anxiety

  1. Noun, Psychology anksiyete
  2. Noun, Psychology kaygı
  3. Noun endişe, kaygı.
    Her sick child is a great anxiety to her: Hasta çocuğu onun en büyük endişe kaynağıdır.
  4. Noun şiddetli arzu, heves.
    anxiety to succeed: başarma arzusu.
    anxiety for knowledge: öğrenme
    hevesi.
    anxiety to please: hoşa gitme arzusu.
    to be full of anxiety: şiddetli arzu duymak, çok heveslenmek.
  5. Noun, Psychology kaygı, kuruntu: güçlü bir istek ya da dürtünün amacına ulaşamayacak gibi gözüktüğü durumlarda beliren
    tedirgin edici duygu.
    discharge of anxiety: kaygı boşalımı.
    anxiety equivalent: kaygı denkleşimi.
    anxiety hysteria: kaygı dönüşümcesi.
    anxiety neurosis: kaygı sinircesi.
    anxiety primal: birincil kaygı.
    anxiety reactions: kaygı tepkisi.
gam çekmek Verb
kastrasyon kaygısı Noun, Psychoanalysis
iğdiş edilme kaygısı Noun, Psychoanalysis
bunaltmak Verb
endişe vermek Verb
iletişim kaygısı Noun, Communication
endişeye sebep olmak Verb
sürekli endişe içinde olmak Verb
ayrılık kaygısı Noun, Psychology
anksiyete bozukluğu Noun, Psychology
kaygı bozukluğu Noun, Psychology
yaygın anksiyete bozukluğu Noun, Psychology
gitme telaşı içinde kalemini unuttu