moral

  1. ahlâk+, ahlâkî, ahlâksal, ahlâka ait.
    moral principle: ahlâk kuralı, ahlâkî ilke.
    The film
    was not only amusing, but it also gave a valuable moral lesson.
  2. iyi ahlâklı, ahlâk kurallarına uygun.
    moral hazard: sigortalının hilekârlığından doğan zarar.
  3. törel, törece, törelerin gerektirdiği.
  4. ahlâk kurallarını inceleyen, ahlâk+, ahlâk kuralları ile ilgili.
    a moral question. a moral book.

    moral philosophy: ahlâk ilmi/felsefesi.
  5. ahlâk sahibi, iyiyi kötüyü ayırt edebilen.
    Man is a moral being. A little baby is not a moral being.

    moral faculty: iyiyi kötüyü seçme yeteneği.
  6. dürüst, ahlâklı, doğru.
    a moral act. a moral man. My grandfather was a very moral man.
  7. namuslu, iffetli, faziletli.
    He didn't lead a moral life before his marriage.
  8. manevî.
    moral defeat: manevî yenilgi.
    moral courage: celâdet, medenî cesaret.
    moral
    support: manevî destek.
    We gave moral support to the team by cheering loudly.
    moral victory: manevî zafer.
  9. vakıalardan ziyade iyi ahlâka/seciye ve karaktere dayanan, olasılı.
    moral evidence. moral arguments.
  10. ahlâk dersi, kıssadan hisse.
    The moral of this story for children is that brothers and sisters shouldn't quarrel.
  11. özdeyiş, düstur.
manevi haklar Noun, IP Law
sert görgü ve ahlak kuralları Noun
iradeli
iradi
hareket
muhakkak olan şey, son derece büyük olasılık, hemen hemen kesin/kat'î olan şey.
ahlak yasası
ahlaki davranış
ahlak borcu
manevi inanç
medeni cesaret
manevi yenilme
ahlaki gelişim Noun, Psychology
manevi baskı
manevi cebir
ahlak eğitimi Noun, Education-Training
ahlaki çevre
ahlaki ortam
ev sahibinin kiralananı kiracının işgal ve ikametine uygunsuz duruma getirmeye çalışması
olasılık kanıtı
manevi delil
ahlaki yargı melekesi
ölüm korkusu
karakter sahipliği
manevi güç
sigortalı bir kimsenin veya onun çalıştırdığı kimselerin dikkatsizliği veya aldatıcı hareketleri sonucu doğan zararın artması
(sigorta) sübjektif risk
ölüm saati
ahlaki zorunluluk
ahlak bakımından düzelme
manevi teşvik
nefsini yenememe
ulvi ahlak kurallarından doğan hukuk
ahlak kuralı
ahlak kaidesi Noun
Dürüst Çoğunluk: Okullara din dersi koyma, dine ve ahlâka aykırı kitap ve yayınları yasaklama, çocuk
aldırmayı menetme vb. gibi sıkı tutucu ahlâk kurallarını yaymak amaciyle kurulmuş Protestan örgütü.
Moral Majoritarian: Dürüst Çoğunlukçu.
Noun
ahlak prensipli adam
prensip sahibi kimse
ahlak sahibi
ahlak olgunluğu
ahlaki zorunluluk
manevi borç
manevi yükümlülük
ahlaki görev Noun
ahlaki yükümlülük Noun
velhasıl-ı kelam Adverb
uzun lafın kısası
bu hikayeden çıkarılacak sonuç şudur
bu hikayeden çıkarılacak ders şudur
ölüm gerektiren suç
ahlaki infial
ahlaki akide
ahlaki felsefe
vicdan baskısı
manevi baskı
ahlak prensipleri Noun
ahlaksal sorun
ahlak sorunu
Manevî silahlanma: kişi ve toplum ahlâkını yükselterek dünyayı islâh etmek amaciyle 1938'de Frank Buchman'ın
giriştiği evrensel hareket.
kıs.:
MRA. Buchmanism ile ayni anlama gelir.
Noun
ahlaki sorumluluk Noun
ahlaki hak
manevi hak Noun, Law
ahlak bilimi
ahlâkî sağduyu: doğru ve yanlış tutum ve davranışları ayırt edebilme yeteneği. Noun
manevi destek
ahlâksızlık, ahlâk dışı davranış/eylem, kötü ahlâk. Noun
ahlak değeri
ahlaksal değer
ahlaksal başarı
vicdan zaferi
ahlak erdemleri Noun
ahlakıni olduğundan iyi gösterme
ahlakını olduğundan iyi gösterme
toplumun ahlak duygusuna karşı gelmek Verb
manevi tehlikede bulunmak Verb
ahlakı bozuk
ahlâkı bozuk
kıssadan hisse çıkarmak Verb
bir şeyin ahlaksal anlamını çıkarmak Verb
ahlaki bir yükümlülük duymak Verb
yüksek ahlak standartları Noun
yüksek ahlak standart dıları Noun
karaktersiz
ahlaki bir hayat sürmek Verb
toplumun ahlak standardını yükseltmek Verb
uzun lafın kısası, … Noun
zor altında hareket etmek ; icbar vasıtası ; manevi zorlama ; fiziki zorlama ; birini zor altına sokmak
; birinin huzurunda sıkılmak ; çekingenlikle k
  1. Noun morale
  2. Noun spirits
  3. Noun spirit
  4. Noun team spirit
failing morale of the enemy
employee morale
employe morale
morale of the army
sagging spirits
animal spirits
to depress Verb
depressing
disheartening
blockbuster
to build morale Verb
to put some pep into sb Verb
to give a boost to sb's morale Verb
failing morale of the enemy

Turkish Dictionary (Kubbealtı Turkish Dictionary)

  1. Çeşitli güçlükler, tehlikeler karşısında inanç ve ... gücü, ruh kuvveti, mâneviyat