1. başka, diğer.
    He and one other person. In some other city.
    Come back some other day: Başka bir gün gel.
  2. gayri, sair, geri kalan.
    The other men.
  3. öbür, öbürü, öteki.
    the other world: öbür dünya, ahiret.
    the other hand: öteki el.
    Each praises the other.
  4. başka türlü.
    I would not have him other than he is: Olduğundan başka türlü olmasını istemem.
  5. eski, geçmiş, geçen.
    the other day/week: geçen gün/hafta.
    sailing ships of other days: eski yelkenli gemiler.
  6. others: başkaları, kimi, ötekiler, öbür kimseler/şeyler. Some do, others don't: Kimi yapar,
    kimi yapmaz. others who follows his example: Onun izinden giden kimseler.
  7. başkası, dahası, başka birisi, başka kimse.
    There are some others: Dahası var (hepsi bukadar değil).

    He doesn't like hurting others.
  8. öteki, diğeri.
    One or the other of them will come: Biri veya öteki (içlerinden biri) gelecek.

    Surely some friend or other will help me: Dostlarımdan biri elbet bana yardım eder.
fikirlerini başkalarına zorla kabul ettirmeye çalışmak Fiil
yaptığına pişman olmak, pişmanlık/nedamet duymak.
You'll grin on the other side of your face if you
have to pay for the damage you did.
bir başkasının menfaatine kendi hayatını sigorta ettirmek Fiil
bir başkası menfaatine kendi hayatını sigorta ettirmek Fiil
başkalarını kendince değerlendirmek, kendine göre değer biçmek.
(birinin) ağıznı kullanmak Fiil
dikkatini başka konulara yöneltmek Fiil
antant kalmak Fiil
yardımlaşmak Fiil
hoşlaşmak Fiil
yabancılaşmak Fiil
kırışmak Fiil
öyle veya böyle
birbirini iptal etmek Fiil
rastlaşmak Fiil
sökün etmek Fiil
birbirine karşılıklı tazminat vermek Fiil
birbirini itfa etmek Fiil
karı kocanın birbirine karşı işlediği suç
birbiri(ni), bir ötekini, yekdiğerini.
They love each other: Birbirlerini seviyorlar.
They
kissed each other: Öpüştüler (birbirlerini öptüler).
They are separated from each other: Birbirlerinden ayrıldılar.
sarılışmak Fiil
kucaklaşmak Fiil
-aşırı, bir atlayarak, her ikinci.
every other day: gün aşırı, iki günde bir.
every other person:
her iki kişiden biri.
to write on every other line: satırları bir atlayarak yazmak.
… aşırı, her iki … de bir.
every other day: gün aşırı, iki günde bir.
becayiş etmek Fiil
karşı karşıya
saç saça baş başa gelmek Fiil
vuruşmak Fiil
boğazlaşmak Fiil
küsüşmek Fiil
selamlaşmak Fiil
sırt sırta vermek Fiil
etkileşmek Fiil
sürtüşmek Fiil
birbirini itip kakmak Fiil
kırışmak Fiil
koklaşmak Fiil
iki insanı birbirinden ayırabilmek Fiil
gülüşmek Fiil
sevişmek Fiil
karşılaşmak Fiil
içten içe
biri veya öbürü.
one or the other of us: içimizden biri.
karşı karşıya
didişmek Fiil
sözleşmek Fiil
kakışmak Fiil
kavgalaşmak Fiil
birbiriyle çekişmek Fiil
yarış etmek Fiil
yarışmak Fiil
birbiriyle reaksiyona girmek Fiil
benzeşmek Fiil
sürtüşmek Fiil
(gemi) çarpışmak Fiil
(gemiler) çarpışmak Fiil
vedalaşmak Fiil
görüşmek Fiil
fesat çıkarmak Fiil
gümbürtüyle çarpışmak Fiil
koklaşmak Fiil
günün birinde, bir gün.
her nasıl olursa olsun.
karşılaşmak Fiil
sırt sırta vermek Fiil
sövüşmek Fiil
konuşmak Fiil
takışmak Fiil
diğer
(devletler) ortak sorunları olmak Fiil
birbirine girmek Fiil
anlaşmak Fiil
görüşmek Fiil
yazışmak Fiil
(bilanço) diğer aktifler İsim
diğer varlıklar İsim
sair aktifler İsim
(bilanço) diğer borçlular İsim
başka borçlar İsim
sair masraflar İsim
diğer borç enstrümanları İsim
dış-güdümlülük, dış etkiler altında bulunma.
başka kanıtlar
(bilanço) muhtelif masraflar
muhtelif bilanço masrafları İsim
daha önemli bir iş.
