heart

  1. Noun, Anatomy yürek, kalp. (İlgili sıfat:
    cardiac).
    heart disease: kalp hastalığı.
  2. Noun vicdan.
    In your heart you know I'm a honest man.
  3. Noun gönül, duygu/his âlemi, derunî âlem.
    heart and soul: can ve gönülden.
  4. Noun sevgi, muhabbet.
    to win a person's heart: bir kimsenin sevgisini kazanmak.
  5. Noun cesaret, yürek, kuvvet, enerji, şevk, gayret.
    put new heart into someone: birine yeniden cesaret vermek, teşvik etmek.
  6. Noun orta (yer), merkez, göbek.
    the heart of the city: şehrin merkezi/göbeği.
    in the heart of: tam ortasında, göbeğinde.
  7. Noun can, ruh, öz, esas, can damarı.
    the heart of the matter: işin esası/özü/ruhu.
  8. Noun göğüs, bağır.
    to clasp/press a person/a child to one's heart: birini/bir çocuğu bağrına basmak.
  9. Noun (sevgi/övgü ifadesinde) can, hayat, ruh, kimse, şahıs.
    dear heart: canım, hayatım, ruhum.
    a
    brave heart: cesur kimse.
  10. Noun kalp şeklinde herhangi bir şey.
  11. Noun (iskambilde) kupa.
  12. Noun merhamet, şefkat, iyilik, sempati.
    a good heart: iyi yüreklilik.
    a sight that goes to the heart:
    yürek parçalayan bir manzara.
  13. Noun (içteki) duygular, düşünceler, sırlar, iç, derun.
    to pour out one's heart: kalbini dökmek, içini
    açmak, sırlarını/duygularını açıklamak.
    a change of heart: hislerin (iyi yönde) değişmesi.
  14. Noun (bitkilerde) üretkenlik, verimlilik.
    in good heart: verimli.
  15. Transitive Verb kalbine/zihnine yerleştirmek, unutmamak.
    to heart a warning.
  16. Transitive Verb cesaretlendirmek, yüreklendirmek, cesaret vermek, teşvik etmek.
gönlüne göre, tam istediği gibi.
He is a person after my heart: Tam gönlüme göre/istediğim gibi birisidir.
kalbini kırmak, gücendirmek, incitmek, rencide etmek.
He broke my heart: Kalbimi kırdı.
I broke
my heart over his unwarranted remark: Yersiz sözlerine çok gücendim.
(birinin) kalbini kırmak Verb
birini üzmek Verb
birinin kalbini kırmak Verb
birinin kalbini çalmak Verb
birini kendine âşık etmek Verb
kalbinin derinlikleri(ni), bütün kalbi(ni).
warm the cockles of one's heart
k.d. neşelen(dir)mek,
çok sevin(dir)mek, sevince/neşeye gark etmek/olmak, mutlu/memnun etmek/olmak.
It warmed the cockles of my heart: Beni çok sevindirdi.
hüngür hüngür ağlamak, gözlerinden kanlı yaşlar akıtmak, teselli bulamamak, ıstırap ve kederden sürekli
ağlamak.
When her little baby died, the poor lady cried her eyes out.
doyasıya/ hüngür hüngür ağlamak.
bir şeyi çok istemek Verb
kalbindeki bir sırrı açığa vurmak Verb
sevindirmek, içini/gönlünü ferahlatmak.
(a) çok üzülmek, içi içini yemek, kendini yeyip bitirmek, (kininden/öfkesinden vb.) çatlamak, (b) özlemek.
içi içini/kendi kendini yemek, çok üzülmek, üzüntüden zayıflamak.
She was eating her heart out for
her son who was away at the war.
helecanlanmak Verb
kıyabilmek, içi götürmek, … derecede insafsız olmak.
How can you find it in your heart to beat that child?
can-ı gönülden
en candan, bütün kalbi ile, samimî olarak, hulûsu kalple.
from the bottom of my heart: en candan
kalbimin derinliklerinden.
I pity him from my heart: Ona samimî olarak acıyorum.
gönül vermek, gönlünü kaptırmak, sevdalanmak, derin aşka/sevdaya düşmek.
işini sevmemek Verb
benimsemek, kendini vermek, iyice ilgilenmek.
I tried to learn music but I didn't have my heart in
it (my heart wasn't in it).
