about

  1. Adposition etrafın(d)a, çevresin(d)e.
    We gathered about the fire: Ateşin etrafında toplandık.
    He looked
    about him: Etrafına bakındı.
    The folks about us: Çevremizdeki halk.
    The walls about the city: Şehri çevreleyen duvarlar.
  2. Adposition civarın(d)a, yakının(d)a.
    Stay about the house: Evin yakınında bulun/yakınından ayrılma.
    There
    was nobody about: Civarda kimseler yoktu.
    to wander about the school: okul civarında dolaşmak.
  3. Adposition hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık olarak, takriben, … sularında (zaman, sayı ve nicelik bakımından
    yaklaşıklık ifade eder).
    about 12 o'clock: saat 12 sularında/takriben saat 12'de.
    about three weeks: aşağı yukarı üç hafta.
    about 500 men: takriben 500 kişi.
    about two kilos: yaklaşık iki kilo.
    about the best: hemen hemen en iyisi.
    The work is about done: İş hemen hemen yapıldı/bitti.
  4. Adposition üzere, o anda/sırada.
    to be about to do something: bir işi yapmak üzere olmak.
    When he was
    about to die: O ölmek üzere iken …
    He is about to come: Gelmek üzeredir/Neredeyse şimdi gelir.
    I am about to leave: Gitmek üzereyim.
    Just as he was about to turn around: Tam o geri döneceği sırada.
  5. Adposition üstün(d)e, üzerin(d)de, bir kimseye yakın yerde/elbisesinde.
    I have no money about me: Üstümde
    param yok.
    Everything about him is in order: Üstü başı düzgündür.
  6. Adposition ilgili, hakkında, hususunda, -e dair, … için.
    about what = what about: Ne hakkında/neye dair/Hangi
    konuda/Ne ile ilgili?
    What is it all about: Ne oluyor? İşin aslı nedir? Bütün bunlar ne ile ilgili?
    to make inquiries about something: bir şey hakkında soruşturma yapmak.
    to quarrel about nothing: bir hiç için/sebepsiz dövüşmek/kavga etmek.
    I know what is it all about: İşin aslını biliyorum.
    He has come about the rent: Kira için geldi.
    to speak about something: bir şey hakkında konuşmak.
    Be about your business: Sen kendi işine bak/kendi işinle ilgilen.
    What about … = How about … : …'e ne buyurulur? …'e var mısını(ız)?
    Mind what you are about: Dikkatli ol(unuz)/Ayağını denk al.
    I know what I am about: Ne yaptığımın farkındayım.
    You haven't been long about it: (O işi yapmanız) çok sürmedi.
    Be quick about it: Çabuk ol!
  7. Adverb aşağı yukarı, takriben, hemen hemen (nitelikçe yakınlık bildirir).
    Sivas is about as cold as Erzurum:
    Sivas hemen hemen Erzurum kadar soğuktur.
    I am about ready: Hemen hemen hazırım.
  8. Adverb her yanında, etrafında.
    The mountains are all about city: Şehrin etrafı dağlarla çevrilidir.
    The
    reporters were all about the President: Cumhurbaşkanının etrafını gazeteciler sarmıştı.
  9. Adverb şurada burada, ötede beride, her tarafta, yaygın.
    The stranger wandered about the city: Yabancı
    şehrin etrafında dolaşıyordu.
    The smallpox is about: Ortalıkta çiçek salgını var.
  10. Adverb çevresi.
    ten miles about: çevresi on mil.
    a wheel 50 cm about: çevresi 50 cm olan tekerlek.
  11. Adverb uzunluğu(nda), boyu(nda).
    A mile about and a half mile across: Bir mil uzunluğunda ve yarım mil eninde.
  12. Adverb yakınında, civarında.
    somewhere about Bursa: Bursa yakınında bir yer(de).
    He lives somewhere
    about: O, yakınlarda bir yerde oturuyor.
  13. Adverb geri(de), zıt yön(de).
    to turn about: geriye dönmek.
    about turn!/about face!
    ask.
    Geriye dön!
    to put the ship about: gemiyi aksi istikamete çevirmek.
