practical

  1. Adjective amelî, işlemsel, eylemsel, pratik, uygulamalı.
    practical mathematics. a practical application of a rule.
  2. Adjective elverişli, kullanışlı, yararlı, faydalı, pratik.
    His legal knowledge was not very practical when he became a chemist.
  3. Adjective tecrübeli, amelî tecrübesi olan.
  4. Adjective elinden iş gelir, eli işe yatkın.
    a practical man.
  5. Adjective pratik zekâ sahibi, gerçekçi, mantıkî, makul, bir işin geleceğini/yarar ve zararını düşünen ve kestirebilen,
    gerçeklere uygun davranan.
    a man of practical mind. We've got to be practical and buy only what we can afford.
  6. Adjective doğal, alelâde, tabiî, bayağı.
  7. Adjective fi'lî, aslında, hemen hemen.
    So many of our soldiers were killed that our victory was a practical defeat.
pratikleşmek Verb
pratik tarım
pratik uygulama
elişleri, el sanatları.
pratik gösteri
pratik deneyim
fiili imkânsızlık Noun
el şakası, azizlik, muziplik,
argo eşek şakası.
el şakası Noun
pratik bilgi
makina bilgisi
pratik makine bilgisi
makine bilgisi makine bozukluğu
pratik kimseler
pratik yöntem
pratik metot
pratikten yetişen hemşire.
meslekten politikacı
hemen uygulanabilecek ve sonuç aldırıcı planlar Noun
politikalar Noun
reelpolitik
uygulanabilecek teklif
pratik öneri
uygulanabilecek teklif
pratik fikir
pratik kafaların hoşuna gitmek Verb
pratik kafaların hoşuna gitmek Verb
aslında, her bakımdan, gerçekten, amelî olarak, fi'len, bilfiil.
He does so little work in the office
that for all practical purposes it would make no difference if he didn't come.
fiilen kontrolü altında olmak Verb
pratik bir ifade ile
(US) belgeli hemşire
uygulama değeri yok
bir planın uygulama güçlüklerini halletmek Verb
birine eşek şakası yapmak Verb
hemen hemen ittifakla