stand

  1. Verb (ayakta) dur(dur)mak, dik(il)mek.
  2. Verb
    stand up: ayağa kalkmak, dikilmek.
  3. Verb bulunmak, kaim/kâin olmak.
    The asylum stands upon the hill.
  4. Verb durmak, ayakta kalmak.
    the old house still standing.
  5. Verb durmak, hareketsiz kalmak.
  6. Verb çekilmek.
    stand aside: kenara çekilmek.
    stand aside in favor of someone: birinin lehine
    bir işten çekilmek/feragat etmek.
    stand back: geriye çekilmek.
  7. Verb baki kalmak, değişmemek, cari/yürürlükte/muteber olmak.
    My offer/decision still stands: Teklifim/kararım
    hâlâ bakidir/değişmedi.
  8. Verb olmak, bulunmak, durmak, kalmak.
    as it stands: olduğu gibi.
    as matters stand: şimdiki halde.

    let stand: (olduğu gibi) bırakmak.
    I still stand your friend. They stand in danger of a lawsuit. The thermometer stood at 25°C.
    He stands third: Sırada üçüncüdür.
  9. Verb sabit olmak.
  10. Verb (su) durgun olmak.
  11. Verb inat etmek, ayak diremek, sebat etmek, fikrinde/düşüncesinde/kanaatinde olmak, taraftar olmak.
    How
    do you stand on human rights? İnsan hakları konusunda kanaatiniz nedir?
    to stand for free trade: serbest ticaret taraftarı olmak.
  12. Verb boyu … olmak, belirli bir uzunlukta/yükseklikte olmak.
    He stands six feet: Boyu 1.83 m dir.
  13. Verb aday olmak.
  14. Verb, Maritime Traffic gitmek, yol tutmak, yönelmek, doğrulmak.
  15. Verb (aygır vb.) döllemeye hazır olmak.
  16. Verb çekmek, dayanmak, tahammül etmek.
    He cannot stand criticism: Tenkide tahammülü yoktur.
    I can't
    stand it any longer: Artık buna tahammülüm kalmadı.
    He stands nothing to lose: Bu işte onun kaybedeceği bir şey yoktur.
  17. Verb ısmarlamak, ikram etmek, ziyafet masrafını ödemek.
    stand someone a lunch: birine yemek ısmarlamak.

