1. kucakla(ş)ma(k), sar(ıl)ma(k), sarmaş dolaş olma(k), bağrına basma(k), sevme(k).
    She embraced her
    son tenderly. The two sisters met and embraced.
  2. benimsemek, memnuniyetle almak/kabul etmek,
    mec. öpüp başına koymak.
    to embrace an idea. He
    embraced at once my offer to employ him.
  3. yararlanmak, faydalanmak, (fırsatı) yakalamak/kaçırmamak.
    to embrace an opportunity.
  4. (din, meslek vb.) kabul etmek, seçmek.
    He embraced the Muslim religion when he went to live in the
    East.
    to embrace a career: bir meslek seçmek.
  5. kavramak, iyice anlamak, idrak etmek.
  6. (etrafını) sarmak, kuşatmak, çevrelemek, muhasara etmek.
    A high wall embraced the garden.
  7. içermek, kapsamak, ihtiva etmek, içine almak.
    This book embraces many different subjects. The collection
    embraces all his early writings.
  8. cinsî münasebette bulunmak.
  9. Hukuk (rüşvet vb. gibi gayrımeşru yollardan) yargıcı/jüriyi tesir altında bırakmaya çalışmak.
sarmaş dolaş
kapsamlı
bütün durumları tek bir formül içinde toplamak Fiil
bir teklifi kabul etmek Fiil
bir fırsatı kullanmak Fiil
sarılışmak Fiil
dört şubeyi kapsamak Fiil
jüri üyelerini para veya çıkar karşılığı kandırmak Fiil
kucaklaşmak Fiil
birinin davasını benimsemek Fiil
birinin teklifinıkabul etmek Fiil
birinin teklifini kabul etmek Fiil