  14. Adverb hazır, … üzere.
    I am about to finish: Bitirmek üzereyim.
    about to sail: sefere hazır (gemi).
  15. Adverb çoğunluğu, büyük bir kısmı, hemen hemen.
    The food stock is about exhausted: Gıda stokunun çoğu
    tüketildi.
    The job is about done: İş hemen hemen bittti.
    about ship!/ready about
    : den. Yola çıkmaya hazır! (Gemicilere emir).
yenilgi, mahvolma, suya düşme, akamete uğrama.
bring about one's ears: mahvetmek, suya düşürmek, akamete uğratmak.
maaş zammı almak için işverene yaklaşmak Verb
yemeklerini seçmek Verb
yediği içtiğinde çok titiz olmak Verb
başarılarıyla fazla övünmemek Verb
giyim kuşamına titizlik göstermek Verb
giyiminde fazla titiz davranmak Verb
geleceğini umursamamak Verb
sağlığı hususunda endişeli olmak Verb
giyiminde çok titiz olmak Verb
belayı satın almak, başına bela açmak, uyuyan yılanı uyandırmak.
protestolara neden olmak Verb
başına bela açmak.
birinin başına belalı bir iş açmak Verb
tümüyle çökmek Verb
yıkılmak Verb
geleceğinden emin olmak Verb
odasını araştırıp karıştırmak Verb
parasını saçıp savurmak Verb
radyosuyla kendini eğlendirmek Verb
kendi işine bakmak Verb
kimseye bir zararı dokunmadan işiyle gücüyle meşgul olmak Verb
işiyle gücüyle uğraşmak Verb
her zamanki işinıyapmak Verb
her zamanki işini yapmak Verb
işine bakmak Verb
kendi işine bakmak Verb
aklı başında olmak Verb
paniğe kapılmamak Verb
kendine hâkim olmak Verb
bir iş hakkında tam bilgiye sahip olmak Verb
kâğıtlarını darmadağın bırakmak Verb
gereğinden fazla harcamak Verb
kovmak, yol vermek.
toplamaya başlamak Verb
dert anlatmak Verb
ağırlığını koymak Verb
etkinliğini kullanmak Verb
para saçmak Verb
parasını saçmak Verb
/
around: ağırlığını koymak, nüfuzunu kullanarak istediğini yaptırmak.
sormak Verb
soruşturmak Verb
takriben, sularında.
The sun set about six o'clock: Güneş saat 6 sularında batıyor.
You must
do something about it: Bunun çaresini bulmalısınız.
There is something about him I don't like: Nedense bu adamdan hoşlanmıyorum.
There is something wrong about it: Bunun bir bozuk tarafı var/Bu işte bir bit yeniği var.
What are you about: Neler yapıyorsunuz/Ne işlerle meşgulsünüz?
dedikodu yapmak/yaymak, çekiştirmek, aleyhinde/saygısızca veya iftira ederek konuşmak, yalan/uydurma haber yaymak
sağlanmak Verb
savrulmak Verb
konuşulmak Verb
duyulmak Verb
(a) her tarafı aramak, arayıp taramak.
After beating about for several hours, he turned up the missing
papers. (b)
den. rüzgâra karşı çevirmek, (gemi) yön değiştirmek.
çarpa çarpa dolaşmak.
kâhyalık etmek Verb
hasıl etmek, sebep olmak, beraberinde getirmek, vukua getirmek, (gemiyi) çevirmek.
Land reform brought
about a great change in the economy.
sağa sola itmek, sarsmak.
We were buffeted about during the rough train ride.
ayağına dolaşmak, işini zorlaştırmak, zorluk çıkarmak.
Stop buggering me about!
(a) tembelce zaman öldürmek, (b) sürtmek, sürtüklük yapmak, âvâre dolaşmak, keyif için seyahat etmek.
meşgulmüş gibi ortalıkta dolaşmak Verb
aramak, araştırmak, her yeri kolaçan etmek.
cast about for something: araştırmak, çare aramak,
düşünmek.
cast about for how to do/how to reply: ne yapacağını/nasıl cevap vereceğini düşünmek.
cast about for an excuse: bir mazeret aramak.
cast one's eyes about: etrafa göz gezdirmek.
temerküz etmek Verb
değişip durmak, habire değişmek.
koşuşup durmak, sağa sola koşuşmak.
