1. yanın(d)a, yakının(d)a.
    Sit down beside me: Yanıma otur.
  2. kıyasla, karşılaştırılırsa, mukayese edilirse, nazaran.
    beside him, other writers seem amateurish:
    Ona kıyasla öbür yazarlar acemi kalır.
    beside last years results, the figures for this year have fallen.
  3. dışında, haricinde, başka.
    I want nothing beside this: Bundan başka hiçbirşey istemem.
    beside
    the point/question/mark: ilgisi olmayan, konu dışı.
    That's beside the point/question: Mesele o değil.
    It's quite beside the point to suggest a change in Constitution: Anayasada bir değişiklik teklifi asla söz konusu değildir.
  4. (bkz: besides ) (4).
  5. ayrıca, ilâveten.
yanında
çılgın, çılgına/deliye dönmüş, âdetâ aklını kaçırmış, aşırı heyecana kapılmış, kendinden geçmiş.
to
be beside oneself (with anger): (öfkeden) kendini kaybetmek, çılgına dönmek, gözü bir şeyi görmemek.
He is quite beside himself (with excitement): (Heyecandan) yerinde duramıyor.
He is beside himself with joy: Sevincinden uçuyor/yerinde duramıyor/içi içine sığmıyor.
konu dışı, (konu ile) ilgisiz, hedeften uzak.
konunun dışında
hiç ilgisi yok
konu dışı
konu dışı
akılı başından gitmek Fiil
köpürmek Fiil
konu dışı olmak Fiil
sorunla ilgisi olmamak Fiil
bu konu dışı