1. Fiil demek, söylemek.
    What did you say? Ne dedin?
    Don't believe anything he says: Söylediklerine
    inanma.
    to say about/of: bir şeye dair söylemek.
    to say again: tekrarlamak, tekrar söylemek.
    to say against: aleyhinde söylemek.
    to say goodbye to: ilgisini kesmek.
    to say nay: reddetmek.
    to say over and over again: tekrar tekrar söylemek.
    to say right: doğru söylemek.
  2. Fiil sözle ifade etmek/anlatmak, konuşmak, beyan etmek.
  3. Fiil ezbere söylemek/okumak.
    to say one's prayers: dua okumak.
  4. Fiil iddia etmek.
  5. tahminen, takriben, aşağı yukarı.
    Come in, say, an hour: Bir saate kadar gel (Tahminen bir saat sonra gel).
  6. örneğin, meselâ.
    Give me a few, say, ten: Birkaç tane, meselâ on tane ver.
  7. diyelim ki, faraza, farzedelim ki.
    Well, say it were true, what then? Peki, ya doğru ise? (Peki, diyelim
    ki doğru, o zaman ne olacak?).
  8. İsim söz, lâf, diyecek/söylenecek şey.
  9. İsim söz hakkı, oy, mütalea.
    I have no say in the matter: Bu konuda bir mütaleam yoktur.
  10. İsim söz/konuşma sırası.
  11. Ünlem hey! bak hele! dur hele! (hayret, akla gelen ânî bir fikir vb. ifade eder).
    Say, haven't I seen you
    before somewhere? Dur hele, seni galiba daha evvel bir yerde gördüm.
tespih çekmek, dua etmek.
There was a few old man counting their beads in the hushed silence of the
mosque: Caminin derin sessizliği içinde birkaç ihtiyar tespih çekip dua ediyordu.
fikrini/mütaleasını söylemek, fikrini savunmak.
to have one's say in choosing the candidate: aday
seçiminde mütaleasını söylemek.
What do you have to say for yourself? Söylyeceğinizi söyleyin. Kendinizi savunun.
fikrini açıklamak Fiil
parçasını okumak Fiil
kendi görüş açısını anlatmak Fiil
söyleyeceğini söylemek.
birinin ardından laf söylemek Fiil
homurdanmak, sözü gevelemek.
birinin yüzüne karşı birşey söylemek Fiil
birşeyi birine açıkça söylemek Fiil
birşeyi birinin yüzüne söylemek Fiil
(bir konuda) fikrini söylemek/açıklamak, oy/fikir beyan etmek.
ağızın perhizi yok
söylenmemesi gereken birşey İsim
ağza alınmaması gereken birşey İsim
korkunç birşey İsim
Senin dediğin gibi olsun Cümle
hep söylediğim gibi Zarf
hep dediğim gibi Zarf
her zaman dediğim gibi Zarf
her zaman söylediğim gibi Zarf
denildiği gibi, tabir caizse.

Kullanılışı
:
WHO, şahıslar ve şahıs gibi telâkki edilen
şeyler (memleket, gemi vb.) ve bazen da hayvanlar için kullanılır.
They have 3 dogs, who always give us a big welcome. Topluluk ismi fiilin
çoğul hali ile kullanılıyorsa
WHO,

