1. Zarf buraya, burada.
    Come (over) here: Buraya gel.
    Your book is here: Kitabınız buradadır.
    Spring
    is here! Bahar geldi.
  2. Zarf bu noktada, bu anda, şimdi.
    here the speaker paused. here you begin.
  3. Zarf (mevcut bir şeye/kimseye/söylenecek söze vb. dikkati çekmek için kullanılır):
    My friend here knows
    the circumstances: Arkadaşım durumu iyi biliyor
    . here! I want you! Gel! Sana söyleyeceklerim var.
    here is/are: işte.
  4. Zarf mevcut, burada(yım) (yoklamaya cevap olarak söylenir).
  5. Zarf
    here below: bu dünyada, hayatta.
    Man wants but little here below: İnsanın hayatta pek az şeye ihtiyacı vardır.
  6. Zarf bu, söz konusu, mevzuubahis, eldeki, elimizdeki, görüşmekte olduğumuz.
    The matter here is of grave
    concern: Bu mesele son derece önemlidir.
    This book here is most useful: Bu kitap fevkalâde faydalıdır.
  7. İsim burası, bu yer/mevki, bu nokta.
    from here: buradan.
    3 km from here: buradan 3 km ötede.

    far from here: buradan uzak(ta).
    It's only a short distance from here.
  8. İsim bu dünya/âlem/hayat
  9. Ünlem bana bak! baksana!
    hey! here! What are you doing? Hey! ne yapıyorsun?
    Look here! = See here!
    Bana bak!
    See here! I can't allow this bad behavior in my house: Bana bak! Evimde böyle terbiyesizliğe müsaade edemem!
  10. Ünlem pek! pek âlâ! şimdi! haydi! (dikkati çekmek, teskin etmek vb. için söylenir).
    here, let me try it:
    Bir de ben deneyeyim bakalım.
    here, don't cry! Haydi, ağlama bakayım!
gerçek çıkarının nerede olduğunu bilmek Fiil
bu civarda, buralarda.
buradan bir saat
burada teslim
burada ingilizce konuşulur
burada herkes birbirini tanımak r
aşırı sinirli
buranın yabancı sıyım
seni burada indirmek reyim
beş blok ötede oturmak Fiil
buraya, burada, bu taraf(t)a.
burada mukim şahıs
şura cıkta
buraya çöp atılmaz
ben de
bu gibi şeylerden hoşlanmak yız pek
“bu (yer, zaman), işbu”.
ör.: hereafter. Ön Ek
derhal, hemen, şimdi, şu anda, vakit geçirmeden, gözümün önünde.
We must settle this problem here
and now! Bu meseleyi derhal bir sonuca bağlamak zorundayız.
Finish your work here and now.
(a) yer yer, şurada burada, ötede beride.
here and there we saw an early crocus blooming. (b)
arasıra, kâh … kâh, zaman zaman.
We heard gunfire here and there.
Haydi bakalım ! İşte başlıyorum
Haydi! başlıyor(uz).
(Genellikle zor veya nahoş bir işe başlarken) Ya Allah! Haydi bakalım! İşte başlıyor(um), Ne olursa olsun!
Ya herru ya merru!
I've never been on a horse before- Well, here goes! Ömrümde ata binmedim, adam sen de, ne olursa olsun (şimdi biniyorum).
işte size bir örnek
bugün var yarın yok, geçici, çok kısa ömürlü.
İşte yeniden başlıyoruz
istenilmeyen bir şeyi tekrar yapmak gerektiğinde söylenir
Al baştan
Yine başlıyoruz.
işte buyrun
buyurunuz! işte (istediğiniz)!
etraf(t)a, ortalığa, her taraf(t)a.
There were toys here, there and everywhere in the house: Evin
her tarafına oyuncaklar yayılmıştı.
= here is.
durum çok tuhaf!
(kadeh kaldırırken şaka olarak) şerefinize!
… şerefine! (kadeh kaldırırken söylenir).
here's to you: şerefinize!
here's to a long a happy
life! Uzun mutlu bir ömür dileğiyle (hadehimi kaldırıyorum)!
sonsuzca var olmak Fiil
kabul görmek Fiil
kabul edilmek Fiil
kalıcı olmak Fiil
iş tarafından alıkonulmak Fiil
Sahi, burada ne işin var?
Defol buradan! Cehennemol!
Let's get the hell out of here! Çabuk buradan tüyelim!
Artık dayanamıyorum! Cümle
Burama kadar geldi.
işlerin ne şekil alacağını görmek Fiil
Bana/buraya bak! baksan(ız)a!
ilgisi/ilişiği/önemi yok, mesele o değil.
What he took is neither here nor there; what we want to
know is what he did with it: Ne aldığının önemi yok, mühim olan mesele onu ne yaptığıdır.
That's neither here nor there: Bunun konu ile ilgisi yok!
Buradan açınız.
Ben(i) de! Benden de al o kadar!
"His long speech annoys me.” “ same here!"
hey! bana bak!
Se here, boys, you mustn't ever do it again!
En son sorumluluk benimdir/Son merci benim/burasıdır. (Başkan Truman'ın masasındaki levha).
Neler oluyor?
Bu da ne demek şimdi?
İnsanlar Yaşadıkça Özel Isim, Sinema