bed

  1. yatak, yatılacak yer.
    a room with two beds: iki yataklı oda.
    confined to bed: yatalak,
    yatağa düşmüş, yataktan kalkamaz halde.
    bed of roses: rahat bir yer/durum.
    bed of nails: çok rahatsız bir yer/durum, iğne üstü(nde).
    to die in one's bed: eceliyle ölmek.
    to keep to one's bed: hasta yatmak.
    marriage bed: gelin/zifaf yatağı.
    spare bed: misafir yatağı.
  2. karyola, döşek ve yatak örtüsü.
  3. karyola.
  4. yatma, yatıp uyuma, uyku.
    It's time for bed = It's bedtime: yatma/uyku zamanı.
  5. bir gecelik yatak ücreti.
    $60 for bed and breakfast: Yatak ve kahvaltı ücreti olarak $60.
  6. (a) evlilik ilişkisi, karı-koca münasebeti ve sorumlulukları, (b)
    k.d. cinsî münasebet,
    kaba
    sikişme.
    What's wrong with young people these days? They seem to think of nothing but bed!
  7. dinlenme yeri, istirahatgâh.
    He made his bed under a tree.
  8. yığın, küme, şekil veya durum itibarıyla yatağa benzer şey.
    bed of ashes/coal: kül/kömür yığını.
  9. tarh, bahçede/çimenlikte bitkilerin yetiştirildiği yer.
    a flowerbed: çiçek tarhı.
  10. limonlukta yetişen bitki.
  11. (nehir/göl vb.) dip, yatak, zemin.
    a riverbed: nehir yatağı.
    the seabed: denizin dibi.
  12. temel/destek görevi yapan parça.
  13. kaya tabakası.
    In this part of the country you can see the rock beds clearly, one on top of the other.
  14. (yollarda) çakıl/mucur vb. döşeme.
  15. (bina inşaatında) taş/tuğla altına konulan harç/çimento tabakası.
  16. Printing harf ve klişelerin yerleştirildiği yüzey.
  17. Chemistry tezgen olarak kullanılan kütle, 18.
    zool. hayvan pençesindeki etli kısım.
  18. (bkz: bed and board ).
  19. yat(ır)mak.
  20. yatak temin etmek.
  21. (tarhlara bitki) dikmek.
  22. tabaka halinde dizmek.
    to bed oysters.
  23. oturtmak, gömmek, yerleştirmek.
  24. cinsî münasebette bulunmak maksadıyla yatağa götürmek.
  25. gecelemek, geceyi geçirmek.
    I want to bed in the best hotels.
  26. Geology katman oluşturmak.
yatalak olmak Verb
ölüm döşeğinde olmak Verb
birine kendi iradesine boyun eğdirmek Verb
hastalıktan veya yaşlılıktan ölmek Verb
(hastalıktan) yataktan çıkmamak Verb
yaptıklarından sorumlu olmak, kuyusunu kendi eliyle kazmak, kazdığı kuyuya düşmek.
You've made your
bed, now lie in it: Bile bile yaptın, şimdi âkibetine katlan.
özellikle hastalıktan iyileşmek için yatağa yatmaya gitmek Verb
şişme yatak
billboard ile ayni anlama gelir. çapa yatağı.
(muziplik için) karmakarışık edilmiş yatak.
kısa çarşaflı yatak (şaka için yapılır).
yatalak olmak Verb
hasta yatmak Verb
yatırılmak Verb
kutu biçimli yatak. Noun
katlanıp kutu şekline sokulabilen yatak. Noun
ranza yatağı
üst üste bir kaç yataktan biri
ranza Maritime Traffic
portatif karyola
kubbeli yatak
yatak takımlarını değiştirmek Verb
çarşafları değiştirmek Verb
nevresim takımını değiştirmek Verb
madenkömürü yatağı
yatağa düşmek Verb
yatalak
yatak
dere yatağı Noun, Geography
(gündüz kanape, gece yatak olarak kullanılan) divan, sedir. Noun
katlanıp kaldırılan yatak
çekilince yatak olan kanepe
iki kişilik yatak/karyola. Noun
birini zorla yatağından çıkarmak Verb
acil servis yatağı
kuş tüyü yatak. Noun
(su) süzme/arıtma/tasfiye havuzu.
ocak, demirci ocağı. Noun
çini döşeme altı
çiçek yatağı
tarh
çiçek tarhı
deneme uçağı
yatağa girmek Verb
kalkmak Verb
kaldırmak Verb
ters taraftan kalkmak: (o gün için) aksi/huysuz olmak, aksiliği/huysuzluğu üstünde olmak.
Never try
to reason with him when he's gotten up on the wrong side of the bed: Huysuzluğu üstünde iken makul yoldan onu iknaya çalışma.
(a) yatmak, (b)
bas. baskıya gitmek, (c) cinsî münasebette bulunmak, beraber yatmak.
yatma
hastahane yatağı, hastanın değişik konumlarda yatabilmesi için üç parçası değişik eğimlerle ayarlanabilen özel yatak.
otel yatağı
(a) yatakta, (b) cinsî münasebet halinde,
kaba sikişirken.
They were caught in bed.
(hastalık nedeniyle) yataktan çıkmamak Verb
keyway ile ayni anlama gelir. yiv, kama yuvası.
torna gövdesi.
asma yatak, yükseğe kaldırılmış yatak.
yatak hazırlamak, yatağı düzeltmek, yatağa çarşaf vb. yaymak.