tekil
fiil ile kullanılıyorsa

WHICH
kullanılır:
A family who quarrel among themselves. A family which has always lived here.
ağız birliği etmek Fiil
ne derse desin
sözü daha geçerli olmak Fiil
onun bunun dediğiyle hareket etmek Fiil
söyleyeceği sözü olmak Fiil
söyleyecek sözü olmak.
söyleyecek şeyi olmamak Fiil
söyleyecek birşeyi olmak Fiil
yetkili olmak, son sözü söylemek, karar vermek.
She had no say in the choice of a husband; her parents had all the say.
belki, diyebilirim ki.
maatteessüf
Sahi mi? öyle mi? ya! Deme Allahaşkına, deme yahu!
"My son is ill today." "I say! I'm sorry to hear
that": "Oğlum bugün hasta." "Öyle mi? Buna üzüldüm. Geçmiş olsun!" (b) bak(ın), dinle(yin) (dikkati çekmek için söze başlarken kullanılır).
I say, I've just had a wonderful idea: Bakın, aklıma fevkalâde bir fikir geldi.
ağzına yakışmamak Fiil
kastetmek Fiil
dedirmek dedirtmek Fiil
elbette, tabiatile, söylemeye lüzum yok, âşikâr olarak, apaçık, tahmin edilebileceği gibi.
This new
plan, needless to say, will improve our economy.
hattâ, belki de, … değilse bile.
He sounded impolite, not to say rude: Nezaketsiz, hattâ kaba
konuştu. (Kaba değilse bile nezaketsiz konuştu.)
It would be foolish, not to say mad, to sell your house: Evini satmak düşüncesizce, hattâ akılsızca bir iş olur (akılsızlık değilse bile düşüncesizlik olur).
eş ses.- knot, naught, nought.
hattâ, belki de, hem de.
He was impolite, not to say rude: Nezaketsiz, hattâ kaba davrandı.
belirtmekten üzüntü duymak Fiil
üzülerek bildirmek Fiil
maalesef, üzülerek söyleyeyim ki.
deyim yerinde ise, tabir caizse.
acaiptir ki
acayiptir ki
şu kadarını söylemek yeter ki
yani, demek ki.
The Romans left Britain in 410 AD- that is to say, England was a Roman dependency for nearly 500 years.
rivayete/söylenildiğine göre
diyorlar (ki).
gerçekten, hakikaten, filhakika, filvaki, aslında, doğrusu, doğrusunu isterseniz.
ne dedin ?
? olur mu? anlaştık mı? ne buyurulur? tamam mı? mutabık mıyız?
What do you say to going into business
together? Let's go into business together. What do you say?
kim diyeyim
alem ne der ?
What did you say.
pes demek Fiil
kısa bir konuşma yapmak Fiil
biri için iyi söz söylemek Fiil
biri hakkında iyi konuşmak Fiil
gerçeği söylemek Fiil
isabetli bir şey söylemek Fiil
bir hayır demek Fiil
bir evet
otelde kalmak Fiil
veda etmek Fiil
vedalaşmak Fiil
mazeret beyan etmek, savunmak.
You're late again! What have you got to say for yourself? Yine
geç kaldın! Ne mazeret beyan edeceksin bakalım?
A bad idea with very little to be said for it: Pek savunulur tarafı olmayan fena bir fikir.
veda etmek Fiil
güle güle demek Fiil
hoşça kal demek Fiil
veda etmek Fiil
zarar hanesine yazmak Fiil
kaybolmuş gözüyle bakmak Fiil
dua etmek Fiil, Din ve İnanç
birine kırıcı şeyler söylemek Fiil
merhaba demek Fiil
selam söylemek Fiil
selam vermek Fiil
birinin güzel sözlerle gönlünü almak Fiil
kabul etmemek Fiil
izin vermemek Fiil
hayır demek Fiil
olmaz demek Fiil
anlaşıldı, gerisi malûm, fazla söze gerek yok.
"I saw him leaving her flat at 6.30 in the morning." "Say no more!"
hayır deme politikası İsim
onu hesaba bile katmamak Fiil
yalnız bir milyon
kaba şeyler söylemek Fiil
Say kanunu (Fransız iktisatçısı JB Say'ın ileri sürmüş olduğu , arzın kendi talebini yarattığı kanunu
karar verme hakkı
keyfi karar
parantez açmak Fiil
birinin arkasından laf söylemek Fiil
sürçmek Fiil
taşı gediğine koymak Fiil
halt etmek Fiil
bir şeyi şaka yollu söylemek Fiil
bir şeyi şaka diye söylemek Fiil
söylemek Fiil
birine birşey demek Fiil
birine birşey söylemek Fiil
seslenmek Fiil
aksiinısöylemek Fiil
isabet etmek Fiil
(bir şeyin yapılması/ başlaması için) izin/ emir vermek.
pot kırmak, çam devirmek.
birine birşey yapmasını söylemek Fiil
düşünmek, kendi kendine söylenmek.
I woke up early and said to myself: "Shall I get up?"
teslim olmak.
yenilgiyi kabul etmek, pes demek, vazgeçmek.
ne dersen de, istesen de istemesen de.
kabul etmek Fiil
izin vermek Fiil
olur demek Fiil
tamam demek Fiil
evet demek Fiil
kendi fikrini söylemek Fiil
hoşlanmadığı birşey hakkında görüş bildirmek Fiil
af dilemek Fiil
üzgün olduğunu söylemek Fiil
özür dilemek Fiil
say kanunu
ağız birliği etmek Fiil
söyletmek Fiil
Sen haklısın. Cümle
Sen nasıl istersen. Cümle
korkak olmak Fiil
çabucak, göz açıp kapayıncaya kadar.
göz açıp kapayıncaya kadar, çabucak.
She ran off before you can/could say “knife”.
acayip, öyle mi dedi? acayip
çok konuşmak Fiil
bir konuda söz sahibi olmamak Fiil
birşeye sinirlenmek Fiil
birşeye öfkelenmek Fiil
bir konuda son sözü söylemek Fiil
başkalarından duyulup öne sürülen delil
İngilizcesi nedir? Cümle, Dil ve Edebiyat
Türkçesi nedir? Cümle, Dil ve Edebiyat
demekten utanıyorum
Sanırım,
Zannedersem,
Ne diyeceğimi bilemedim.
Çok üzgünüm ama ...
zannetmem.
Evet, lütfen, zahmet olmazsa.
"Have another drink." "Well, I wouldn't say no."
tabiri caizse Zarf
adeta Zarf
deyim yerindeyse Zarf
söyletmek Fiil
doğal olarak
cesaretini kaybetme! sebat et! dâvandan asla vazgeçme!
pek konuşmamak Fiil
ses çıkarmamak, susmak.
Yani, … Zarf
bunu söylemek bana düşmez ama … haddim olmayarak söyleyeyim ki.
ağız açmamak Fiil
… bir yana, … şöyle dursun, üstelik, … de caba.
3 people were badly hurt, to say nothing of damage
to the building: Binanın tahrip olması bir yana, 3 kişi de ağır yaralandı.
… şöyle dursun, … bir tarafa, … de üste/caba.
He knows no English, to say nothing of French: Fransızca
şöyle dursun, İngilizce bile bilmiyor.
… şöyle dursun, … bir yana.
People badly hurt, to say nothing of damage to the building: Binadaki
tahribat bir yana, içindekiler feci şekilde yaralandılar.
bir de … konusu var Zarf
… konusuna hiç girmiyorum Zarf
… bir yana Zarf
hiç değilse Zarf
en azından Zarf
en hafif ifadeyle Zarf
en azından, hiç olmazsa, en hafif deyimiyle.
Ne yazıyor?
bu yaptığını nasıl açıklamak yacaksın ?
ne söyleyecektin
Ne yazıyor?
deme yahu! amma yaptın ha! acayip!
Deme ya?
Hadi ya?
  1. work
  2. effort

Türkçe Sözlük (Kubbealtı Lugatı)

  1. Çalışma, çalışıp ... sarfetme, ceht
  2. bk. –sâ