I've got other fish to fry: Yapılacak daha önemli işim var.
insanın karısı ya da kocası
sair gelirler
başka muhtelif gelirler
diğer kurumlar İsim
muhtelif yatırımlar (menkul değerler
(bilanço) diğer yatırımlar İsim
diğer kalemler İsim
(bilanço) muhtelif borçlar İsim
sair borçlar İsim
diğer yükümlülükler İsim
diğer menkul kıymetler İsim, Muhasebe
karşı taraf
diğer taraf
sair ödemeler İsim
mevcut başka seçenekler İsim
(bilanço) diğer gelirler İsim
sair gelirler İsim
sair gelir
karşı taraf
(a) …'den başka.
I can't do other than to go: Gitmekten başka çarem yok/gitmezsem olmaz. (b) başka
tarzda/yoldan/şekilde, başka türlü.
He could not have acted other than he did: Başka türlü davranamazdı.
...'in dışında
...'den başka
... haricinde
evli adamın metresi
bu dünyanın maddi işlerinden uzaklaşmış
bu dünyadan olmayan
öbür dünya işlerine dalmış
öteki dünya
(bilanço) muhtelif borçlar İsim
diğer bazı hususlara ek olarak Zarf
bu meyanda
(gündemdeki) başka konular İsim
bir toplantı gündemindeki başka herhangi bir iş
başka zamanlarda
banka borçu başka borçlar İsim
başka herhangi bir şekilde Zarf
öteki adaylara oranla çok üstün
başka ülkelerle rekabet etmek Fiil
başka adayların aleyhine fark gözetmek Fiil
başka enerji kaynaklarına geçiş
başka topraklarla çevrilmiş toprak
günaşırı
gün aşırı
iki günde bir
bütün öteki nedenler hariç
başkalarının işini izlemek Fiil
başkalarının işini izlemek Fiil
karşı tarafa geçmek Fiil
başkalarının işleriyle uğraşmak Fiil
yapacak başka önemli işi olmak Fiil
bütün öteki hususlarda
bir başka deyişle Zarf
yani Zarf
başka bir ifadeyle Zarf
başka bir deyişle Zarf
bir başka ifadeyle Zarf
görmezlikten gelmek.
…'den başka/başka türlü/başkası değil, … in ta kendisi, bizzat.
I could do no other than … : …'den
başka türlü yapamazdım.
The presentation was made by none other than the Prime Minister.
(hayret ifade eder) (…'den) başka kim (olabilir?), ta kendisi.
It's none other than Tom! Tom,
ta kendisi.
“We thought you were in Canada! Can it really be you?” “ none other!” “Biz seni Kanadada zannediyorduk, sahiden sen misin?” “Ta kendisi!”
…'den başka/başka türlü/başkası değil, … in ta kendisi, bizzat.
I could do no other than … : …'den
başka türlü yapamazdım.
The presentation was made by none other than the Prime Minister.
geçen gün
diğer taraftan, bundan başka, ayrıca, mamafih, fakat, lâkin.
I want the car very much, on the other
hand I can't afford to buy it.
öteki konuklarından daha uzun süre oturmak Fiil
bütün öteki mülâhazaları önemsiz addetmek Fiil
başka ellere geçmek Fiil
mülkiyetin gayrı ayni haklar İsim, Hukuk
başka avukatlara danışmak Fiil
maaş ve diğer kazançlar İsim
bir özel haberi yalnız kendi gazetesinde yayımlamak Fiil
başkalarının fikrini almak Fiil
başkalarının fikrini almak Fiil
geçen gün
birkaç gün önce
geçen gün
öbür aşırılık, ifratın tam başka türlüsü, zıt-aşırılık, tefrit.
to go from one extreme to the other:
bir aşırılıktan öbürüne (ifrattan tefrite) gitmek.
öteki
rakipler İsim
öbür taraf
tersine, aksine, bilâkis.
Jo didn't hit the policeman; it was the other way round: the policeman hit Jo.