1. Edat şu kadar ki
  2. fakat, ama, lâkin.
    He visited, but could not stay long. He is poor, but honest.
  3. -den başka, yalnız, müstesna.
    No one came but Ali: Aliden başka kimse gelmedi (Yalnız Ali geldi).

    I work everyday but Sunday: Pazar müstesna, her gün çalışırım.
  4. yine de, belki, -e rağmen.
    Who knows but that he may come: Kim bilir, belki gelir.
  5. ancak, sadece, daha, henüz, sırf.
    It was used but once: Ancak/sadece bir kere kullanıldı.
    but
    yesterday: daha dün.
    He is but a child: Henüz çocuktur.
    This letter is nothing but an insult: Bu mektup sırf hakaret dolu.
    I can but do it: Onu ancak ben yapabilirim.
  6. ki.
    I don't doubt but he will do it: Onu yapacağına şüphem yok (Şüphe etmem ki onu yapsın).
    There's
    no doubt but he is the guilty one: Şüphe yok ki suçlu odur.
  7. … derecede, … kadar.
    He is not so ill but he may work: Çalışamayacak derecede hasta değildir.

    No man is so old but he may learn: Hiç kimse öğrenemeyecek kadar yaşlı değildir.
  8. -den sonra, -i takip eden.
    The first house but five: Beşinciden sonraki ilk ev.
    His house is
    the last but one in this street: Evi bu sokakta sondan bir evvelkidir.
  9. … olmadan, olmasa.
    Justice was never done but someone complained: Adalet, hiç kimsenin şikâyeti
    olmadan asla yerine getirilemedi.
  10. yalnız, ancak, sadece, tek.
    He talks but little: Çok az konuşur.
    There is but one God: Bir tek Allah vardır.
  11. hayret ifade eder:
    “She's won the first prize.” “But that's wonderful!” “Birinci ödülü kazandı.” “İşte bu fevkalâde!”
  12. yeni bir konuya geçişte kullanılır:
    But now to our next question: Şimdi bundan sonraki sorumuza geçelim.
  13. ifadeye kuvvet verir:
    But she's beautiful! Güzel mi güzel! Güzellikte eşi yok!
    You must remember
    this always, but always: Bunu daima, daima hatırlamalısın.
  14. İsim itiraz, karşı gelme.
    Do as I told you, no but about it: Ne diyorsam onu yap, itiraz istemem (fakatı makatı yok)!
  15. İsim (a) ön oda, ön daire, (b) (iki odalı ev veya kulübede) mutfak.
  1. ham
  2. rump
  3. thigh
  4. fanny
  5. huckle
  6. nates