Stop chasing about (the house) and sit down!
saçmak, savurmak.
chuck one's weight about: kurumlanmak, çalım/azamet satmak.
(a) emin, güven(il)ir, kararlı, azimli.
She seems quite clear about her plans. (b) kani, inanmış,
kanaat getirmiş.
to be clear about something: bir şeye kesinlikle inanmak, kanaat getirmek.
(a) (vaki) olmak, vukubulmak.
The accident came about because you were driving recklessly. (b)

den. dönmek, yön değiştirmek, yol/rota değiştirmek, volta etmek.
The wind has come about to the north.
yakınmak Verb
hakkında kaygılı
tartışmak, münakaşa/müzakere etmek.
They disputed for hours (about) where to go.
saçılmış
perişan halde
(sağa sola) sürüklemek.
avare dolaşmak Verb
işret meclisi
içki âlemi
savurmak Verb
sürtüklük
kahkahadan kırılmak Verb
aranmak Verb
arayıp durmak Verb
kesin görüşü olmak Verb
dolaşmak Verb
(dedikodu) dolaşmak Verb
büsbütün/tamamıyla unutmak, olmamış/yok farzetmek.
I forgot all about it: Onu tamamıyla unuttum.

forget about it: Onu unut (yok/olmamış say).
He seemed willing to forget about the whole business: Bu işi olmamış saymaya istekli/mütemayil görünüyordu.
oynamak Verb
(a) dolaşmak, hareket etmek, gidip gelmek, seyahat etmek.
She gets about a lot, working for an international
company.
(invalid) be able to get about: (hasta) yataktan kalkıp dolaşabilmek. (b) (haber, dedikodu vb.) yayılmak, şayi olmak, her tarafta duyulmak, (c) toplumsal faaliyetlerde bulunmak, herkesin yardımına koşuşmak.
(a)
den. tiramola etmek, (b) icra/ifa etmek, yapmak, yapmaya başlamak, üzerinde çalışmak, ele
almak.
go about a task. Go about one's business. How do yu go about building a boat? Don't go about the job that way. (c) dolaşmak, gezinmek (bir yerden bir yere/şuraya buraya) gitmek, (d) yön değiştirmek, geri dönmek, (e) … ile meşgul olmak.
(US) dırdır etmek Verb
(bir metni) tamamen değiştirmek, satır atmak.
My book has been hacked about terribly by the editor.
kuşatmak Verb
ne dersin(iz)/diyorsun(uz)? fikriniz nedir? ne buyurulur?
how about having lunch? Yemek yiyelim
mi, ne dersiniz?
how about natural gas, is it an alternative? Doğal gaz hakkında fikriniz nedir, bir seçenek olabilir mi?
how about you? Ya siz? (siz ne dersiniz?).
I like this best, how about you? Ben bunu beğendim, ya siz?
hemen hemen, nerde ise.
The work is just about done: İş hemen hemen bitmiş sayılır.
bir yerde olmuş olması gerekmek Verb
avare avare dolaşmak Verb
hırpalamak Verb
örselemek Verb
ortada bırakmak.
avare dolaşmak Verb
(a) etrafına/sağına soluna bakmak, dört yanını gözlemek/kollamak, civarı görmek.
We hardly had time
to look about us before we had to continue our journey: Civarı görmeye pek fırsat bulamadan seyahatimize devam ettik. (b) (bir yeri/durumu) incelemek, gözden geçirmek. (c)
look about (for sth): aramak, araştırmak.
Are you still looking about for a job?
look about for someone: gözleriyle birisini araştırmak.
deli
bir meseleyi uzatmak Verb
(a)
k.d. oyalanmak, amaçsız/gayesiz/plânsız iş görmek, boşuna uğraşmak.
I'm not of a sailor,
but I like to mess about in my little boat on the river. (b)
argo vakit öldürmek, sinek avlamak, havyar kesmek, âvarelik etmek.
He spent all day Sunday just messing about. (c)
argo (bir kimse veya şey ile) ilgilenmek, (bir işe) karışmak/burnunu sokmak, bulaşmak.
messing other people's affairs. (d) sıkıfıkı olmak.
