıp faktörü
parasını boşuna harcamak Fiil
parasını boşa harcamak Fiil
parasını pencereden atmak Fiil
pis su borusu
mecra
bir memleketi yağma etmek Fiil
bir memleketin servetini tüketmek Fiil
bir bölgeyi akaçlamak Fiil
(para) tükenmek Fiil
(beyin) göç etmek Fiil
(su) akıp gitmek Fiil
bir ülkenin madeni parasını tedavülden kaldırmak Fiil
yıkanmış bulaşıkların süzüldüğü oluklu kısım
drenaj musluğu
kurutmak, iyice süzmek/suyunu çıkarmak.
Let the wet glasses drain dry before you put them away.
yavaş yavaş hacmini ya da gücünü azaltmak Fiil
mazgal
tükenmek Fiil
boşalıncaya dek bir şeyden sıvı çekmek Fiil
kaynakların zorlanması
güç tüketici
oluk
akıtma borusu
birinin parasını tüketmek Fiil
birini soyup soğana çevirmek Fiil
türün yok olması
(nahoş bir şeyi) denemek, tadına bakmak, yaşamak.
akaçlamak Fiil
suyunu akıtmak Fiil
boşaltmak sifonu
bir ülkenin kaynaklarını tüketip bitirmek Fiil
boşaltma kapacı.
birinin cüzdanını boşaltmak Fiil
keseyi boşaltacak bir masraf