(a) çok korkmak, ödü kopmak, (b) meyus olmak, fütur getirmek.
yüreği ağzına gelmek, ödü kopmak, çok endişeli/üzüntülü olmak.
işini sevmek Verb
gönlü iş inde olmak Verb
her şeye karşın iyi niyetli olmak Verb
can atmak, çok istemek, bütün kalbiyle arzu etmek, bütün ümidini …'e bağlamak, aklına koymak, kararlı
olmak.
She has set her heart on going to Europe after graduation.
bir şeyi yapmayı kafasına koymak Verb
iyi yürekli/cömert/merhametli/âlicenap olmak, iyi niyetli olmak.
His heart is in the right place:
(Herşeye rağmen) iyi niyetlidir.
kalbinde bir sır saklamak Verb
gizlice
gizliden gizliye
kalbinin derinliklerinde, aslında, hakikatte.
in my heart of hearts: içimden, kalbimin derinliklerinden.

I said I loved her, but in my heart of hearts I knew it wasn't true.
kalbinin derinliğinden
bir şeyi canının istediği kadar yapmak Verb
hakikati söylemek Verb
(birine) âşık olmak gönül vermek, kalbini kaptırmak.
kalbini kırmak, üzmek.
kıyamamak, cesaret edememek, içi götürmemek, yüzü olmamak.
No one had the heart to tell him he was through as an actor.
birine kalbini açmak Verb
boşanmak Verb
bütün varlığını işine adamak Verb
bir işe canla başla sarılmak Verb
içini/gönlünü ferahlatmak, sevindirmek, sevince garketmek.
The victory rejoiced the heart of the whole nation.
içini dökmek Verb
vicdanına sormak Verb
(ele geçirmeye/yapmaya) azmetmek.
be set on sth: bir şeyi aklına koymak, canı çok istemek.
mühendis olmayı kafasına koymak Verb
para kazanmaktan başka bir şey düşünmemek Verb
bir şeyde gönlü olmak Verb
bir şeyi kafasına takmak Verb
can atmak, çok istemek, bütün kalbiyle arzu etmek, bütün ümidini …'e bağlamak, aklına koymak, kararlı
olmak.
She has set her heart on going to Europe after graduation.
birinin yüreğine korku salmak Verb
birinin yüreğine korku salmak Verb
birini coşkuyla karşılamak Verb
kalbini parçalamak, çok dokunmak/hüzün vermek.
doya doya, canının istediği kadar.
doyasıya, doya doya, kana kana, canının istediği kadar.
yüreğine dokunmak Verb
itiraf etmek Verb
ifşa etmek Verb
içini dökmek Verb
açığa vurmak Verb
düşüncelerini açığa vurmak Verb
hislerini (bilhassa aşkını) gizleyememek, belli etmek, açığa vurmak, açık kalpli olmak.
hislerini saklamamak, içi dışında olmak, sır tutmamak, açık kalpli olmak.
duygularını herkese göstermek Verb
(a) gayretle, şevkle, seve seve, ciddiyetle, hararetle, (b) samimiyetle, içtenlikle, bütün kalbiyle.
(a) aslında, hakikatte, temelde, esasında.
He seems nice, but he's dishonest at heart: Iyi görünür
amma aslında namussuzun biridir.
young at heart = young of heart: (yaşına rağmen) genç ruhlu, gönlü taze. (b) (bir kimsenin) fikrinde, düşüncesinde.
When I say don't eat the sweets, I have your health at heart.
to have someone's welfare at heart: Birinin mutluluğu ile candan ilgilenmek.
(aşırı spor yapma sonucunda) kalbin büyümesi.
(aşırı spor yapma sonucunda) kalbin büyümesi.
keyfi yerinde olmak Verb
sevda çiçeği
(Dicentra spectabilis): yürek biçiminde kırmızı çiçekler açan bir bitki. Noun, Botany
yufka yürekli: gösteriş için başkalarına acır/merhamet eder gibi tavırlar takınan kimse. Noun
birinin kalbini kırmak Verb
(birisinin) kalbini kırmak, (birisini) kedere/teessüre garketmek, çok üzmek.
He broke his mother's
heart when he dropped out of school.
üzgünlük, üzüntü, yeis, umutsuzluk, keder, düş/hayal kırıklığı. Noun
ezbere, ezberden.
ezbere, ezberden.
to get/learn by heart: ezberlemek.
birine çok acı vermek Verb
yüzen-yürek
(Nymphoides): yaprakları yürek biçiminde olan bir su bitkisi.
en candan, bütün kalbi ile, samimî olarak, hulûsu kalple.
from the bottom of my heart: en candan
kalbimin derinliklerinden.