    I'll stand you a drink: Sana bir içki ısmarlayayım.
  18. Verb görev yapmak, görevi başında bulunmak, (nöbet vb.) tutmak.
    to stand watch aboard ship: gemide gözcülük yapmak.
  19. Verb uymak, uygun gelmek.
  20. Verb girişmek.
    to stand a fight: kavgaya girişmek.
  21. Verb durdurmak.
  22. Noun ayakta duruş, durma, dikilme
  23. Noun hareketsizlik, durgunluk, durma, hareket etmeme.
  24. Noun tutum, durum, davranış, bir olay/fikir karşısında takınılan tavır.
    What is your stand in this issue:
    Bu konuda tutumunuz nedir?
    make one's stand clear: durumunu/tutumunu açıklamak.
    make a stand against someone: birine karşı cephe almak/ direnmek/kafa tutmak.
  25. Noun durak, durulan yer.
    a taxicab stand: taksi durağı.
  26. Noun sehpa.
  27. Noun hatip kürsüsü.
  28. Noun satış tezgâhı, işporta.
  29. Noun raf, eşya koymağa mahsus yer.
    hatstand: şapkalık.
  30. Noun gezici tiyatronun temsil vermek için konaklaması.
    a one-night stand: bir gecelik temsil (için konaklama).
  31. Noun çekirdekten yetişen ağaç, başkaları kesilince tek kalan ağaç.
  32. Noun bir ormanda/bölgede yetişen ağaçlar.
  33. Noun bir tarlada yetişen ekin.
  34. Noun bir kovanda bulunan arılar.
  35. Noun takım, dizi, grup.
  36. Noun bir askerin tam teçhizatı (bu anlamda çoğulu:
    stand).
açık park pozisyonu Noun, Aviation
direnmek, ayak diremek, sebat etmek, yılmamak, boyun eğmemek.
Even though the boxer was hurt, he stood his ground.
korkutmak, dehşete salmak, tüylerini diken diken yapmak.
It was enough to make your hair stand on
end.
His hair stood on end at the sight: Görür görmez düyleri diken diken oldu.
ilkelerini savunmak Verb
seçme ve seçilme hakkı Noun, Politics-Intl. Relations
sözünde durmak Verb
birisinin gözünde olmak, bir kimse yanında itibarı yüksek olmak.
birine karşı durmak, arzusuna set çekmek/karşı gelmek.
birini önlemek Verb
birine engel olmak Verb
birinin önünü kesmek Verb
birini engellemek Verb
taleplerinde ısrar etmek Verb
talep bite israr etmek Verb
şerefini/itibarını korumak, mevkiine göre muamele beklemek.
bağımsız olmak, kimseye muhtaç olmamak, kendi yağı ile kavrulmak.
baş aşağı durmak.
kendi ayakları üzerinde durmak Verb
bağımsız olmak, kimseye muhtaç olmadan yaşamak.
ayakları üzerinde durmak Verb
başkasının yardımı olmadan kendi ayakları üzerinde durmak Verb
yardım istememek Verb
kendi yağı ile kavrulmak, kimseye muhtaç olmamak.
hakkında ısrar etmek Verb
şansını denemek Verb
mevkiini muhafaza etmek.
hesabın tamamı (ya da kendine düşen bölümü) ödemek Verb
cezaya erkekçe katlanmak Verb
muhakeme edilmek
yargılanmak Verb
talebinde ısrar etmek Verb
taleplerinde ısrar etmek Verb
görevini azimle yapmak Verb
fikrinde ısrar etmek Verb
ilkelerine bağlı kalmak Verb
şefiyle iyi olmak Verb
bir sorun hakkında mütalaasını yürütmek Verb
bir sorun karşısında tutum benimsemek Verb
bir mektuba dayanmak Verb
sağlam emsallere dayanarak konuşmak Verb
(ev) dört tarafı açık
karavan park yeri
bir panayır alanında vb verilen stand
manken
sergi standı
fuar standı Noun
fuar pavyonu
değişmeden durma
meyve tablası/sergisi, işporta. Noun
(US) taksi durağı
ayaklı elbise askısı
(fuar) danışma standı
bagaj konulan yer
pazar yeri
pazar tezgâhı
kahvaltı sehpası.
nota sehpası Noun
gazete bayii
(US) gazete bayii
bir gecelik temsil. Noun
bir tek temsil verilen yer/şehir. Noun
park ayağı Noun, Transport
ayaklı kül tablası. Noun
makas manevra tablosu Noun
taksi durağı Noun, Transport
telefon masası
deneme yeri
şemsiyelik
ile ayni anlama gelir. mahkemede tanık yeri.
tanık/şahit kürsüsü. Noun
davalı olmak Verb
tehir edilmek
ertelenmek Verb
ertelemek Verb
bir tutumda yalnız kalmak Verb
katılmamak Verb
uzak durmak Verb
bir şeyden uzak durmak Verb
kenara çekilmek Verb
kaçılmak Verb
savulmak Verb
yana çekilmek Verb
geriye doğru adım atmak Verb
geri gitmek Verb
geriye çekilmek
geri çekilmek Verb
soğuk büfe
dinlemek de kalma Communication
(a) arka çıkmak, desteklemek, tarafını tutmak, (b) (sözünde) durmak, sebat etmek, sadık kalmak.
I
stand by what I said. (c) hazır olarak beklemek, yakınında durmak, ayrılmamak, (d) karışmamak, yardım etmemek, ilgisiz kalmak.
uzak durmak, yaklaşmamak, kendini emniyete almak.
mukayese edilebilmek, hemen hemen aynı değerde/ayarda olmak, boy ölçüşebilmek.
His novels bear comparison
with the most famous western writers.
mahkûm olmak Verb
hatasını anlamak Verb
söylediğini düzeltmek Verb
hata yaptığını kabul etmek Verb
dükruvar yüklemek Verb
teminat vermek Verb
dükruvar yüklenmek Verb
mahkemede tanıklık yaptıktan sonra çekilmek.
(ev) boş durmak Verb
boş kalmak Verb
dimdik ayakta durmak Verb
diklenmek Verb
fikir değiştirmemek Verb
geçit vermemek Verb
vazgeçmemek Verb
yol vermemek Verb
caymamak Verb
kıpırdamadan durmak Verb
değişmemek Verb
düşüncelerini değiştirmemek Verb
düşüncelerinden ödün vermemek Verb
çekilmemek Verb
ilk defa ateş hattına girmek Verb
sıkı durmak, sebat etmek.
(a) temsil etmek, simgelemek, göstermek, anlamına gelmek, ifade etmek, yerine geçmek.
“P.S.” stands
for “postscript”. (b) tarafını tutmak, savunmak, (c)
k.d. tahammül/müsamaha etmek, göz yummak.
korumak, savunmak, müdafaa/muhafaza etmek.
apışmak Verb
boş durmak Verb
iştirak etmek, ortak olmak.
stand in awe of: korkmak, bir kimseye karşı korku ile karışık saygı
duymak,
stand in for: yerine geçmek, vekâleten görevini yapmak,
stand in with: araları iyi olmak, uyuşmak, anlaşmak.
borçlu kalmak Verb
yanında durmak Verb
tarafsız kalmak Verb
(a) uzak durmak, (b) razı olmamak, uymamak, muvafakat etmemek, (c) uzaklaştırmak, (d)
den. kıyıdan uzak seyretmek.
koyu bezir yağı: bezir yağını 600°F de ısıtarak elde edilir, boya ve vernik işlerinde kullanılır. Noun
(a) (temele) dayanmak, (temel üzerinde) durmak/bulunmak.
stand on one's own two feet (or legs):
kimseye muhtaç olmadan işlerini yönetmek,
mec. kendi yağı ile kavrulmak (b) üzerinde ısrar etmek,
stand on one's ground: davasından vaz geçmemek (c)
den. yoluna devam etmek, rotayı değiştirmemek.
açık kalmak Verb
(a) göze çarpmak/batmak, sivrilmek, belirmek, tebarüz etmek, (b) karşı koymakta direnmek/inat etmek,

