1. uygun, münasip.
    Night is the proper time to sleep: Uyumak için uygun zaman gecedir.
    The proper
    reply is “no”: En uygun cevap “hayır”dır.
    Do as you think proper: Nasıl uygun görüyorsan öyle yap.
    the proper medicine. proper time.
  2. lâyık, yakışır, dürüst.
    proper conduct: dürüst davranış.
  3. (a) zatî, özel, hususî, kişiye özel, (b) özgü, has, mahsus.
    qualities proper to a substance: bir
    maddeye özgü nitelikler.
    Crying is proper to babies.
  4. tam, doğru.
    to do the proper thing by someone: birine karşı vicdanen en doğru olan şeyi yapmak.
  5. asıl, esas, gerçek, hakikî, bizatihi.
    Paris proper: asıl Paris.
    the proper meaning/sense of
    the word: sözcüğün gerçek anlamı.
    Shellfish are not among the fish proper.
  6. Gramer özel (ad), has (isim).
    a proper name.
  7. normal, alışılmış, mutat, usule/kaideye uygun.
    the proper way to do something: bir işi yapmanın normal yolu/yöntemi.
  8. (arma) tabiî renginde.
    an oak tree proper.
  9. (kilise) (a) belirli gün veya törende kullanılan, (b) belirli gün/zaman için ayrılmış yer.
  10. tam, noksansız, tekmil.
    He's a proper fool: Aptalın biridir (Tam manasiyle aptaldır).
    He's
    a proper gentleman: Tam bir centilmendir.
  11. (a) güzel, yakışıklı, (b) faziletli, namuslu, karakter sahibi, (c) iyi, hoş, mükemmel.
kendi faaliyet alanı içinde kalmak Fiil
yakışmak Fiil
yakışık almak Fiil
uygun ve yerinde bulmak Fiil
alemi var mı ?
gözü tutmamak
bir partiye ilk gelen konuk
münasip görmek Fiil
doğru tutulmuş hesaplar İsim
doğru hareket
doğru hareket
ilgili makam
iyi bakım
uygun giysi
doğru dürüst giysi
uygun giysi
ölçü
geçerli kanıt
kabul edilebilir delil
astüleşke, basit kesir, payı(nın değeri/derecesi) paydasından küçük olan kesir. İsim
basit kesir İsim, Matematik
yükü taşırken kırılmaması için dikkatli davranma
bağımsız uzman görüşü
usulüne uygun yapılmış ciro
doğru yorum
ilgili kanun
gerçek hayat
kalacak uygun yer
tam anlamı
uygun önlemler İsim
merkez bankası parası
özel isim
özel isim
tam anlamı
(müzekkere) usulüne uygun tebliğ
iyi iş durumu
iyi onarılmış
uygun dava gerekçesi
uygun çevre
belirli bölgelere özgü
doğru kullanım
has değer
doğru yol
fonu esas amacından başka yere saptırmak Fiil
parayı gereken yerden başka yerlere harcamak Fiil
doğru yere başvurmak Fiil
ilgili makamlara başvurmak Fiil
uygun fiyat üzerinden
tarifeye uygun olarak
tam zamanında
karmakarışık olmak Fiil
imza atmaya ehliyeti olacak yaşta olmak Fiil
doğru dürüst hareket etmek Fiil
usulüne uygun yapılan ihbar
adaletli ve hakkaniyetli takdir
adil ve uygun kanuni kıymet takdiri
uygun yollardan gitmek Fiil
iyi durumda
uygun biçimde
tam anlamıyla
gerekli önlemler almada ihmal
gerekli önlemleri almada ihmal
pek doğru bir davranış değil
birini sebepsiz işinden çıkarma
uygun zamanda harekete geçmek Fiil
uygun/münasip görmek.
By all means, do if you think fit: Uygun görüyorsanız, hay hay, yapın.
ilgili kanallar yoluyla