(a) zifaf yatağı, yeni evlilerin ilk gece yattıkları yatak, (b) nikâhın verdiği hak ve vazife.
gizlenebilir yatak: kapanıp yüklük içinde saklanabilen yatak. Noun
istiridye yatağı
çocuğu yatağına götürmek Verb
(hastane , Br) özel ücretli yatak
(Br) (hastanede) paralı yatak
(hapishane) kerevet
(maden ocağı) verimli ocak
çekyat Noun, Furniture Industry
(a) yatağa koymak/yatırmak, (b)
bas. kalıpları baskıya hazırlamak, (c)
argo (gazete, dergi vb.) baskıya hazırlamak.
yatağına yatırmak, (b) baskı için son hazırlıkları yapmak.
katlanıp duvara giren yatak
açılır kapanır yatak
nehir yatağı
mecra
ırmak yatağı
yastık
hasta yatağı
kullanılmadığı zaman duvarın içine katlanarak gözden kaybolan yatak
tek kişilik yatak
çek yat
yatak olabilen divan
çek-yat
çekyat Noun, Furniture Industry
yedek yatak
yaylı somye.
yataktan çıkmamak Verb
bazalı yatak Noun, Household Appliances
dere yatağı Noun, Geography
çarşafı kaldırmak Verb
çadır gibi tavanı olan yatak
truckle ile ayni anlama gelir. trundle bed
(karyolanın altına sürülebilen) tekerlekli yatak. Noun
(karyolanın altına sürülebilen) tekerlekli yatak. Noun
yataktan fırlamak.
katlanıp duvarın içine sokulan yatak
iki kişilik bir odadaki tek kişilik iki yataktan her biri
arabanın gövdesi. Noun
yüklük
(yatak koymak için) yük
yatak olarak kullanılan içi su dolu büyük plastik torba
yatma ve yeyip içme.
He paid only $90 a week for his bed and board .
evliliğin/bir evin sorumlulukları/masrafları.
He said he would not be responsible for his wife's debts
after she left his bed and board: Karısının evi terkettikten sonra yaptığı masraflardan sorumlu olmayacağını söyledi.
yatak ve sabah kahvaltısı
(Br) Londra Menkul Kıymetler Borsası'nda bir yatırımcının bir grup hisse senedini o gece satması ve ertesi
sabah açılışta aynı grup hisse senedini ger
oda kahvaltı Noun, Tourism
(vergiden kurtulmak için) bir gün satılan hisselerin ertesi gün geri alınması.
borsada hisse satıp aynı anda ayrı bir işlemle geri alma
baza Noun
yatak tahtası: sert durması için yatak ve somya arasına konulan tahta. Noun
yatak arkalığı: kötürümlerin yatakta oturabilmesi için yatağa takılan ayarlanabilir arkalık.
chair
bed ile ayni anlama gelir.
Noun
(gece) yatak yoklaması. Noun
şüpheli alacakların iptali
(a) (insan veya hayvan için) yatak yapmak.
to bed down a horse. (b) gidip yatmak.
They put
out the fire and decided to bed down for the night: Ateşi söndürdüler ve gidip yatmaya karar verdiler.
yatak çarşafı ve yastık kılıfı. Noun
korniş veya saçak altı süs şeridi Noun
son derece güç ve rahatsızlık verici bir durum
gül gülistan: tamah edilecek şey, rahat ve lüks mevki veya iş. (Çok defa alay için kullanılır).
güllük gülistanlık: rahat ve âsude zaman/yer/durum.
Life is no bed of roses: Bu dünya her zaman
güllük gülistanlık değildir.
(fidanları) geniş yere (tarhlara) dikme(k), seyreltme(k).
Will you help me to bed out the plants?
yatak arkadaşı Noun
(banknot) baskı levhası Noun
yüklük, yatak koymağa mahsus kapılı/perdeli bölme. Noun
sırta ekim Noun, Agriculture
(hastalık vb. halinde) yatakta istirahat. Noun
yatalak
yatak odası Noun, Architecture
yatak çarşafı
çarşaf
hem oturma hem yatak odası Noun
(Br) hem oturma hem yatak odası Noun
sabit değirmentaşı: buğdayı öğüten değirmentaşının üstünde döndüğü sabit taş. Noun
bazalı yatak Noun, Household Appliances
hastalığa yakalanıp yatağa düşmek Verb
hastalanıp yatağa düşmek Verb
ölüm döşeğinde verilen ifade
hastaneye bir yatak bağışlamak Verb
(matbaacılıkta) düz baskı
solundan/ters tarafından kalkmak.
huysuz/hırçın olmak, herkesi terslemek, yatağın ters tarafından kalkmak.
He was born on the wrong
side of the blanket: O piç olarak doğdu.
otel yatağı otel yemek salonu
beklenmeyen konuklar için yatak hazırlamak Verb
istiridye yatağı, denizin sığ sularında istiridye yetiştirilen yer.
şüpheli alacaklardan doğan zararların karşılandığı ihtiyat hesabı
yatakların ve birlikte yeme içmelerin ayrılması
(evli çift) yataklarının ve birlikte yeme içmelerinin ayrılması
garip yatak arkadaşları (ortadaki koşullardan ötürü birlikte çalışmak zorunda kalan hasımlar Noun
yatağı açmak Verb

Turkish Dictionary (Kubbealtı Turkish Dictionary)

  1. bk. bet
  2. Başlama, başlayış