mec. Nuh deyip peygamber dememek.
(a) dikkatle/yakından gözetlemek, gözünden ayırmamak, başında durmak.
He does not work unless one
stands over him: Başında durmadıkça çalışmaz. (b) ertelenmek, tehir edilmek.
(a) (fikrinde/kararında vb.) direnmek, sebat etmek, kararından dönmemek, bildiğinden şaşmamak.
Many
people were angry with the government but the Prime Minister stood pat. (b) (pokerde) yeni kâğıt almamak.
değişikliğe razı olmamak, bildiğinden şaşmamak.
vekâlet etmek Verb
nöbet tutmak Verb
sergileme yeri
birine vaftiz babalığı etmek Verb
kımıldamamak, hareketsiz durmak.
kefil olmak Verb
dimdik ayakta durmak Verb
gurur duymak Verb
ayakta durmak Verb
boyun eğmemek Verb
dik durmak Verb
başını dik tutmak Verb
göreve çağırmak Verb, Military
esas duruşa geçirmek Verb, Military
hazır ola geçirmek Verb, Military
görev başına çağırmak Verb, Military
uygun olmak, yakışmak.
başkalarına ikram etmek.
yargılanmak, muhakeme edilmek.
(a) ayağa kalkmak, ayakta durmak, (b) dayanmak, dayanıklı olmak, (c) geçerli, muteber, yürürlükte olmak,
baki olmak, (d)
argo randevusuna gitmeyip birini bekletmek.
  1. Noun booth
  2. Noun stall
  3. Noun stand
  4. Noun sales booth
  5. Noun cubicle
  6. Noun kiosk
  7. Noun base
  8. Noun pedestal
  9. Noun rack
stand-by

Turkish Dictionary (Kubbealti Turkish Dictionary)

  1. bk. stant