I pity him from my heart: Ona samimî olarak acıyorum.
ezberlemek Verb
eli vicdanında
taş yürekli
birinin kalbini pekleştirmek Verb
insaf etmek, insaflı davranmak, sempatik olmak.
Have a heart! İnsaf be! İnsaf et yahu!
göz önünde tutmak, arzu etmek, amaçlamak.
to have another's best interest at heart.
bir şeyi kalben dilemek Verb
birşeyi ezbere bilmek Verb
içi götürmek Verb
kıymak Verb
yüzü olmak Verb
(toprak) çok iyi durumda
cesaret ile
birşeyi ezbere bilmek Verb
(a) unutmamak, aklından çıkarmamak, daima hatırlamak, (b) çok etkilenmek, içine işlemek, çok üzülmek/duygulanmak.

He laid his sister's death very much to heart.
ezberlemek Verb
bellemek Verb
birşeyi ezberlemek Verb
kalbinde olmak Verb
ye'se düşmek, fütur getirmek, cesareti/ümidi kırılmak.
yüreksiz
cesaretsiz
cesareti ele almak Verb
yüreğini parçalamak.
üzgün, kederli, müteessir.
üzgün, kederli, meyus.
samimiyet, içtenlik.
çok sigara içenlerde görülen kalp hastalığı.
koçan
cesaretlenmek, cesaret almak, cesur olmak.
yüreklenmek, cesaret almak/bulmak, kuvvet almak.
içlenmek Verb
bir şeyi kendine dert etmek Verb
(a) unutmamak, aklından çıkarmamak, daima hatırlamak, (b) çok etkilenmek, içine işlemek, çok üzülmek/duygulanmak.

He laid his sister's death very much to heart.
içerlemek, çok müteessir olmak.
(a) ciddî olarak düşünmek/ilgilenmek, canla başla alâkadar olmak, (b) içine işlemek, merak etmek.
yufka yürek
bütün kalbimle
can-ı gönülden
heyecanla, can ve gönülden, bütün kalbiyle/ruhu ile, büyük bir istekle, can atarak, tehalükle.
with
heart and soul: seve seve, canla başla.
kalp kirizi Noun
kalp krizi Noun, Medicine-Health
ağır manevi tazminat davaları Noun
yürek durgusu: karıncık ve kulakçıkların düzensiz/koordinasyonsuz çalışması sonucunda bedende yeteri
kadar kan dolaşmaması hali.
Adams-Stokes disease ile ayni anlama gelir.
Noun
kalp hücresi Noun, Medicine-Health
kalp bii rahatsız
kalbi rahatsız
kısılma
kalp hastalığı Noun, Medicine-Health
kalp sektesi, kalbin durması, ölüm. Noun
kalp yetersizliği, kalbin yeteri kadar kan dolaşımı sağlayamaması hali. Noun, Pathology
kalp yetmezliği Noun, Medicine-Health
zeytuni Adjective
kalp sağlığı Noun, Medicine-Health
murmur (4).
murmur ile ayni anlama gelir. üfürüm, hırıltı: kapakçıkların deforme olmasından ilerigelen ve
stetoskopla dinleyince duyulan kalp atışı sesi.
şehrin göbeği
aslan yüreklilik.
kalbi çalıştıran cihaz
kalp çalıştıran cihaz
arma/kalkan orta noktası. Noun
fess point
yürek parçalayıcı
çok acıklı
iç parçalayıcı
kişinin kendi duygularını ve güdülerini araştırması
kalp sıkıntısı
yürekten
açık (konuşma , vb
kalp nakli Noun, Surgery
kalp rahatsızlığı
iç açıcı
mutluluk veren
fitil
can, hayat.
I'd give my heart's blood to help him: Ona yardım için canımı bile esirgemem. Noun
hercai menekşe Noun, Botany
gönül huzuru/rahatlığı/ferahlığı, huzuru kalp. Noun
hercai menekşe
(Viola). Noun, Botany
tam ortasında
koroner kalp hastalığı Noun, Medicine-Health
bir şeyi yapmaya cesareti olmak Verb
İnsaf et!
Bu kadar acımasız olma.
açık kalp ameliyatı
birini yeniden cesaretlendirmek Verb
birşeye kendini kaptırmak Verb
Gönül bu, aka da konar boka da.
Gönül ferman dinlemez.
yüreğini yumuşatmak Verb
etkilemek Verb
can-ı gönülden
canla başla