appropriate

  1. uygun, münasip, yerinde.
    an appropriate example: uygun bir örnek.
    an appropriate dress:
    münasip bir giyim.
    an appropriate remark: yerinde bir söz/ihtar.
  2. özgü, has, mahsus, ait.
    Each played his appropriate part: Herkes kendi rolünü (kendine ait rolü) oynadı.
  3. ayırmak, tahsis etmek.
    The government appropriateed a large sum of money for building hospitals:
    hükümet hastane yapılması için büyük para ayırdı.
  4. kendine maletmek, benimsemek.
  5. (sahibinin rızası olmadan) almak, gasbetmek, zaptetmek, müsadere/istimlâk etmek, zimmetine geçirmek.

    The minister was found to have appropriated a great deal of government money.
  6. çalmak, (ufak çapta) hırsızlık yapmak.
bir şeyi uygun bulmak Fiil
sahip olma kastı
sahip olma kasıt stıı
oturaklı
isabetli
uygun olduğu hallerde
...'i üzerine geçirmek Fiil, Hukuk
£ yeni okul binaları için £ 50
muayyen bir maksada para ayırmak Fiil
bir arsanın üzerine konmak Fiil
yetkili memur
fon ayırmak Fiil
bir yere para tahsis etmek Fiil
...'e para tahsis etmek Fiil, Kamu Yönetimi
parayı zimmetine geçirmek Fiil
tahsisat ayırmak Fiil
kârların belli amaçlar için kullanılması
uygun hükümler İsim
uygun hüküm kmüler İsim
birinin fikirlerini kendi fikirleriymiş gibi benimsemek Fiil
uygun önlemler İsim
uygun denetim
ölen kimsenin borçlarının malvarlığından ödenmesine ait kanunlar tahtında tasarruf yapması
ölmüş bir kimsenin şahsi temsilcisinin
ihtiyat akçesi ayırmak Fiil
serbest rezervlere koymak Fiil
benimsemek Fiil
kanuna aykırı olarak temellük etmek Fiil
birinin ticari markasını haksız olarak kullanmak Fiil
...'a uygun bir ... Sıfat
... ile uyumlu bir ... Sıfat
... ile mütenasip bir ... Sıfat
tam zamanında
uygun bir zamanda
layık olmak Fiil
uygun harekette bulunmak için
Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. İsim
gerekli merciye göndermek Fiil
ihtarnameye uygun cevap vermek Fiil
uygun önlemler almak Fiil
kârların belli amaçlar için tahsis edilmesi
uygun bir üslupla bir mektup yazmak Fiil