Don't mess around with admiral much. (e) flört/kur yapmak.
He caught him messing around with his wife. (f) oyalamak, atlatmak.
Don't mess me about; I want the money you promised me.
aylak aylak dolaşmak Verb
âvare/boş/gayesiz gezmek, sallanmak, sürtmek, salak salak dolaşmak.
He's not working, just mucking about.
oyalanmak, gönül eğlendirmek.
karıştırmak Verb
aramak Verb
kadınca davranmak Verb
boşa vakit harcamak Verb
hırpalamak, örselemek, sağa sola sürüklemek.
itişmek, kakışmak, öteye beriye itip kakmak.
(a) canını sıkmak, üzmek, endişelendirmek, (b) başka yöne çevirmek.
tremolaya hazır ol!
aramak Verb
arama
koşuş(tur)mak, öteye beriye koşmak.
kısa mesafeler için kullanılan küçük otomobil
(a) araştırmak, incelemek, tahkik etmek, (b) gereğini yapmak, icabına bakmak, çaresini/yolunu bulmaya
çalışmak.
I'll see to it: ben bu işin icabına bakarım/gereğini yaparım.
This car must be seen to: Bu arabaya baktırmak lâzım.
başlamak, girişmek, koyulmak, teşebbüs etmek.
She set about her housework straight after breakfast.

set someone doing/to do sth: birine (boş durmaması için) bir iş vermek.
set a rumor about: dedikodu çıkarmak.
set about someone
k.d. birine hücum etmek.
oturup beklemek, hiçbir iş yapmamak.
şayi olmak Verb
yayılmak Verb
dolaşmak Verb
dalaşmak Verb
orada burada gezinmek Verb
volta etmek.
gezdirmek.
hakkında konuşmak, -den bahsetmek.
What are you talking about? Sen ne diyorsun? Ne dediğinin farkında
mısın?
I know what I am talking about: Bilerek konuşuyorum.
He knows what he is talking about: O bu işin ehlidir.
get oneself talked about: kendini dile düşürmek.
iç inden geçirmek Verb
düşünmek Verb
(a) bir tarafa fırlatmak, kaldırıp atmak, (b) (gemi) dalgalar üzerinde sallanmak, çalkanmak, yalpalanmak,
(c) insan) yatakta dönüp durmak.
dolaşmak Verb
öteye beriye yuvarlanmak.
etrafa yaymak Verb
öbür tarafa dön(dür)mek, evirip çevirmek.
turn about!
ask. geriye dön!
nöbetle, sıra ile.
gezinmek Verb
dolaşmak Verb
dönmek, yüzünü döndürmek/çevirmek.
He wheeled about and faced his opponent squarely. 9.(tekerlekli
taşıt) hızla/kayıp gitmek.
The car wheeled along the highway.
meraklanmak Verb
düşünmek Verb
geriye dön! (komut).
Brit.:
about turn.
bu civarda, buralarda.
öğleye doğru
yaklaşık olarak doğru
! (gemiyi) geriye döndür!
o konuya gelince
ne hakkında? ne konuda?
sinemayı çok sevmek Verb
bir önergeyi ya da kanun teklifini geri çekmek Verb
bir karara varılmasını sağlamak Verb
kazaya neden olmak Verb
suçlamak Verb
doğru şeyi yapmak için uğraşmak Verb
birşeye ilgi duymak Verb
birşey hakkında kaygılanmak Verb
gülmekten kırılmak Verb
çok gülmek Verb
kurcalamak Verb
biri hakında bilgi toplamak Verb
evlenmek niyetiyle flört etmek Verb
biri hakkında bir şey duymak Verb
… ne alemde? Sentence
…den ne haberler var? Sentence
fiyat sormak Verb
...in sözünü etmemek Verb
öbek öbek olmak Verb
zahmet çekmek Verb
yorulmak Verb
icabına bakmak Verb
birşeyi düzenlemek Verb
birşeyi ayarlamak Verb
birine vurmak Verb
bir şey hakkında konuşmak Verb
birine iftira etmek Verb
para konularında endişeli
Peki ya ...? Sentence
Peki …? Sentence
ne konuda